Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hükümetin tatil lüksü var mı..?

Bayram, hepimizi bir nebze olsun siyasetten uzaklaştırdı. En azından bir haftadır ne bir tartışma, ne bir grev, ne tepki doğuracak bir açıklama yok şükür.

Meclis de bu arada tatile girdi. İktidar rahat, muhalefet rehavette…

Ama acaba böyle mi olmalı?

Siyasilere baktım, hem bayram tatilini, hem Meclis tatilini tam tatil olarak yaşamaktalar.

Köy köy bayram kutlamaları, gezmeler, tozmalar.

Oysa ne dünya duruyor, ne de ülkenin ihtiyaçları…

Hükümetteki rehavet özellikle dikkat çekici.

Hükümet Porogramı, bir önceki hükümetin sıkı takviminin uğradığı hezimetten korkulmuş olsa gerek, bu kez takvimsizdi. “Şu tarihte şunu yapacağız, bu tarihte bunu” demiyordu.

Oysa sıkı bir takvimi olan başka bir şey var; o da Türkiye ile imzalanan ekonomik işbirliği protokolu…

Protokol, sanki bir hükümet programı gibi. Herşeyin ne zaman, nasıl yapılacağı, yöntemi belli.

Hükümet programına her şeyi yazarsınız, ama ister uygularsınız, istemezseniz uygulamaz, bir önceki hükümet gibi çöker gidersiniz…

Ama Türkye ile imzalanan protokol öyle mi ya…

Eğer yazılanları harfiyen ve zamanında uygulamazsanız, bundan öncekiler gibi, kuruşa kurşun atar, yine gidersiniz…

“Biz şöyle uyumluyuz, böyle anlaşıyoruz” deyin istediğiniz kadar. Hükmünüz parayı alabildiğiniz sürecedir. Onun da gereği, o protokolde verilen görevleri bir bir yerine getirmek.

Benim derdim protokolun içeriği değil. Daha önce de dediğim gibi, çalışma yaşamına müdahalenin dışında bir itirazım yok.

Ama kardeşim, öyle bir takvim var ki… Ziyaret-kabul dışında bir çalışmasını göremediğim hükümet nasıl  olacak da tempoyu arttıracak, o konuda şüphelerim var.

Bakın, Haziran 2016’da “İstatistik Kurumu Yasası” çıkarılacaktı”. Ne oldu, Haziran bitti, Yasa ortada yok. Dakka bir gol, bir…

Eylül 2016’da yani iki ay sonrası için, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri ile ilgili yasal düzenleme öngörülüyor.

Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Yasa’nın Uluslararası Standartlara getirilmesi takvimi yine Eylül 2016….

Yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması için verilen tarih, Aralık 2016. Düşünün ki, bunun içinde Belediyeler Yasası’nın değişmesi var, belediyelerin yeni düzenlemelere adapte edilmesi gerekiyor, sıkıntılı bir konu. Hazırlıklarının çoktan bitmiş olması gerekirdi.

Sosyal Sigortalar sisteminin aktüeryal dengesi için verilen tarih yine Aralık 2016. İhtiyat Sandığı da Sosyal Sigortalar da batık durumda. Ne dengesi? Ne yapılacak, nasıl yapılacak? Hazırlık? Duymadık.

Limanların özelleştirilmesi de Aralık 2016… Yılların kemikleşmiş sistemi özelleştiriliyor. Büyük iş, sadece 5 ay var. Paydaşlara şimdiden bilgi verilmesi, kimsenin zarar görmemesi için gereğinin şimdiden yapılmış olması gerekirdi. Hatta ihale sözleşmelerinin dahi hazır olması gerekirdi.

Bunlar sadece bir kaç örnek, onun dışında da daha çok kapsamlı, zor işler var. Tüm bakanlıkların teşkilat yasalarının değişmesinden tutun da, kamu reformuna kadar.

Bu işler kabullerle, ziyaretlerle, oturduğu yerden demeç vermelerle olacak iş değil. Şu anda hükümete ve de bürokrasiye 24 saat yetmiyor olmalıydı. Meclis tatilini sıkı bir çalışma temposu için değerlendiriyor olmalıydılar.

Öyle bir görüntü yok….

Ama Türkiye ile imzalanan protokoller de, geçmiştekiler gibi değil artık. Gereğini yapmadığınızda, kimse size “bir şey değil” demiyor. Belli projeler için ayrılan paralar, buradan giden ricalarla başka kalemlere aktarılamıyor.

