Esra imamın büyük kızı.
Bir gün İmam bir televizyonda hayatından kesitler sunuyor.
Mücadele ettiği seksen öncesi yıllardan bahsediyor.
-Zor yıllardı, zor mücadeleydi, her gece birde ikide eve geliyorum gibi şeyler söylüyor.
Bir gün Esra kapıya not yazmış,
-Babacığım, bir geceni de bize ayır…
…
Esra’nın doğum tarihi 1983!
…
Daha geçenlerde Mavi Marmara Gemisini yola koyanlara seslendi.
–Zamanın başbakanından izin almış mıydınız? diye çıkıştı.
Meraklılar bulup çıkardılar.
Mavi Marmara yola çıktığında,
“İzni verdik” diyordu…
…
Rus uçağı düşürüldüğünde ortalığı velveleye verdi.
Ey Putin diyordu ey.
Çok gitmedi 2016 verilerine göre sadece turizmde yüzde 58 düşüş olduğu görüldü.
İmam Putin’e mektup yazdı.
Özür diledi.
Hatta ölen Rus pilotun ailesine ilk etapta Antalya’dan bir villa verildi…
…
Gençlerin canına tak etmişti.
Dalga dalga meydanlara çıkıyorlardı.
Polis üzerlerine tomalarla, gaz silahları ile yürüyordu.
Evinden ekmek almaya çıkan Elvan vurulmuştu.
Günlerce hastanede yattı.
Millet hastane önlerinde dualar ediyordu.
Bu kalktı emri ben verdim dedi…
…
Bir gün Dolmabahçe Sarayında ofisinde pencere kenarında oturuyordu.
Kadıköy’den vapurlar gelip giderken,
“Ben Dolmabahçe’de izliyorum” dedi ve ekledi:
“Kılık kıyafetlerine tahammül edip saygı duyuyorum ve bankta kız erkek oturup sohbet edebilir, saygı duyarım ama ben kabul edemem.”
…
Zaten anayasa mahkemesi kararları için de,
-Tanımıyorum,
Saygı da duymuyorum, diyecekti…
…
Kabataş’ta yalan bir olay yaratıldı.
Başı örtülü bir kadının üzerine sözde bir takım garip kılıklı gençler onu yerlerde sürükleyerek üzerine işemişlerdi.
Günlerce meydanlarda gürledi.
-Benim başı örtülü bacımı yerlerde sürüklediler, dedi.
Sonra bunun yalan olduğu ortaya çıktı…
…
17/25 Aralık olayları oldu.
Yolsuzluk ve rüşvet diz boyuydu.
Çukulata ve ayakkabı kutularında paralar saklanıyordu.
Bir bakanın oğlunun evinde çelik kasalar vardı bir de para sayma makinesi.
Bütün dünya tapelerdeki konuşmaları dinledikçe tüyleri kalktı.
Sonuçta hırsızlar polislerin, savcıların peşine düştü…
…
Tekkeler zaviyeler yeniden işbaşı yaptı.
Siyah bayraklarla İstanbul’un göbeğinde hilafet isteyenler yürüyüşe kalktı.
Millet bütün bu olup bitenleri “Vurun kahpeye” filmini izliyor gibiydi.
Ahali bunu tanımamıştı.
Aslında bütün mesele cumhuriyet döneminden rövanş almak meselesiydi.
“İki ayyaş” dediğinde de,
Kaçak Saraya duşakabinoğullarını yerleştirdiğinde de,
Başkanlık istediğinde de,
Yapmak istedikleri ayan beyan ortadaydı…
…
Ahali bunu hâlâ anlayacak…
…
Neyse ki birkaç Vahdeti hariç Kıbrıs Türkü anlamıştır.
Burada “reddediyoruz” diyen gençlere polise vur emrini kim verebilir,
Saraya duşakabinoğullarını kim yerleştirebilir ki?
1974’te adaya tanklar girebilmişti,
Doğrusu Kıbrıs Türkü de istemişti.
Aradan çok zaman geçti.
2000’li yıllarda bir adet Toma bile giremedi.
Doğrusu Kıbrıs Türkü hacının Tomasını reddetmişti.
İmamın zapt edemediği kale,
Kıbrıs kalesidir…
…
Takke ile hiç giremeyecek…
































