Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nihayet müzakerelerde bir uzlaşı lafı işittik!

Şubat 2016’da başlayan müzakereler sürecinde ilk kez “uzlaştık” lafını işittim! Üstelik hiç uzlaşamayacaklarını sandığım “Merkezi Federal Hükümetle Kurucu Devletler ilişkilerinde!”

Yalnız konu itibarı ile değil, sorun yönü ile de olay şuydu: 11 Şubat 2014’de Eroğlu ile Anastasiadis müzakerelere başlarken kaba başlıkları ile şöyle bir mutabakata vardılardı:

Çözüm “tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet” üzerine kurulacak. Birisi Kuzey’de diğeri Güney’de Türk ve Rum kurucu devletleri oluşacak. (Ki son açıklamalarda bunlar “eyaleti” vurgulayan “states” “parça devlet” değil; “Kurucu Devletler” olarak yapılanacak ve kendi içlerinde özerkliklere sahip olacaklar.)

Bir süre önce sormuştum: “Pekala uluslar arası anlaşmalar nasıl olacak? Artı bugüne kadar Güney Rum Yönetimin dünya devleti olarak yaptığı anlaşmalar nasıl bir “intibaka” uğrayacak?

BEKLENEN AÇIKLAMA: Yine Rum gazetelerinden öğreniyoruz. Geçtiğimiz günlerde liderler görüşürken, “Federal Devletin yetkileri ile Kurucu devletlerin yetki ve sorumluluklarını” gündeme getirdiler. Daha çok bizim de merak ettiğimiz Kurucu Devletlerin uluslar arası anlaşma yapmaları üzerinde duruldu. Rum gazetelerine göre Türk tarafı kendi yetkilerinde olan konularda uluslararası anlaşma yapabilmeyi teklif etti. Ancak bu teklif kabul görmedi! Ve dendi ki “Kurucu devletler ancak spor ve eğitim konularında o da Merkezi hükümetin onayı şartıyla uluslararası anlaşma yapabilirler!Tüm dış ilişki ve anlaşmalar Federal Devlet tarafından yapılır ve onaylanır…

Bu arada hatırlatalım. Müzakerecilerden “Nami ile Mavroyannis “diken” dedikleri pürüzleri temizlemek için çalışmalarına devam ediyorlamış!

NE ANLADIK? Güney kendini de bağlama ve taahhüt altına girme pahasına Türk Kurucu Devletinin uluslararası anlaşmalarını, (her halde) Yönetim erkini “çoğunluğuna” bağlı olarak kendi inisiyatifinde tutarken, Türk tarafını özellikle “Türkiye ile spor ve eğitim ötesinde ikili ilişkilerden men edecek bir uygulama gerçekleştirmek istiyor!”

Zaten hedef de şudur: “Önce ve her halükârda Türkiyesiz bir federal sistem yaratalım, sonrasında zaten nüfusuna kadar denetim altında tutulacak Türk ahaliyi halletmek daha kolay olur!”

Sakın bu değerlendirmeye “hayır” demeyin! Çünkü “Federal Devlet” ne Bağımsız ve bağlantısız olacaktır ne de dünyadan azade! Tam aksine bir çözüm olasılığında Doğu Akdenizdeki hidrokarbon yataklarından AB’deki üyeliğine ve BM’lere kadar “küçük olmasına” karşın iddialı dış politikasını bu kez Türk Kurucu Devleti ile paylaşacak! Paylaşacak mı?

İnanırsanız yersiniz! Ben hâlâ inanmıyorum!

“NE OLACAK” DEDİKÇE OLANLAR OLUYOR!

Hiç yazmayacaktım ama “rutin aralıklarla hemen her gün ölümlere de neden olan  trafik kazaları ile yatıp kalkarken; “Yazmamak, konuşmamak, aldırmamak” tutun ki duyarlı insanların, kendine “gazeteciyim” diyenlerin KKTC’ye ihaneti olur!”

Şimdi soralım: Bir devlet insanlarının ölümlerini seyreder mi? “Vicdanları ne kadar titrettiğini, yürekleri nasıl sızlattığını bilmiyorum ama KKTC’de parmağını oynatmadan bu ölümleri izleyen bir “devletimiz ve yetkilileri” vardır!

