Sanki Azrailin eli canıma uzanmış da sıkmaya başlamış hissettim kendimi! “Allah kahretsin dedim!” Türkiye’nin başına gelmedik kalmadı bir bu kaldıydı, o da gerçekleşti!
Bazan yazmanın ve konuşmanın anlamsızlaştığı, düşüncelerinizin donduğu olaylarla sarmalanırsınız. Türkiye’deki darbe girişimi haberleri ile bir koca akşamı uykusuz geçirirken bir kez daha yaşadım bunu! Neyi niçin yazacaksın? Neyi niçin anlatacaksın? Olmaması gerekenler olduktan sonra neyin yorumunu yapacaksın.
Ki son “askeri darbeyi 12 Eylül’de yaşadıydı Türkiye. Yaralarını hâlâ saramadı. Bu şimdiki ise artık milenyumu görmüş dünyamızda bin 1900’leri geride bırakıp 2 binlere adım attığımız 2016’larda oluyor! Zaten haber kanalları, spikerler, yorumcular, siyasiler de hayretle soruyorlar: “2016’da olur mu böyle darbe” diyorlar? Öteye bile geçer! Dünyanın yarısı İşid belası ile mücadele eder, bir yarısı terör olayları ile sarsılırken “askeri darbe” de hayda hayda olur! Olur da ille bula bula, ola ola yine Türkiye’de mi?
NE VAR Kİ: Olan oldu! Kim bilir bu olanların açtığı yaralar kaç yıl sonra kapanacak! Ve kim bilir Kıbrıs sorununu nasıl olumsuz etkileyecek!
Kısaca Türkiye’deki askeri darbe bizi çok üzdü. Tam da yeni barış sayfaları açılır, komşularla olan kırgınlıklar giderilir yeni dostluklarla işbirliklerine kapılar açılırken, bu askeri darbe çok fena oldu! Çünkü:
LAİKLİK SORUNU: Türkiye hâlâ “laik devlet” olamadı. Avrupa’nın bin 700’lerin sonlarında çözmeye başladığı “kilise ile devlet” çatışmasını çözmeye başladıydı. Oysa her devrede “cami ile devlet” ilişkisi ve etkileşim alanlarının dışında kalan Türkiye, “halk katlarındaki “radikal dinin” devletin üzerinde bir otorite olarak yer alması sorununu çözemedi! Aksine gelip giden hükümetler “radikal dini” siyasi çıkarları için kullandı! Son örneği Erbakan hocadan teverrüs ettiğince, yansıma ve işlevi Ak Parti’de yaşamaktadır!
Bu son askeri darbe de henüz açık seçik açıklanmamış da olsa “Fethullah Gülenciler” girişimidir deniyor, zaten öyledir.. Pekala ama neyi paylaşamıyorlar? “İslam” dinini mi “Devleti” mi?
Oysa Avrupa, sorunu “felsefe,” dolayısıyle felsefecileri” ile çözdüydü.. Mesela İsa için “evet bir peygamberdi, yüceydi ama ayni zamanda bir marangozdu” deniyordu..
Ve şu kaziyeye varılıyordu: Mesela dünyaya mal olmuş, Allah tarafından kutsanmış, peygamber mertebesine ulaşmış da olsa Hz. İsa’nın gerçek kimliğiyle niteliği neyse odur. O da “İsa’nın marangoz olduğudur.”
KEŞKE: Hz. Muhammed’in de kırk yaşına kadar “develerle bezirgâncılık yaptığı” hiç unutulmasaydı! O zaman bir din adamı bir kapitalist olarak Fethullah Gülen de Müslümanlığın “temsilciliğine” soyunmaz, bu yollarda önceleri birlikte hareket ettiği Erdoğan ve arkadaşlarını kendine “rakip” olarak görmez, bir din adamı olarak kalırdı.
FAKAT: Olay son raundu ile bu “düşünceleri” de aşıyor, “devlete sahiplik” söz konusu oluyor.
Kavga burada başlıyor. Bir kesim “islamı demokratik teamüllerle egemen kılmaya çalışıyor;” Fethullah Gülen ve yandaşları gibi bir kesim de “dini devlet gücüyle egemen kılmaya çalışıyor!”
BUNA KARŞIN: Son askeri darbe, “Fethullah Gülen ve yandaşlarının artık yenilgiye uğrayıp tükendiklerini anlamanın son atağında geliştirdikleri bir intikam hareketi olmalıydı! Başaramadılar! İyi ki de başaramadılar çünkü felaketlerin beterleri yaşanırdı!
Bundan sonra Türkiye’de yeni bir düzen kurulur mu? Din demokratik teamüllerin içinde yeniden akidelendirilir mi? Laik devlet yeni Anayasaya kaydını daha güçlüce kazır mı?
Bize bunların cevaplarını Erdoğan’lı AK Parti hükümeti verecektir.
































