Görüşmelerin tekrar başlayıp başlamayacağı meselesi ortak açıklamaya takılmış.
Bizim cumhurbaşkanımız dün bir çağrı yapmış ve ortak açıklama olmadan da görüşmelerin başlayabileceğini söylemiş.
…
Anastasiadis ise başka havada.
O, Downer’la görüşme gereğini bile duymamış.
…
Bir başka hava daha var.
…
Annan Planı vardı ya.
O bitti.
TC Başbakanı Erdoğan meğer Ban Ki-moon’dan kendi adı ile anılacak olan bir Ban Ki-moon Planı hazırlamasını istemiş.
…
Herhalde Ban Ki-moon gururlanmıştır.
…
İşi yoksa otursun bir plan da o yapsın.
Sonra o da rafa kaldırılsın.
Gelecek olandan da rica edilsin.
O da yapsın…
Sonra o da rafa kaldırılsın…
Sonra…
…
Rahmetli babam bir gün bana o klasik soruyu sormuştu: “Sence ne olacak bu Kıbrıs meselesi?”
Bilmiyordum.
Geçiştirdim.
Şimdi biz çocuklarımıza soruyoruz.
Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?
Bilmiyorlar.
Geçiştiriyorlar.
…
Demek ki, gelen her yeni kuşak bu işi bilmiyor.
Ta öğrensinler, başka kuşaklar yetişiyor…
…
Halbuki her şey ortada değil mi?
Bilenler bilir nasıl olsa.
Kırk yıldır yapılan görüşmelerde her şey konuşuldu.
Güç paylaşımı bile?
Yani, orta yerde bir güç olacak ve bunu nasıl kullanacaklar gibisinden.
…
Konuşulanlar malum.
Ekonomi, çevre, polis, dışişler, iki bölge, siyasi eşitlik, egemenlik, kültürel meseleler falan…
İnciğine boncuğuna kadar…
Sadece biz konuşmadık bu meseleyi.
Dış dünya da konuştu.
Saysak Osmanlı sülalesi kadar yol alır.
…
Her defasında film baştan sarılarak veya bir karesinden başlanarak konuşuluyor bu mesele.
Artık yetmedi mi?
Konuşulmayanlar konuşulmalı.
…
Konuşulmayanlar nedir?
Çok önemli.
Bizi birbirimizden ayıran meseleler.
…
Biz 500 yılda yırttık, domuz eti yiyenlerimiz var.
Ama onlar 500 yılda alışamadılar. Ayak diretip mulihiya yemiyorlar?
Niye?
Onlar duvarlarını beyaza, panjurlarını maviye boyuyor.
Biz duvarları beyaza, panjurları yeşile boyuyoruz.
Niye?
Paskalyalarda biz onlara gitmiyoruz, Bayramlarda onlar bize gelmiyor.
Niye?
Biz trafik kurallarına uymasını sevmiyoruz, onlar harfiyen uyuyor.
Niye?
Biz çevremizi temiz tutmasını bilmeyiz, onlar biliyor.
Niye?
Biz artık, Ahmet, Mehmet, Mustafa, Süleyman, Abdullah, Ali, Emine, Ayşe, Fatma gibi eski Arabik isimleri çocuklarımıza koymuyoruz.
Bu konuda dev adımlar attık.
Asu, Ebru, Beren, Rüzgar, Deniz, Dilayla artık bizim çocuklarımız.
Onlar hala Andrea, Vasiliu, Hrisostomos, Papatopulos, Lukas, Kostantin, Maria gibi kökeni din insanlarına dayanan isimler üzerinde ısrar ediyorlar.
Niye?
Biz camilere girerken ayakkabılarımızı çıkarıyoruz.
Onlar kiliselere girerken Tanrı’nın evine ayakkabıları ile dalıyorlar.
Niye?
Biz, camilerde hep birlikte şarkı söylemiyoruz.
Onlar söylüyor.
Niye?
Biz telefon konuşmalarında “Alo” demeyi bıraktık. “Efendim” diyoruz.
Onlar da “Alo” demeyi bıraktılar “Ela” diyorlar.
Halbuki “Efendi” sözcüğü Yunanca.
Bir bilgi eksikliğinden dolayı kullanmıyorlar.
Niye?
…
Önce hangi mesele halledilmeli efendim?
…
Görüldüğü gibi konuşulmayan mesele çok.
Ama, bir de Ban Ki-moon denesin.
Zararı yok.
Nasıl olsa biz onu Kıbrıslılaştırmasını biliriz…
































