Yıl 1974. Günlerden 13 Ağustos Salı. 2. Cenevre görüşmeleri devam ediyor. Türkiye masada fena halde sıkışmış durumda, adaya yaptığı çıkarma dolayısıyle politik hareket kabiliyetini kaybetmiş. Ve artık gizlice “2. Harekât” konuşuluyor! Tedirginlik büyük. Yunanistan’la olası bir savaş felaketlerin en büyüğü olacak. İngiltere Dışişleri Bakanı Gallaghan Türkiye’ye yönelik baskılarını artırıyor. Türkiye’nin çözüm teklifine karşın Klerides bir yazılı çözüm metnini Denktaş’a veriyor. Öneri şudur:
Kıbrıs’taki Anayasa düzeni iki toplumlu statüsüyle devam edecek. Ancak toplumların güvenliği ve birlikte yaşamalarını sağlamak amacıyla yeniden gözden geçirilecek. Devlet işleri Merkezi Hükümetçe yürütülecek. Başkanlık sistemi devam edecek. Otonom idareler ise verilecek yetkilerini kendilerinin çoğunlukta bulunduğu köyler veya çok köyün bulunduğu bölgelerde kullanılacak…”
Denktaş metni okur “yahu der Klerides’e bu bizim toplumlararası görüşmelerde isteyip de o zaman vermediğiniz yetkilerden başka bir şey değil ki…”
Klerides “bu kadarını bile verebilmem iyiniyetimi göstermez mi” cevabını verir…
Aralarındaki tartışma büyür, Denktaş Cenevrede uzlaşılmazsa adada çok kan akacağından söz eder, Kleridis ise Lefkoşa’ya döndüğünde, “adayı böldük yüzde 34’ünü Türklere verdik” dediğinde (Rumlardan) nasıl vatan haini damgasını yiyeceğini anlatır!
Yunanistan da devrededir ve Makarios’a yapılan darbeye nazire bu kez “Makarios’un Kıbrıs’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı olduğunu” söylemektedir. Adanın hemen Türk askerinden arındırılmasını istemektedir…
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Kisinger de devreye girmiş “kantonlu ve iki bölgeli” çözümün kabulü için uğraşmaktadır.
SON ÇARE 2. HAREKÂT: Müzakereler sonuçsuz kalır. Türk askerleri Beşparmaklarda çok sıkışık durumda ve tehdit altındadırlar. 2. Harekâtı gerçekleştirip “Attila hattını” çizmekten başka çare yoktur.
Müzakere odasının masasında birbirlerini kediler gibi tırmalamaya hazır 5 kızgın adam vardır. TC Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Yunanistan Dışişleri Bakanı Mavros, İngiltere Dışişleri Bakanı Gallaghan, Rum Cumhurbaşkanı Klerides ve lider Denktaş.
…Müzakereler tıkandığında Gallaghan fena halde sinirlenir ve Türk delegasyonuna dönerek “bugün Kıbrıs ordunuzun esiridir ancak yarın ordunuz adanın esiri olacaktır” der.
Türk delegasyonu “böyle bir tehdidi beklemediğinden donar kalır!” Güneş hiç cevap vermez! Sadece fısıltılar işitilir: “Türk askeri çilolata asker değildir, delirdi mi bu adam!” !
Saatler hızla ilerlemektedir. Kelerides aceleyle “benim uçağım kaçacak ayrılmam gerekir der. Türk, Rum ve Yunanistan delegasyonları toplantıdan ayrılmak için hazırlanmaktadırlar.. Gallaghan toplantıyı bitirecek, “Perşembe sabahı toplantıya gelir misiniz” teklifinde bulunur. “ZAFER” PAROLASI. Gece yarısını geçti, Saat 01.45. Parolanın gönderilmesine sadece 45 dakika kaldı. Denktaş 2. Barış Harekâtının başlayacağını bilmiyor, ondan bile gizlediler. Saat 02.20 “Zafer” parolasının geçerli olmasına 10 dakika vardır.. Aralarında geçen son konuşmayı Mehmet ali Birant’tan aktarıyorum Gallaghan: “Perşembe sabahı toplantıya dönecek miyiz?” Klerdeis: Evet.” Mavros: “ Evet.” Denktaş: “Türkiye gelirse ben da katılırım.”