Sordum, her İlçe merkezinde her ay toplanan “ne olacak şu trafik kazaları” dedikten sonra “tedbirleri” konuşan mülki amir hükmünde kaymakamlar, belediye başkanları, trafik biriminden yetkililer ve öteki “baş”lar varmış. Desek ki onlar konuşup “tedbir alalım” dedikçe trafik kazaları artmaktadır! Demek ki sadece konuşmaktadırlar! Zaten mal meydanda! Ben Mağusa’dan bilirim, siz Lefkoşa’da görürsünüz, falan Yurttaş Girne’de…

NİTEKİM: Artık konuşup “tedbir alalım” temennisinin “tedbir alınamadığı” için hükmü bulunmayan bu toplantıların “trafik sorunlarını artırmaktan öte kıymeti harbiyesi yoktur!

“Tıpkı sürat yapmayın, dikkatli sürüş yapın” tavsiyesinde bulunmak gibi! Fakat sorunun asıl kanayanı “sürat yapanların” kendilerini öldürmeleri değil, masum ve suçsuz insanların da ölümüne neden olmalarıdır! Bu büyük ve toplumsal felaketle acıyı geçiyorum.

Çünkü: Eğer trafik “insanların günlük hayatını karartıyorsa! Kentler “tokuşan çarpışan arabalar” parkurlarına dönüşüyorsa! Her tali yoldan ana yola çıkışlarda “yürekler korkudan duracak çırpınışlarla sarsılıyorsa! Harman yerine dönmüş yollarda nereden nasıl ve nereye gidileceğine yönelik tek bir trafik işareti bile bulunmuyorsa! Aylar yılları kovalarken yollar çukurları, dökülmüşlükleri ile biraz daha geçilmez tarla gibi oluyorsa!  Artan arabalara karşın yeterli çember ve sinyalizasyon tedbirleri alınamıyorsa falan…

Bırakın tüm “yetkilerinizi” o “Koordinasyon masasında”  sökün apoletlerinizi ve halktan özür dilerken yüklenemediğiniz “sorumluluklarınızdan” dolayı istifa edin. Tabi ilgili Bakanlarınızla birlikte!

KISACA TAKILDIĞIM: (YENİ DOĞU AKDENİZ YARATILABİLİR)

Türkiye, Kıbrıs’ta da dengeleri değiştirecek bir sürecin kapısını açtı. Önce İsrail’le barıştı, ardından Rusya’ya gel barışalım çağrısı yaptı.

Buraya kadar gelmiş bir Türkiye’nin, “halkının istek ve çıkarlarını gözeterek Mısır’ı da kapsamına alan barışçı politikalar üretmesi bizi de sevindirir. Çünkü bizim için de “dostumuzun düşmanları değil, dostları dostumuzdur!”

Mesela Yunanistan ile de yeni sayfa açılabilir. İki ülke zaten son zamanlarda iyi ilişkiler içindedir. Türk turistler Yunan turizmine büyük katkılarda bulunmaktadırlar.. Mülteciler konusunda anlaşabilmişlerdir.

ANKARA ANLAŞMASI: Öte yandan Türkiye ayni zamanda Güney Rum Yönetimi ile ikili anlaşmaları olan, “İsrail, Rusya ve Mısır”la yeniden barışıyor…” Geriye hâla eritilemeyen buzlar nedeniyle “Güney Rum Yönetimi” kalıyor!

Buna karşın hem GRY’nin hem TC’nin birbirlerine büyük gereksinmeleri var. Türkiye Afrodit gazının AB’ye kendi üzerinden sevk edilmesini istiyor. Güney ise Türkiye’nin Ankara anlaşmasına uygun olarak deniz ve hava limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için uğraşıyor.

İŞTE YENİ DÖNEM: Çözümü olumlu etkileyecek ve müzakereleri temelinden değiştirebilecek bir olay: TC, Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açarken, Rum tarafı da gazı TC üzerinden geçirirken, Doğu Akdeniz’de Mısır ile İsrail’in de katılımı ile Türkiye, Yunanistan ve “Güney-Kuzey, Türk-Rum kurucu devletleri birliği” oluşturulur!

GERÇEKLEŞSE: Kıbrıs’ın ekonomisi tümden uçar! Böylesi bir rüyanın gerçekleşmesi için tek engel vardır: Güney’in tüm Kıbrıs’ı egemenliğine almak hayalinden vazgeçmesi!