Eğer Türkiye kanadı, daha önceki bir iki hükümet için sıkı tuttuğu programı, UBP-DP hükümeti için gevşetmemişse, şu andaki görüntüye göre, hükümetin işi zor, hem de çok zor…

 

YERİN KULAĞI VAR

 

UYANIK OLMALIYIZ:

Gençlerin “reddediyoruz” eylemleri ve ardından ODTÜ’lü öğrencilerin pankartları bizi bayağı umutlandırdıysa da, Koordinasyon Ofisinin kurulmasıyla ilgili tepkiler duruldu… Anlaşma Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önünde. O da konuyu Anayasa Mahkemesine havale etti. Oradan beklediğimiz gibi bir sonuç çıkacağından pek umudum yok. Hükümet ofisle ilgili gerekenleri el altından yapıyor. “Biz üzerimize düşeni yaptık” gibi bir gevşemeye de hakkımız yok. Unutturmaya çalışanlara, unutmadığımızı göstermek zorundayız…

 

NE FARKI VAR:

Afrika gazetesinin “1974’te Türkiye’ye götürülen Kıbrıslı Rum esirlerden bir kısmının orada vahşice öldürüldüğü ve gömüldüğüne dair tanıklar olduğu” haberini anlamakta zorlanıyorum. Aradan 42 yıl geçmiş, taraflar masada bir anlaşma için çaba harcıyor, diğer taraftan sadece “duyumlar” üzerine böylesi bir haberi gündem taşımak, kimin işine geliyor? Bu haber, iki toplumdaki nefreti körüklemekten öte hangi amaca hizmet ediyor. Güney’deki ELAM saldırıları kadar fanatik, provokatif bir haber…

 

KEŞKE ANASTASİADİS’E SÖYLESEYDİ:

Kendini “Omarfo” belediye başkanı olarak gören Pittas, Başbakan Özgürgün’ün açıklamalarına tepki göstererek, açıklamaların, “Kıbrıs`ta bir çözüm ve ülkenin yeniden birleşmesi için devam etmekte olan çabaları tehlikeye attığını” savundu. Keşke aynı tepkiyi, ortada hiçbir şey yokken Güzelyurt’u gündeme taşıyan kendi lideri Anastasiadis’e de gösterebilseydi. Ama, sadece Özgürgün’ün açıklamaları çözüm çabalarını tehlikeye attı derseniz, sizin çözüm anlayışınızdan şüphe ederim…

 

ŞİMDİ Mİ ÖĞRENDİ:

Turizm Bakanı Ataoğlu’nun, Rum basınında; Kuzey Kıbrıs’a  günübirlik turlar ve turistlerin harcamalarıyla ilgili çıkan haberleri hayretler içerisinde takip ettiği belirtildi. Yıllardır süregelen bu durumu Sayın Bakan gazetlerde çıkan haberlerden mi öğrenip hayret etmiş. Önlem alacağız diyor Bakan Ataoğlu. Ne yapacak peki, geçişlerde kontrol noktaları kurup, Kuzey’e geçen turistlerin ellerindeki yiyecek ve içeceklere el mi koyacak? Keşke hiç konuşmasaydı…

 

BİR OFİS DE ONLARA:

Türkiye’nin Avrupa Atletizm Şampiyonasına katılan kadrosu; 7 Kenyalı, 2 Jamaikalı, 1 Etiyopyalı, 1 Kübalı, 1 Güney Afrikalı, 1 Azerbaycanlı’ sporcudan oluşuyormuş. Keşke gençlerimize imkanlar sağlayacağı iddiasıyla bizde açmaya çalıştıkları, “Gençlik ve Spor Koordinasyon Ofisi”ni önce Türkiye’de açsalardı.  Baksanıza yarışlara katılacak “Türk” sporcu bulamıyorlar…

 

BUNUN ADI KAZA DEĞİL: 

Önce sürat veya dikkatsizlikten direksiyon hakimiyetini kaybediyor. Ardından karşı şeride geçiyor ve sonuç; 1 ölü, biri ağır 2 yaralı. Şimdi sizce buna kaza denebilir mi? Hiç suçu olmayan, kendi yolunda giden birilerine bir başkası gelip vuruyor ve genç bir kız hayatını kaybediyor. Ve bu olay, polis bültenine “kaza” olarak geçiyor. İnanın insanın vicdanı sızlıyor…

 

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Turgay Hilmi: “Ziyarete gelecek olan bir turist bana ülkeyi anlat derse neleri söylemeyeceğim!

Ercan Havalimanı’ndan çıkınca yok kenarındaki banketlerin çöplerle dolu  olduğunu söylermiyim hiç?

Kimi büyük otellerin bazı borularından denize birşeyler aktığını da söylemem. Dağlarımızı dinamitlerle yok ettiklerini, köpekleri zehirlediklerini, gufi yılanlarını öldürmekten zevk aldıklarını söylemeyi beceremem. Otel yaparken tarihi Aziz Thekli Şapel’ini yıktıklarını da söylemem”. (Kıbrıs Postası)

 

DİPTEKİLER

EDEK: Güney’deki, “nasyonal sosyalist” EDEK Partisi Başkanı Marinos Sizopulos, “Görüşme çerçevemiz iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü ise, o zaman EDEK bundan böyle Ulusal Konsey’e katılamaz” demiş. EDEK aslında bu konuda yalnız değil. Meclis’e yeni giren iki parti ve DİKO da benzer şeyleri söylüyor. Bu düşünce, 1974’den beri masada olan parametrelerin de, halen süren görüşmelerin de reddedilmesi demek oluyor. Peki nasıl bir anlaşma? Kiminle? Anastasiadis ağzıyla kuş tutsa, referandumda ‘evet’ çıkartamaz…