Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sn. Akıncı’nın umutlu açıklamaları…

       Bundan sonraki müzakereler heyecanlı geçecek, ö döneme girdik!  Çünkü hem mülkler hem  sınırları da tespit edecek olan toprak konusu müzakere edilecek!

       Sn. Akıncı ile Anastasiadis geçtiğimiz Cuma günü yeniden bir araya geldiler. Yapılan açıklamalara baktım öteden beridir devam eden  “politik üslup” farkı yine vardı. Sn. Akıncı’nın ümitli iyimserliğine karşın Anastasiadis aşılamamış sorunları hatırlatarak, “daha alınacak yol vardır” diyordu…

       Sn. Akıncı Ağustos ve Eylül aylarında yapacakları müzakerelerde yine bütün konulara değinileceğini söylerken, garantiler konusunun da yeniden görüşebileceğini vurguladı…         Burada bir parantez açıyor ve “garantiler sorununa” bir de şu prespektiften bakıyorum.      (Sn. Akıncı’ya göre bu sorun üç garantör ülkenin bir araya gelmesiyle çözülebilir. Ve zaten bu ülkelerin de asli sorunlarıdır. Fakat ayni zamanda Kıbrıs Türk halkının da “özel sorunudur.”  Nitekim geçmişte Sn. Akıncı “halkım Türkiye’nin garantörlüğünü istiyor” diyordu ve tabi ki doğru söylüyordu. Çözümde halk iradesi her şeyin üzerinde ise ve olası referandumda halk bir kez daha kendi kaderini tayin etmek için sandığa gidecekse şu halde, eğer güvenlik kuşku ve korkusu duyuyorsa, self determinasyon hakkından doğan iradesini “Türkiye’nin garantörlüğü” için de kullanacak hakka sahip olmalıdır. Yani sorunu Türkiye’ye, İngiltere’ye, Yunanistan’a ve BM’lerin bulacakları çözüme bırakmak, Türk halkının iradesini hiçe saymaktan  başka bir şey değildir. Kaldı ki Avrupa’nın Amerika’nın İngiltere’nin  darbe nedeniyle  Türkiye’ye ne kadar uzak durdukları ve  meşru hükümetle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kıyasıya eleştirip adeta darbecilerden yana tavır aldıkları da görülen gerçektir! Bu ülkelerin bu darbeden  sonra müzakerelerde gündeme gelecek  garantiler konusunda açık seçik yeşil ışık değil, kırmızı ışık yakacakları ayan beyandır!)

       Devam ediyorum.  Sn. Akıncı Eylül ayında konuların resminin daha iyi görüneceğini söylerken şunu da hatırlatıyor: “Müzakerelerde 6 başlık vardır. Bu başlıkların dönüşümlü olarak konuşulacağı üzerinde Anastasiadis’le mutabaka vardık…”

       (Görülüyor ki  son günlerde “uzlaştık”  denilen konularda hâlâ pürüzler vardır ve bunlar peyderpey yeniden ele alınacaklardır. Yani başlıkların hiç biri pembe kurdeleli dosyası ile   “bu tamam” denilerek Ban Ki Moon’a müjdelerle sunulması için Eide’ye teslim edilmemiştir…)

       Sn. Akıncı “dönüşümlü Başkanlık” konusunda uzlaşı sağlanamadığını fakat umutlu olduğunu söylüyor. Öyle de olması  gerekiyor. Çünkü “siyasi eşitlik”  ilkesinin anası da esası da dönüşümlü Başkanlıktır.  “Türk tarafını yönetim erkinden soyutlayıp pasifize edilmesini önleyecek en güçlü unsurdur.”                             (Yoksa Başkanı hepten Rum olan bir Federal sistem 1960’da başkanlığını Makarios’un yaptığı Kıbrıs Cumhuriyetinin akibetine düşer!)                    Sn. Akıncı ayrıca  “bu süreci umutsuz bir vaka olarak görmüyorum, bir ışık olduğunu önemli bir fırsat olduğunu söylüyorum. Ama belki de son deneme olduğunun altını çizmekte de fayda var”  diyor!

       (Rum tarafının tutumu böyle devam ederse tabi ki müzakereler umutsuz bir vakadır! Buna karşın “son deneme” değildir.  Ne diyoruz sık sık? “Bu adada iki halk Kuzey’de ve Güney’de yaşarlarken ve birbirlerine bu kadar yakınken bir çözüm formülünde buluşmamaları mümkün değildir, zaten bunun peşini ne AB bırakır ne de BM’lerle Amerika!)

       Tabi Sn Akıncı şunu da söylüyor: “…Önemli olan sonunda halkın önünde huzur içerisinde, “evet bu çözüm sizin geleceğiniz için bu şartlarda en iyisidir” diyebilecek noktaya gelmektir. Temenni ederim ki bu noktaya hep birlikte gelebilelim.”

       Hepimizin temennisi bu değil midir? Ancak “bu şartlarda” vurgulaması bana yeniden şunu hatırlatıyor: “Masaya kazanmak için değil en az zararla bu çözümü nasıl sağlarız” psikolojisi ile oturduk ve bu “kaderci” yaklaşım  hâlâ devam ediyor! İçimizdeki bir kısım “güney aşığı insanlarımızın da sesli soluklu kampanyaları ile geliştirilen çözüm şekli “verelim ve karşılığında çözümü alalım” siyasetine dayanıyor! Tabi o kadar kolay değil!

       Kısaca Sn. Akıncı’nın öteden beri çok zor bir görev üslendiğini biliyoruz. Layıkıyla yapıyor mu? Evet! Fakat süreçle ilgili gelişmeleri daha açık seçik halkla paylaşmasında da yarar olacaktır. Eğer halk için en iyisini istiyorsa… (Yarın da Anastasiadis’e bakarız.)