Siyasi sorun konusunda insanların “bireysel” politikaları değil “devletin” politikası esas olmalıdır!
Oysa KKTC’de gitgide “çözüme katkı” kulpu takılmış, dışlanıp engellenmesi mümkün olmayan “bireysel örgütler,” süreci kendi inisiyatifleri içine almaya çalışıyorlar!
Sn. Akıncı’nın bu konuda ne düşündüğünü, yerden mantar gibi biten kendinden menkul örgütlerin “çözümü yönetip yönlendirmek” üzerine yoğunlaşan çabalarını nasıl değerlendirdiğini bilmiyorum!
Bilmediğim bir konu daha vardır: “Müzakerelerin hangi sularda seyrettiği! Rotasının ne olduğu! Hangi limana demir atacağı! Henüz müzakereler devam ettiği ve henüz Toprak mülkiyet konularının ciddi şekilde ele alınmadığı gerçeklerde bu “bilinmezliklere” karşın STÖ’nin hangi çözüm sonucunu hedefleyerek “hemen çözüm” sloganına sardıkları yüksek sesli çağrılarını anlamak da hiç mümkün olmuyor! Çünkü:
TESLİMİYETÇİLİK: Geriye dönüyorum ve tekrar ediyorum: “Müzakereleri Kuzey’in pazarlığı” haline sokmak yanlış oldu! Kıbrıs sorunu yalnız Kuzey’le kaim değildir! Kıbrıs’la ilgilidir, Rum’la, Türk’le, Yunanistan’la, Türkiye İngiltere, AB ile de ilgilidir! Şimdilerde TC’den akan su ile, Doğu Akdeniz’deki gaz’la da ilgilidir.
Bu ülkeler ve birlikler cümbüşü içinde Kıbrıs siyasal sorununu sadece “işgal altındaki Kuzey’e indeksleyip” Türkiye’nin elinden nasıl kurtarıp sahiplerine teslim ederiz stratejisindeki çözüme yamarsanız şu olur:
Türk halkı Kuzey Kıbrıs’ın büyük bölümünü kaybeder, azınlıktaki nüfusu ile Rum sultasının altına sıkıştırılır ve geçen yıllar içinde canının çıkması beklenir!
HİÇ ABARTMIYORUZ: Sıradan bir yurttaş olarak yazdıklarımızın kabul görmesi gibi bir “resmi yetkimiz” yoktur.
Fakat ayni şekilde kendi kendilerine “payeler” yapıştıranların da “örgütlenirlerken” iki toplumlu ilişkileri kendi kafalarına göre sürdürme girişimlerinin olmaması gerekir!
MESELA: Neden TC ile oluşturulan “kültürel ve spor” amaçlı “Ofis”i Güney’deki Akel de kınasın? Hatta “oldukça tehlikelidir” yollarında açıklama yapsın? Neden KKTC’nin kendini ilgilendiren Türkiye ilişkilerine haddi olmadan burnunu soksun?
ÇÜNKÜ: “Burnunu sokması” için istediğinden alâ destekle istek Kuzey’de vardır ve AKEL’in emrine amade kılınmıştır! Bu ortamı yaratanlar yarın sonuca dayanacak belki referanduma gidecek “çözümü” Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını gözeterek nasıl savunup oylayacaklar? Dikkat diyoruz. Bu davayı bir defa kaybedersek sonsuza dek kaybetmiş oluruz. Türk için Kıbrıs biter!
BİR DE MAKAM SAHİBİ YETKİLİ VE SORUMLULARA SORALIM.
Tüm kentlerimizden, köylerimizden, yörelerimizden “SOS” sesleri işitiliyor. Görebilenler için de gözlere gözlere giriyor, yüreği yufka olanlar gözyaşı döküyor! Çünkü Kuzey lime lime dökülüyor!
“Temizlik, tertip, terbiyeden” söz ediyoruz. Her kelimenin açılımını yapıyor, gitgide “fakat biz nasıl bir toplum olduk” deyişinde büyüyen kuşkularımızla şaşkınlığa düşüyoruz!
ÜSTELİK: Durum vaziyetlerimiz “aframıza taframıza” da uymuyor! Çünkü biz her şeyi bilen insanlarız! Çünkü biz dünyanın en demokrat insanlarıyız!
Çünkü biz leb demen leblebiyi anlayanlar, mangalda kül bırakmayanlarız.
Çünkü biz Türkiye’yi, AB’i, ABD’i bile eleştirip yerlerden yerlere vuranlarız!
Çünkü biz o kadar özeleştiri meraklısıyız ki aynalara baktıkça gördüğümüz kusurlarımızdan dolayı, Rumla birleşip yeni bir federal Kıbrıs yarattıktan sonra sayelerinde adam olmayı düşleriz!
HAZİN GÖRÜNÜMLER: Bildiğim kadarı ile her ay kentlerdeki “Kaymakamlıklarda” toplantılar yapılır.. Bu toplantılara bir devrelerde Mağusa’da görevim gereği katıldıydım. Ne olduklarını bilmem bir yana şu anda çok daha işlevsiz ve beter olduklarını da biliyorum! Ve diyorum ki:
“Eğer bu toplantılara Belediye Başkanları, Polis Trafik Müdürleri, Baş Doktor, Mahkeme Başkanı, Güvenlik Kuvvetleri yetkilisi gibi “makam sahibi” kişiler katılmamış olsalardı; alt kademeden devlet görevlilerinin üstlendiği sorunlar ancak bu kadar çözüm bulabilir” derdim!
Fakat sözünü ettiğim insanlar kentlerin, ilçelerin dirlik düzeninden, temizlik tertibinden sorumlu olan insanlardır. Buna karşın eğer bu makam sahibi insanların yetki ve sorumluluklarına karşın memleket pislik deryasına dönüşmüşse. Trafik her gün biraz daha bozulmuş can yakmaya devam eder hale gelmişse. Yollar beller çukurlardan yetersizlikten geçilmez olmuşsa. Üstelik memleketin devlet tarafından tescilli, taş üstüne tek taş konsa payına düşen parayı cebellü eden Mimar Mühendis Odaları Birliğine karşın çarpık yapılaşma almış başını gidiyorsa. Eski eserler yıkılıp viraneye dönüşüyorsa…
Bu makam sahibi yetkili fakat sorumsuz kişilere sorulur: Siz ne yapıyoruz orada?
Sorduk işte: Gerçekten ne zaman “makamlarınızı dolduracak” işlevinizi yerine getireceksiniz?
KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA’DAKİ HENDEKTE ARABA RALLİSİ Mİ OLUR?)
Yer mi kalmadı kardeşim! Bula bula Mağusa surlarını çepeçevre çeviren hendeği mi buldunuz ralli yapacak? O tarihi mekânı darma duman etmek, toprak yollarını dağıtmak bozmak için mi? Arabaların o kulakları sağır eden ses desibellerinden kaynaklanacak titreşimlerinden hisarların olumsuz etkilenmeleri sonucunda yıkılmayan yerlerinin de yıkılması için mi?
Araba rallisinin tarihi, antik mekânlarda ne yeri var kardeşim? Kim verdi bu izni?
































