Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yangına körükle gitmenin alemi yok

Geçtiğimiz gün “Bulanık suda balık avlamak isteyen çok” başlıklı yazımda, yaşanan olağanüstü duruma, hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini belirtmiş ve şöyle demiştim;

“Bu bakımdan,   KKTC heyetinin bu dönemde Ankara’ya yaptığı ziyaretin zamanlaması iyi olmuştur… Hem bir nevi normalleşme tablosu çizildi, hem de iki devlet arasındaki ilişkilerin düzeyi sergilendi.  Yeter ki icraatlar da yukarıda sıraladığım istismarlara olanak vermeyecek şekilde olsun.  Bizim tarafın, hiç de tecrübeli olmadığı ‘darbe girişimi’ gibi konularda, sağduyulu hareket etmesi, heyecana kapılmaması, kraldan çok kralcı bir görüntü vermemesi şart. Zira bugünlerde bulanık suda balık avlamak isteyenler o kadar çok ki…”.

“İç hatlar” meselesi tam da dediğim gibi oldu…

Başbakan Özgürgün, KKTC’ye Türkiye’den uçuşlar iç hatlardan olacak” dediğinde, olay anında sosyal medyada patladı…

Başta muhaceret kontrolundan geçilmeyeceği endişesi, arkasından aktarmalı uçacak olanların durumu, değişikliği bilmeyenlerin dış hatlardan, iç hatlara yönlendirilmesinin yaratacağı kargaşa, duty-free ve daha bir çok soru soruldu…. Hatta işi “vilayetleşmeye” kadar götüren oldu…

Ne yorumlar, ne yorumlar…

Korktuğumuz buydu zaten…

Bizimle hiç bir alakası olmayan bir konunun, hem içte, hem de Kıbrıs konusunda zararımıza sonuçlar doğurmasından, algılar yaratmasından, gereksiz kaosa neden olmasından korkmuştuk.

Sonuçta Özgürgün’ün kesinleşmiş bir durum olmadığı halde, ağzından dökülen sözler olduğu ortaya çıktı…

Bu konularda tecrübesizliğimiz ortadaydı. Bir de Başbakan’ın malum gaflarını bildiğimizden sanki içimize doğmuş gibi yorum yapmıştık…

Her neyse, Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu açıkladı da rahatladık…

Bakan, Yenidüzen’e yaptığı açıklamada “Net bir durum yok. Şu aşamada ne olacağı, nasıl olacağı netleşmiş değil” dedi…

Ama durduk yerde tatsız bir tartışma ortamı doğdu. Hem de hiç ihtiyacımız olmayan bir şekilde.  “Türkiye’nin dayatması” olarak yayılmaya çalışıldı. Oysa öğrendik ki, bizimkiler bir kolaylık talep etmiş, o an için çeşitli görüşler sunulmuş. Hepsi bu…

Hani şuyuu vukuundan beter derler ya, aynen öyle.

Olmayan bir şeyin dedikodusu, daha kötü etki yarattı…

Bir kere daha yazalım, kimse aklına geleni konuşmasın.

Eğer bir karar da alınacaksa, endişe yaratmayacak şekilde düzenlensin, ona göre açıklansın. Hatta yazılı açıklama yapılsın…

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. Özellikle ekonomi ve dış politika bir şekilde zarar görüyor.

Olayın ciddiyetine uygun devlet adamlığı gerektiren günler bunlar.

Yangına körükle gitmenin alemi yok!

Yine de eğri gemi doğru sefer…

Kamuoyunun tepkisi hükümeti en azından bir yanlıştan döndürecek…

YERİN KULAĞI VAR

HAYDİ HERKES TOPLANTIYA: Karaoğlanoğlu’ndaki tartışmalı otel inşaatı neredeyse bitmek üzere, mahkeme ara emri vermiş, inşaat mühürlenmiş, Şehir Planlama Dairesi nihayet halka soruyor. Neyi, Emirname değişikliğini. Ülkeyi korumak değil maksat, kuralları duruma uydurmak.  Aynen tahmin edildiği gibi, 4 kata kadar izin olan Kahverengi bölgeyi, sırf bu inşaat tamamlansın diye Mavi Bölgeye çevirecekler. Yani gereğini yapacaklar. Olaya tepkisi olan herkesin, 3 Ağustos 2016 Çarşamba günü 10.30’da, Leymosun Kültür evinde olması, tepkisini göstermesi şart. Katılımcı demokrasinin gereği bu. Klavye başında ahkam kesmekle olmuyor…

