Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

18 yıllık denetim ve kamunun perişan hali…

Sayıştay’ın Meclis’e gelen  Nüfus Kayıt Dairesi denetim raporuna bir göz attım.

“Amaaan şimdi Nüfus Dairesi’nin derdi seni mi gerdi” demeyin.

Bu rapor özelinde, kamuda genel olarak yaşanan çöküntüyü görebilirsiniz… Bu küçük bir örnek…

Kamu neden verimsizdir, işler niye yürümez, neden bürokrasi ülke yönetimine vizyonuyla, tecrübesiyle katkı koymaz da, treni yalan yanlış içten sallar, neden hemen her sene bir dairede usulsüzlük olur bunların cevapları aslında bu raporda var…

Denetim 1994-98 yılları arasını kapsıyor.

Bu 5 yıllık sürede, iki ayrı koalisyon iktidar olmuş. CTP-DP, UBP-DP… Sizin anlayacağınız, her dönem ülkenin kaderine yön veren 3 parti de işin içinde…

Herşeyden önce, “geçmiş olsun” demek lazım.

Böyle denetim olacaksa, hiç olmasın daha iyi…

Ne o günkü memurlar var, ne o günkü idareciler…

Çoğu çoktan emekli olmuş ya da görevden alınmış durumda.

Raporda özellikle vezne ve maliye bölümünün sıkıntıları dikkat çekiyor.

Bir kere kayıp evraklar var.

Sonra, harçlar uygun kalemlere yatırılmamış…

Hatalı kimlik kartları tanzim edilmiş.

Kötü niyet olmadığını farzetsek bile, umursuzluk, baştansavmacılık, devletin malına da, yapılan göreve de inançsızlık öne çıkıyor…

Meclis’in Sayıştay Komitesi; bu raporu değerlendirmiş.

Mesela Komite diyor ki;

“Kadrolar yeterli olmadığı için, veznedar kadrosunda geçici çalıştırılması, mali işlerin geçici personele yaptırılması yasalara aykırıdır…”

Evet öyledir. Üstelik de o geçicilerin çoğu, aranan niteliklere uygun da değildir. Üniversite mezuniyeti gerektiren hizmetler olmasına karşın, geçici lise mezunları bu işleri yapmaktadır. Hem de 98’de değil, hala. Özellikle de İrsen Küçük devrinden sonra…

Aksini iddia eden varsa, gittiği devlet dairelerinde muhatap olduklarına bir sorsun bakalım, kaçı kamu görevlisi, kaçı konuyla alakasız geçici.

Kamuda artık iki ayrı statü var. Ve bu çelişki, kamunun verimli hale gelmesini değil, aksine, belki de İngiliz döneminden de geriye düşmemize neden oluyor. Bu noktada aklıma, Yunan kamu yönetiminin hali geliyor. Ekonomik krizle birlikte öyle bir çürümüşlük ortaya çıkmıştı ki, neredeyse devlet çöküyordu.  Bizde de benzer bir durum var. Maalesef bu gerçeğin üstü partizanlıkla örtülüyor, yok farzediliyor…

Meclis Komitesi’nin önerisi, boş kadroların doldurulması olmuş…

Diğer sorunların da elektronik sisteme geçişle ortadan kalacağına inanmış Komite.

Yönetimde bu umursuzluk, memurda bu yetersizlik, kalitesizlik olduğu sürece hangi teknolojiye geçerseniz geçin, verim elde edecek değilsiniz…

Ha bu arada bir de, kaybolan evrakların sorumluları hakkında soruşturma açılmalıymış.

Bir kez daha söyleyelim, geçmiş olsun.

Hangi yanlışın hesabı sorulmuş da bu sorulacak….

Devlet malını göstere göstere hovardaca harcayanlar hesap vermedi bu memlekette. Hem de haklarında mahkeme kararı olmasına rağmen.

İşte Lefkoşa Belediyesi’ni bu duruma getirenler. Hangi biri ceza aldı ki..?

Tamı tamına 18 yıl geriden gelen bir denetimle varacağınız nokta budur, bir adım ötesi değil.

Treni sallamaya devam…

YERİN KULAĞI VAR

11 ŞUBAT TARTIŞMASI: Dünkü Meclis birleşiminde Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Denktaş’ın, “Bu hükümetin görüşü, çözümde ‘KKTC var mı?’ya bakmaktır. Yoksa bizim oyumuz hayırdır” sözleri gerginliğe neden oldu. UBP-DP hükümetinin görüşme süreci ile ilgili düşünceleri zaten belliydi. Ancak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destek verdikleri Eroğlu’nun imzaladığı ve görüşme sürecinin temelini oluşturan 11 Şubat Belgesi ile bu sözler, pek bağdaşmıyor. Öyle görünüyor ki hükümet, müzakere masasıyla ilgili söylemlerini sertleştiriyor…

BU KAFALARLA ZOR: Güneydeki yangın, inatlaşma sonucu başarılamayan yardımlar ve sosyal medyadaki karşılıklı paylaşımlar. Diğer yandan, iki liderin çözüme yönelik açıklamaları… Sizce ne kadar inandırcı olur bundan sonra? Trodos yangını iki toplumu yaklaştıracağına, aksine uzaklaştırdı. Hep diyoruz ya, ortak vatan olgusunu kafalarda yapamadıktan sonra, kağıt üstüne atılacak iki imzanın hükmü mü olur..?

