Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Direnbahçe…

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda…”


Nazım Hikmet’in bu şiirini bilmeyen yok.
Şiir Cem Karaca tarafından gürül gürül bir şarkı haline gelince, dizelerin tadı katmerlenmiş oldu…

Gülhane Parkı, İstanbul için önemli.
Birçok şairin dizelerine, birçok ressamın tuvallerine konu olmuş…

Denildiğine göre 1950’li yıllarda çok güzelmiş park.
Ondan sonra bozulmuş.
Senelerce de öyle kalmış.
Kimseler ilgilenmemiş.
2003 yılında İstanbul Belediyesi Gülhane Parkı’nı yeniden ele almış…

Bizde de Çağlayan Parkı (Veya Çocuk Parkı) yeniden ele alınmıştı…

Yeniden ele almak hem güzel hem kötü.
Güzel olanı, parkın nostaljik değerleri de korunarak devamlılığını sağlamak.
Kötü olanı, vizyon sahibi olmayan insanların elinde bir parkın veya bahçenin bütün nostaljik değerlerinin silinip kaybolması…

İstanbul Belediyesi tarihi parkı yeniden ele alırken, 1950 vizyonunu göz önüne almış ve park 1950’li yıllara kadar nasılsa, o hale getirilmiş…

Bu durumda şair rahat olabilir.
Ceviz ağacı da.
Varsın polis olmasın!..

Bizde hiçbir şair “Ben bir yasemin ağacıyım Çağlayan Parkı’nda” dememiştir.
Dememiştir ama yasemince şiirler çok üretilmiştir…

Bir evvelki belediye döneminde Çağlayan Parkı ele alınmıştı.
Finansmanını da Ankara’da ODTÜ kenarından geçen yol yüzünden ağaçları sökmekte kararlı olan Ankara Belediyesi Başkanı Melih Gökçek üstlenmişti.
Galiba, projeyi de üstlenmişler ve adını da Ankara Parkı şeklinde değiştirmişlerdi…

Melih Gökçek nere, Lefkoşa’daki Çocuk Bahçesi nere?
Anibal’i nereden bilecek Gökçek?..
Ya da lingiriyi!..

Neticede, kabahatin yarısı değil, çoğu bizim.
Sen kendi işini yapamaz ve aciz duruma düşersen, netice böyle olur.
Ankara’da ağaç sökenler gelir ve senin hatıralarını sökerler!
Kendi hatıralarına saygısı olmayanlar, senin hatıralarını nasıl düşleyip saygı göstersin ki?..

Çocuk Bahçesi yeniden eski değerine kavuşabilir mi?
Gülhane Parkı gibi.
Bayram yeri yine orada kurulabilir mi?
Böylece seyyar satıcılar Çağlayan yolu üzerinde yerlerini alabilirler mi?
Çocuklar, Çocuk Bahçesi’nde çarpışan arabacıklara binebilirler mi, yeniden pastaneler orada açılabilir mi?
İnsanlar tahta kanepelerde oturabilirler mi, gelen geçenle sohbet edebilirler mi?
Kahveciler, dondurmacılar yerlerini alabilirler mi, siftahlarını orada yapabilirler mi?
Kızlı erkekli gençler bahçede yürüyüşe çıkabilirler mi?
Ellerinde kitapları, bir köşede oturup hatıra biriktirebilirler mi?
Acaba, eski Çağlayan sakinleri de yavaştan yerlerine dönebilirler mi?..

Ne güzel ki Anibal hala orada.
Üstelik kola sattığı ilk bisikleti de yanında.
Anibal’in yanında darıcı, fıstıkçı, fındıkçı olsa.
Felafelci gelip bir köşeye kurulsa.
Bir çocuk usulca yanınıza sokulup yasemin satsa.
Bahçedeki fıskiyelerden sıçrayan sular yüzünüze serpilse.
Bir bahar akşamı yıldızlar o bahçeden seyredilse.
Anneler çocuklarını el arabaları ile o bahçede gezdirse.
Bıyığı yeni terlemiş bir delikanlı, yaşlı bir teyzeyi kolundan tutsa, karşıya geçirse…

O park.
Nice hatıraların gizlendiği bahçe.
O yol.
Çağlayan yolu.
Hep gidiş geliş kalsın. Tek yol olmasın…

O bahçede…
Saat on, saat on bir, saat on iki…
Zaman yavaş aksa, hiç geçmese…

Direnbahçe!