Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“O mahur beste çalar”ken

“O mahur beste çalar”, biz her gün bir şeylerle vedalaşırız…

Eski sokak lâmbalarının loş ışıkları altında geçen çocukluğumuzla çoktan vedalaştık…
Daracık sokaklarda yürüyen geçliğimizle vedalaştık…
Yasemin satan çocuklarla,  gürül gürül akan Kanlı Dere ile Haydarpaşa ve Yenicami İlkokulları ile Reşadiye ve Abdi Çavuş sokakları ile vedalaştık…
O mahur beste çalarken…
Kapı önlerinde oturup mulihiya ayıklayan, tığda yün işleyen kadınlarla vedalaştık…
Sündürmeleri geniş avlulara açılan, içinde hurma, nar ve akasya ağaçları olan o evlerle vedalaştık…
Köy otobüsleri ve bisikletlerle; cümbezle, ceviz ve turunç macunuyla vedalaştık…
Vedalaştık kum torbasından mevzilerle ve öteyi gözleyen mazgal delikleriyle; tel örgülerle, soğuk ve ayaz gecelerle… Sten, bren ve A-4’le vedalaştık…
Eski sokaklarla vedalaştık…
Dönülmez akşamın ufkundayım/ Vakit çok geç/ Bu son fasıldır ey ömrüm/ Nasıl geçersen geç…
O şiirlerdeki mısralarla vedalaştık:
Yedi tepeli şehrimde/Unuttum gonca gülümü/Ne ölümden korkmak ayıp/ Ne de düşünmek ölümü…
20, 30, 40 yaşlarımızla vedalaştık…
Sevda, Necla, Süheyla ve Ayla ile vedalaştık…
İlk aşklarla…
Hisar üstleri ve hisar altlarıyla; ısırgan otları ve ayrelli ve ebe gömeçleri ile vedalaştık…

O mahur beste çalar, biz her gün bir şeylerle vedalaşırız…

Vedalaştık dört gözle beklenen telgraflarla…
Denizin ve toprağın, dağların ve göklerin bir yarısı ile vedalaştık…
Denizde balıkların, toprakta ot, kurt ve böceklerin; dağlarda nergislerin, kartal, akbaba ve atmacaların, çam, zeytin, harnıp ve alıç ağaçlarının bir yarısı ile vedalaştık…
Köylerin, mezarlıkların ve mandraların ve harman yerlerinin ve yel değirmenlerinin ve çeşmelerin yatırların ve ölenlerle kalanların bir yarısı ile vedalaştık…
Vedalaştık o mahur beste ile birlikte…
Yorgancılarla, salepçi ve dondurmacılarla, muhallebici, helvacı, şeker bademci, ciğerci, makasçı, lambasuyucu ve kalaycılarla vedalaştık…
Rüzgara açık kalan sokak kapıları ile yazları serin kışları sıcak tutan kerpiç duvarlarla vedalaştık…
Sokak başlarını aydınlatan o loş lambalarla…
Vedalaştık o eski terzilerle, kuaförlerle, toptancı ve parakentecilerle…
Vedalaştık aşure ve lokma günleri ile…
Köşelerde duran telefon kulübeleri, posta kutuları ve mektuplarla vedalaştık…
Eski yazlık ve kışlık sinemalarla, eski bayram yerleri ile…  Fıstıkçı, fındıkçı, darıcı, çörekçi ile…
Vedalaştık eski kentlerin meyhaneleri ile ve köy düğünlerinde oynanan bıçak oyunlarıyla…
Mehmetalilerle vedalaştık… Onların kemane, def ve deplekleri ile vedalaştık o mahur beste çalarken…
Kök aynalarla, topraktan su küpleri ile, eski dikiş makineleri ve ahşaptan radyolarla vedalaştık…
O mahur beste çalarken her gün bir şeylerle vedalaşıyoruz…
Her gün!..