GELİR PAYLAŞIMINDAN NE HABER: DPÖ, kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla’nın 2015’de yüzde 4 büyüyerek, 13 bin 721 dolara yükseldiğini açıkladı. Bu rakamla, Libya’yla Türkiye arasında bir yerdeyiz.  Tabii uluslararası değerlendirmeye girmiyoruz ama, eğer girseydik, 184 ülkede 64. sırada olmamız gerekiyordu. Kağıt üstünde güzel de acaba, gelir dağılımında nasıl? Vatandaşın kaçta kaçı hangi dilime giriyor. Bu gelir nasıl paylaşılıyor. Çalışan nüfusunun yarıdan fazlası asgari ücret alan bir ülkede kaç kişi  ayda 1143 dolar alıyor? Bu arada hatırlatalım, Güney’de krize rağmen bu rakam 28,256 Dolar…

ARADA EZİLİYORLAR: Ülkemizdeki sıcaklar iyiden iyiye hissedilmeye başlandı. Özellikle de dışarıda çalışan işçiler kavurucu sıcaklarda çalışırken epey zorlanıyor. Ama ne yapacaklar, ekmek parası. Hükümet, 13:00-16:00 saatleri arsında çalışılmamasını önerirken işveren, Ağustos ayının ilk 10 günü işçilerin izine çıkarılmasını ve ücretlerinin devletle yarı yarıya ödemeyi teklif ediyor. Ağustos ayı geldi ama, henüz ortak bir karar yok. Olan yine işçilere oluyor… 

KAPANIN ELİNDE KALIYOR: Özellikle UBP-DP hükümeti döneminde bazı arazi ve işletmelerin rant gayesiyle özel şirketlere devirlerinde önemli artışlar yaşanıyor. Karaoğlanoğlu’ndaki devlet arazisini devretme girişiminden sonra, şimdi de Mağusa Limanı içerisinde bulunan ve sadece surların tamirinde kullanılma kararı olan tarihi taş ocağı özel bir şirkete devrediliyor. Taşocağını alan şirketin, halihazırda geçerli bir taş ocağı işletme ruhsatı bulunmadığı da iddia ediliyor…Sizin anlayacağınız memleketin taşı toprağı kapanın elinde kalıyor…

BAŞKENT OLMANIN BEDELİ: Türkiye’den gelen suyu, en pahalı Lefkoşalı alacak. Diğer belediyelere göre suyun taban ve tavan fiyatı en yüksek olan Lefkoşa’da tavan fiyat tonu 7 lira olarak açıklandı. Herhalde başkent olmanın diyetini ödüyoruz. Daha birkaç ay önce ‘su, su’ diye yırtınırken, bugün fiyatını tartışıyoruz. Ne diyeyim, gözü kör olsun bu susuzluğun…

ÜRETİCİ SUYU BEKLİYOR: Vatandaş Türkiye’den gelen suyun fiyatını tartışa durusun, Üretici,  tek kurtuluşun gelen suda olduğuna inanıyor. Kıbrıs Türk Narenciye İhracatçılar Birliği Başkanı Gökhan Saraç, narenciye sektörü kuraklıktan dolayı büyük sorunlar yaşarken Türkiye’den gelen suyun barajda bekletilmesinin üzücü olduğunu dile getirerek, yetkililerin biran önce bu suyun dağıtılması ve tarım alanlarına verilmesini istedi.  Sayın Saraç, Tarım Bakanı açıkladı. Daha planlaması yeni başlıyor, epeyce bekleyeceksiniz.

ZİRVEDEKİLER: Oya Kutsal: “İşte… Hep söylediğimiz şey. Bütün yanlışların temeli, bu ülkeyi yönetenlerin bir avuçluk ülkeye mısmıl bir sistem getirememeleridir. Acı olan ise, hiç umurlarında olmaması. Halk sesini çıkarmasa diyeceğim ama, halkı da umursayan yok ki. Sevgili Ali Tuncay’in da çok güzel ifade ettigi gibi, bütün Meclis iktidar partisi, halk da ana muhalefet partisi olmuş. Tam bir komedi…”.

DİPTEKİLER: Sayıştay Başkanlığı: Halkın Partisi, Başbakan’ın kızının mezuniyetine resmi heyetle gidişini sormuştu Sayıştay’a. Başkan ve üyelerine kıyakta sınır tanımayan Sayıştay, aldığı dilekçeye 30 gün içinde cevap vermesi gerekirken, Anayasa ve İyi İdare Yasası’na aykırı davranıyor ve kaale bile almıyor. Şimdi HP, Bilgi Edinme Hakkı Yasası altında bir dilekçe daha sunacak, yine cevap almazsa, dava açacak. Madem uyulmayacak, onca Yasa niye çıkar ki… Ya da uymamanın cezası nedir..?