Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm olacak mı?

(Önce dünkü yazımdaki bir yanlışı düzelteyim. Türkiye’deki gelişmeleri ve etkilerini anlatırken bir Tv. Programında Halil İnancık’ın “Osmanlı” adlı kitabından aktarmalar yapan “İlker Başbubuğ”un adını “İlker Türkmen” olarak yazdım. Bu yanlışı geçmişte de yapmıştım demek ki iki ad arasında bir zihin karışıklığına takılıyorum, özür dilerim.)

SİYASİ SORUNA GELİNCE: Dün gazetelere şöyle bir baktım, sayfalarında her bir şeyler var ama  hayret! Akıncı ile Anastasiadis yok! Ne haberleri ne de açıklamaları ile!

Demek “süreç yorgunu” olmuşlar! New York’taki müzakereler arifesinde tabi balığa gidemeyeceklerinden az biraz soluklanıyorlar. Müzakereleri sürdürmek Kolay değil tabi! Çünkü Kıbrıs sorunu dediğiniz İngiliz’in adayı Türk ve Rumlara bırakmasından beridir devam ediyor! Zaten imparatorluğunda güneş batmaz dedikleri Büyük Britanya özellikle Ortadoğu’da işgal ettiği  hangi müstemlekesinden ayrıldıysa arkasında kanlı yangınlı savaşlar bıraktı! Ki hâlâ devam ediyor.

Zaman zaman bana soruyorlar. “Çözüm olacak mı?” Liderleri ve AB ile BM’leri izlerseniz “çözüme hiç bu kadar yakın olunmadı” söylemlerinin hiç eksilmediğini görürsünüz! Tabi bu kanaate nasıl vardıklarını bilemiyorum. Çünkü ortada henüz görüşmeci liderlerin bile “uzlaştık” deyip de dosyasını kapatıp Ban Ki Moon’a sundukları tek bir “konu” yoktur!

Kaldı ki müzakerelerle ilgili tartıştığımız konuların başını çeken “mülkiyet, toprak konusu dönüşümlü başkanlık ve TC’nin garantörlüğü sorunlarını, gökten Hz. İsa ile Hz. Muhammed’i indirip masaya oturtsanız çözemezler! Sadece “ihtiyatlı” davranıyor ve diyorum ki “vatan millet duygusunu  ‘izm’lere kurban eden “para tanrısı” eğer bol keseden iade edilecek mülklere topraklara karşılık “yurolardan oluşan ulufe dağıtacağım” derse hiç şüphem yoktur ki kaparozlayacak müşterileri çoktur! O zaman işte çözüm olur! Diyelim ve New York müzakerelerinin başlamasını bekleyelim.


KANSEROJEN İKİ SORUN: “RÜŞVET VE DAYAK!)

İnsanlık kanseri yenemedi! Biz de “rüşvetle” poliste “dayağı!”

Rüşvet: Rahmetlik Denktaş’tan beridir yazarım. Güzelyurt’taki bir konuşmasında “KKTC’de rüşvet var” diyerek yakındıydı. Yazdımdı, “açıklama yapacağınıza önlesenize!” “Ben söylerim siz üstesinden gelin” cevabını verdiydi! Ne var ki KKTC’de rüşvet katmerlene katmerlene bugünlere kadar geldi! Her gün “menkibelerini” dinliyoruz! Kamunun, türlü çeşitli mesleki grupların kanına canına girmiş!

Dayak: Bir zamanlar bazı polis komutanlarına, polislere falan sormuştum. “Neden tutukladığınız kişileri dövüyorsunuz?” “Eşref bey diyorlardı. Bilsen tutuklu olarak kimler kimler geliyor buraya. Yürümeyecek kadar sarhoş olanlar, esrar çekip dalgada gidenler, hırsızlar, katiller, voyvodalık yapmaya kalkanlar…” Ben yine de “tabi ki böylesi suçlular polis tarafından tutuklanacak. Dövmek mi gerekir” demeye devam ederdim.. “Ama diyorlardı, saldırıyorlar, bağırıyor, sövüyorlar, zaptedemiyoruz mecburen dövüyoruz!”

Oysa: Sarhoş olmuş, esrar çekmiş insan zaten ayakta duramaz. Direniyorsa varlığının bile farkında olmadığındandır! Polisin görevi o tutukluları sakinleştirip mahkemelere sevk etmek değil midir? Neden ille de dövmek?

Çünkü alışkanlık haline geldi! Hatta “özel dövücüler” bile yetiştirildi sonunda yetiştirenler bile dayanamadı görev yerlerini değiştirme zorunda kalındı. Ancak “dayak” da rüşvet gibi geleneksel bir uygulama haline geldi!  İnsanın doğasında zaten vardır. Bir nevi rüşt ispatı, üstünlük duygusu, “ben de dövdüm” keyfine varmanın psikozu!

Sonunda ne oldu ama? Zaten dövmek yanlış, bu kez yanlış insan dövüldü!  Şimdi “bu yanlış üzerine konmuş yanlışın” faturasını kim ödeyecek! Nitekim bu “dayak atma” olaylarıdır ki polisi toplum katlarında itibarsızlaştırıyor da! Kısaca poliste dayağa bir son vermek gerekecek çünkü kantarın topuzu çok fena kaydı!


KISACA TAKILDIĞIM: (GİDİ AVRUPA SENİ!)

Bir zamanlar Güney’e gıpta ile değil “onlar ve biz” davasından dolayı hasetle bakardık! Ve neden ekonomik yönden Rum tarafının düzeyine gelemiyoruz diyerek hayıflanırdık. Yunanistan’daki ekonomik kriz Güney’i de vurduğunda eşitlendik! Tek bir şansları oldu “tanınmış devlet olmalarının getirdiği olanaklarla turizm sektörünü ayakta tutmaları.” Fakat çekin o turizmi altlarından, kırk küpü üst üste dizseler en altındaki çekseler, seyredin siz gümbürtüyü!

Nitekim: AB’nin “Eurobarometre 85” ilkbahar sonuçları açıklanmış. Fakat öyle rakamlara, istatistiklere dayanan bir açıklama değil. Güney’de ve Kuzey’de “halk ekonomi konusunda ne düşünüyor” sorusuna dayanan bir anket. KKTC ayrı bir başlık altında verilmiş.

Ben rakamlara girmeyim. Çok kısaca Kuzey için çıkan sonuç şu: “12 ay içinde ekonomi daha beter kötüye gidecek! Pahalılık ve işsizlik artacak…” Ve ekliyor: “Kuzey’deki Türk halkı için Avrupa Birliği, demokrasi, barış, güven anlamına geliyormuş!”

Anladınız mı? Açıklama, liderler New York’ta son raundu oynamaya başlarken yapıldı. Verilen mesaj şu: “Çözün Kıbrıs sorununu, Referandumda evet deyin, AB üyesi olun, kurtulun bu ekonomik zillet ve mezelletten!” Biz bu filmi hatırlarsanız Annan planında da seyrettiydik! Şimdi yeniden vizyona koydular! Gidi Avrupa seni!