Saat 02.30’dur ve “Zafer Parolası” devreye girmiştir.
Günlerden 14 Ağustos Çarşamba. Saat 04.30. “Ayşe Tatile çıktı!” 2. Barış Harekâtı başladı…
********** TEPEDEKİ TARTIŞMA BİLGİ KİRLİLİĞİNİN SONUCUDUR!
Geçen hafta birbirleri ile çok uyumlu olmaları gereken Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı ile Başbakan Hüseyin Özgürgün birbirlerinin kalbini kırıp yaralayacak kadar tatsız ve yersiz bir laf düellosu yaptılardı.
Tatsız sorun Özgürgün’ün Sn. Akıncı’yı müzakere masasındaki tutumuyla eleştirmiş olmasıydı. Kelimeleri sivri ve onur kırıcıydı. Cumhurbaşkanı ile en üst makamları paylaşan bir Başbakan’nın dilinin böyle olmaması gerekirdi. Ortada BM’ler gözetiminde bir müzakere masası ve etrafında “halkın oyları ile seçilmiş müzakereciler varken” Özgürgün’ün her halde Cumhurbaşkanını (yıkadım serdim, ipe astım kurusun) düşüncesinde, aslında “kompleks” olarak ifade edilecek bir çıkışla eleştirmesi, politik kimliğine yakışmadı!
Nitekim ne diyordu Özgürgün Sn. Akıncı’ya: “Masada Ezilmiş büzülmüş, bitkin, anlaşma dilenen bir ortam görüyorum. Maalesef buna da çok büyük tepki gösteriyorum. Öyle bir şeyi biz asla kabul etmiyoruz. Bunu kabul eden varsa buyursun Sn. Akıncı o yolu onunla yürüsün…”
BİLGİ KİRLİLİĞİ: Özgürgün’nün sivri kelimeleri ile devam eden açıklamasına bakıyorum. Ayni minval üzere gidiyor ama Sn. Akıncı’nın masada Türk halkını mağdur edecek yahut “asla kabul edilemeyecek” hangi ödünleri verdiğini göremiyorum. Sadece ve bizim gibi her halde o da süreçle ilgili Rum medyasından derlenip iletilmiş haberleri değerlendirmektedir ki kuşkusu da oradan kaynaklı olmalıdır. Ne var ki Başbakan’nın konuyla ilgili çok daha derinliğine bilgili olması gerekir.
Olayın yanlışına gelince: Sn. Akıncı’yı zaman zaman “Köşemde” ben de kıyasıya eleştiriyorum. Bu eleştirilerimden bir tanesi (eğer Özgürgün’ün sinirli çıkışının bir haklı yanını da görmek istersek) yapacağımız değerlendirme ile şudur:
Müzakereler başlayalı beridir Rum medyası dur durak bilmeden ve anında, masada ne konuşulmuşsa hepsini de ayazlattı! Sn. Akıncı önceleri “kulak asmayın doğru değiller” yollarında açıklamalar yaptı ama sonradan gördük: Sn Akıncı çoğu zaman “ben sizin hakkınızı çiğnettirmem” demiş olmasına karşın, bazı haklarımız yenmiş! Mesela artık çok iyi biliyoruz çünkü medyayı da aşıp gizliliği deldikten sonra resmen açıklamalar yapan Anastasiadis’in kendisidir! Eee insaf! Anstasiadis yat kalk Allah yalan mı söyler? Şimdi yeniden nelerin masada görüşüldüğünü tartışıldığını kabul edildiğini yazmayacağım ama mesela artık dünya alem bilir ki Rum tarafı TC’nin garantörlüğünü asla kabul etmez.. AB müktesebatının 4 özgürlüğü de geçerli olacak… Ve evet nüfusumuz Rum nüfusa göre dörtte bir oranına düşürülecek…
Sadece bunlar müzakerelerle ilgili kuşkuları kamçılamaya yeter de artar bile.. Sn. Akıncı’nın en azından Başbakan ve Dışişleri Bakanını zaman zaman açık ve net bilgilendirmesi gerekirdi. Bu olmayınca “bilgi kirliliği” oluyor! Öyle de olunca en tepede bile işte böylesi tatsızlıklar yaşanıyor..
