HÜKÜMETİ RAHATSIZ EDEN MUHALEFET: Birikim Özgür, dün Meclis’te, “Eski saf Kıbrıs Türk solu yok” dedi. CTP’deki ağabeylerinin devlet yönetimi konusunda safça davrandığını mi ima etti acaba? Çünkü cümlesi “bu kaynakların da halkın olduğunu anlatmaya devam edeceğiz” şeklinde devam etti. Hangi kaynaklar; Türkiye’den protokolle birlikte ülkeye ilk etapta girecek olan 180 milyon lira. Özgür, bu paranın nereye harcanacağını yakından denetleyeceklerini söyledi. Halkın da beklediği bu Sayın Özgür. Hele de son günlerde destekler, teşvikler, gezmeler, tozmalar, atamalar, görevden almalara bakınca… İyi bir denetim gerekiyor. Demagojik muhalefetin sonu geldi. Dersine çalışan, idareyi rahatsız edebilen bir muhalafete ihtiyacımız var…

DOSTLAR ALIŞ-VERİŞTE GÖRSÜN: Halkın Partisi, Türkiye ile imzalanan ekonomik ve mali protokoldeki hedeflerin gerçekçi olmadığını ve ülkedeki siyaset anlayışı değişmediği sürece, sorunlarımızı çözemeyeceğini iddia etti. Zaten mevcut hükümetin, bu protokolü imzalarken sorunları çözme gibi bir hedefleri olduğunu, yazılanları hayata geçirme gibi bir dertleri olduğunu sanmıyorum. Bundan önceki protokollerde yazılanların hangisini yaptılar ki, bunu da yapacaklar. Maksat, dostlar- alış verişte görsün…

NEYİN TASARRUFU: KIB-TEK, elektrik tüketiminin yüzde 30 arttığını belirterek kesinti yaşanmaması için vatandaşların elektrik tüketiminde mümkün olduğunca tasaruflu davranmasını istedi. Memleket yanıyor, serinlemenin tek çaresi klima kullanmak, yani elektrik tüketmekken, nasıl tasarruf yapılabilir ki. Ne kadar çok harcama, o kadar çok gelir demek. Anlaşılan ya yakıt tükenmek üzere, ya da fazla yüklenmeden trafolar patlayabilir. Parasını ödediğimiz elektriği kullanamayacaksak eğer, bunca yıldır yapılan yatırımlar ne için yapıldı söyler misiniz..?

GEÇTİ BOR’UN PAZARI: AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu,  “çözümsüzlük demek, Türkiye’yle sınır komşusu olmak demek” uyarısında bulundu. İy ya, madem ‘tehlike’ bu kadar büyük, önüne arkasına bakmayın, oturun ve her iki tarafında kabul edeceği bir anlaşmayı zorlayın. Keşke bu ‘korkunuzu’ 2004 Annan Planı referandumunda dile getirsebilseydiniz, adaya çözüm 12 yıl önce gelmiş olacaktı…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”Justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER

Oya Kutsal: “Uzun zamandır Sarayönü gibiyiz. Kurak, atıl, anlamsız, değerini kaybetmiş. Ah bir aklınıza gelse bir çiçek ekmek. Biz sulardık. Tıpkı Asmaaltı’nın asmasını 145 yıl sulayanlar gibi. Şimdi üzüm verdi asmacık. Ah bir aklınıza gelseydi. Yasemin ekmeyi akıl etmeyen bir ülkede, nasıl özlersiniz yasemin kokusunu… Ah bir bilsem!”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”Justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]

DİPTEKİLER

Mesleğin De İçine Ettiler: Gazetecilik zor iştir. Birilerini memnun etmeyi değil, halkın çıkarını korumayı şiar edinmeli bu işe soyunanlar. Ama her şeyde olduğu gibi bu mesleğin de içine ettik. Daha düne kadar eleştirdikleri siyasilerin lütfuna mazhar olur olmz, 180 derece dönüp, yalakalığın zirvesine varmalarına anlam veremiyorum. Onların derdi milletin derdi ve kaygıları değil, kendi gelecekleridir. İnanın son zamanlarda bu meslekte olmaktan utanıyorum…

[/quote]