Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gücümüz, özgürlüğümüz…

Havadis Gazetesi’nde her muhabir ve her köşe yazarı için sorunsuz bir özgürlük vardır.

Köşesinin odağına toplumu değil, “kişisel çıkarları için şu ya da bu kurumun, şu ya da bu işadamının çıkarlarını” koyan yazarlarla da yüzleştik.

Gücüne, kariyerine, ağırlığına bakmaksızın yollarımızı ayırdık.

Kolay değil “gazetecilerin gazetesi” olmak.

Bunun için bir bedel gerekir.

Risk gerekir…

Bir taraftan gazeteyi ayakta tutacaksınız…

Toplumsal çıkarların koruyucusu olacaksınız.

Başı dik bir toplum yapısı için öne çıkacaksınız…

Diğer tarafta da dikensiz bir gül bahçesi olacak…

Bu konuya nerden mi girdim?

Anlatayım…

Kıbrıs Türkü’nü afyonladılar

Dün sabah…

Kanal T’de Cenk Diler’in konuğu oldum.

Hoş, kendimi konuk değil, ev sahibi gibi hissettim.

Bildiğiniz sohbet ettik…

Keyifle…

Programın bir yerinde dedim ki:

“Kıbrıs Türkü’nü afyonladılar…”

Bu konuda da çok ciddiyim.

Gerekçesi ne biliyor musunuz?

Bir toplum düşünün ki…

Her türlü demokratik aracı var…

Altın değerinde bir toprak parçasına sahip…

Ama inanıyor ki “kendisinden bir şey olmaz…”

Bir kesim der ki: “TÜRKİYE NE EYLERSE GÜZEL EYLER…”

Bir kesim der ki: “AB daha iyi bilir…”

Geniş kesim de der ki: Maaşımızı ödeyin de tamamdır…

Ve ikna olduk ki:

“Türkiye para göndermezse ne maaş ödenir, ne ekmek, ne su. Aç ölürüz…”

Böyle bir çaresizlik olabilir mi?

“Bizden bir şey olmaz” diyene inanan bir toplum…

Yazıklar olsun hepimize…

Ve inanın…

Hepimize yazıklar olsun…

Gerçekten…

Bizden bir şey olur.

Hem de öyle bir olur ki…

Öyle bir kara parçasında yaşıyoruz ki…

Üniversiteleri ve turizm bir yana…

Artık bölgesel enerji kaynakları noktasında da anahtar olabiliriz.

Bedelini ödediğimiz her şeye de sahip olabiliriz.

Örnek mi…

Aynı programda bir örnek de verdim.

Kıbrıs Türkü, yıllarca Türkiye’den gelecek olan suyun çeşmelerden akmasını hayal etti.

Şükür, gören var.

Göremeyen var…

Biz bu suyu 2.30’a alacağız…

2.30’a alırken…

Suyun da parasını ödeyeceğiz…

Yatırımın da parasını ödeyeceğiz…

Ama suyu getiren de Türkiye…

Projelendiren de Türkiye…

Yön veren de Türkiye…

Fiyatlandıran da Türkiye…

Nasıl kullanacağımızı söyleyen de Türkiye…

Nasıl yöneteceğimizi söyleyen de Türkiye…

Ama biz fiyat ödeyeceğiz…

Biz bunu projelendirseydik…

Biz vizyon ortaya koysaydık…

İhalelendirseydik…

Türkiye’den gelecek hattın ihalesine kadar yapsaydık…

Biz hayal etseydik…

Biz çlışsaydık…

Biz projelendirsek…

Biz ihale etseydik…

Yapamayız değil mi?

Yapılınca bedelini ödeyebiliriz ama…

Evet yapabiliriz…

Şimdi de elektrik…

Şimdi de elektrikte olacak aynı şey…

Karşı kıyıdan bu kıyıya çekilecek kablo…

Sonra her kuralı kabloyu çeken koyacak.

Ama biz, yatırımı da ödeyeceğiz, aldığımız enerjiyi de.

O zaman diyorum ki…

Biz neden yapmıyoruz?

Biz neden projelendirmiyoruz?

Tekrar edeyim mi?

Çünkü biz, suda da, enerjide de…

25 yıl boyunca yatırımı de ödeyeceğiz, finansmanı da… Kullandığımızı da…

Gayet güzel bir ticaret yani…

O boru oradan buraya değil, buradan oraya döşense…

O kablo…

Oradan buraya değil, buradan oraya çekilse…

Yapamaz mıyız?

Anladınız mı neden? Gücümüz özgürlüğümüz…

Yazımın başlığına bakınca…

Bu satıra kadar okuduklarınızla pek bağdaştıramamış olabilirsiniz…

Havadis diyorum…

Gazetemiz diyorum.

Bizim gücümüz işte bu özgürlüğümüz…

Zengin patron gazeteciliğini de reddettik…

Geldik Havadis’te bir değer yarattık…

Kumarhane patronlarının gazetesi olmayı da…

Bağımsız kaldıkça…

Gücümüz de arttı.

Biz yarattık.

Biz hayal ettik.

Biz kurduk…

Biz büyüttük…

Onlarca yürek bir araya geldik…

İlmek ilmek işledik…

Hayal ettik…

Yarattık…

Ve gazeteciler için de özgür bir ortam yarattık…

Kim demiş Kıbrıs Türkü başaramaz…

Kıbrıs Türkü yapamaz…

Yapamaz ha…

Havadis bu okyanusta sadece bir damla…

Yapabiliriz.

Yeter ki yapabileceğimize inanalım…

İşte o zaman, gücümüz özgürlüğümüz olacak.

Yapamazmışık…

“Yapamazsınız” diyenin alnını karışlarım…

Bedelini ödediğim her şeyin en iyisini de yaparım…

Yaparız…

Yapabiliriz.

Yeter ki kendimize güvenelim…