Günümüzde birçok insanın düzenli bir uyku saatinin ve süresinin olmaması bir yana, birçok insan yatağa girdikten sonra uyuyakalmamaktan da şikayetçi. Eğer siz de onlardan biriyseniz, yatağa 12’de girip “Saat ne ara 2 oldu ya?” diyerek kalkıp biraz evin içinde dolanıyorsanız bu yazı tam size göre.
Öncelikle bilmemiz gereken ilk şey vücudumuzda uykuya hazırlık döneminde ne tür aktiviteler gerçekleştiği.
Sonrasında melatonin hormonu salgılanmaya başlanır. Bu hormon beyne artık uyuma zamanının geldiğini, yavaş yavaş sistemi kapatması gerektiğini söyler. Kan basıncı düşer ve kalp yavaşlamaya başlar. Devamında nefes alışverişleri de yavaşlar ve uyku moduna geçilmiş olur.
Fakat işler hep böyle yürümüyor, nitekim bilimsel araştırmalara göre son zamanlarda insanlar uykuya geçmede büyük sıkıntılar yaşıyor.
Bununla beraber, uykuya yönelik yapılmış araştırmalardan birinden çıkan sonuç oldukça ilginç.
Bu araştırmaya katılan insanların yüzde 31’inin gece 6 saatten az uyuduğu, yüzde 69’unun ise yeterli miktarda uyuyamadığı belirtilmiş.
Araştırmalar da tam olarak bu yöne, yani uyku süremizin neden azaldığına odaklanmış durumda.
Uykuya ne kadar sürede dalacağımızı belirleyen etkenlerin çoğu genetik temelli.
Örnek vermek gerekirse; melatonin seviyeniz normale göre düşük olabilir, bu yüzden uykuya dalmada sıkıntı çekebilirsiniz. Tam olarak hangi genlerin uyku ile alakalı olduğu ise şu anda bilinmemekte. Meyve sinekleri üzerinde bu konuda bazı deneyler yürütülmekte, ki meyve sinekleriyle insanların uyku düzenleri açısından bir çok benzerlikleri olduğu tespit edilmiş.
Dolayısıyla bu hayvanlar üzerinden ulaşılacak sonuçlar bizim için de büyük önem teşkil ediyor, çünkü uyku düzenlerimizin neden sıkıntılı bir sürece girdiğine yardımcı olabilir.
Ancak bu araştırmalar bize o kadar da yardımcı olmayabilir, çünkü geçtiğimiz 50-100 yıl içerisinde genlerimizin değiştiğini söyleyemeyiz.
Dahası da var.
Yatağa sürekli aynı saatlerde gitmek de uykuya dalmanızı kolaylaştıracak faktörlerden biri. Yani bir gün iki saat az yatıp ertesi gün iki saat daha erken yatağa girip telafi etmek hiç de işlevsel bir yöntem değil.
Bir diğer önemli faktör ise ışık.
Bu fotoreseptörler beyne ışık değişimini ve karanlık durumlarını bildiriyor ve böylece beynimiz uyuma zamanının yaklaşıp yaklaşmadığını anlayabiliyor. Biyolojik saatimiz tamamen buna göre ayarlanıyor ve melatonin salgılanması da buna göre yapılıyor.
Günümüzde ise ışık artık her yerde ve tek problem sadece lambalarımızın ışığı değil.
Hal böyle olunca da vücudun enerji seviyesi yüksek tutuluyor ve telefonunuzu ya da televizyonunuzu kapatıp yatağa girdiğinizde bir o yana bir bu yana dönmek zorunda kalıyorsunuz.
Bu durumun çok ciddi sonuçları olabiliyor.
Deneyde 5 gece boyunca insanlara ya basılı kitap, ya da e-kitap okumaları söyleniyor.
Üstelik bu etkilerin oluşması için saatlerce bu tür ışığa maruz kalmanıza bile gerek yok, sadece 15 dakikalık bir süreç bile bu etkilerin oluşmasına neden olabiliyor.
Peki uyku ilaçları bir çözüm sunamaz mı?
Ayrıca bu tip ilaçların bazı kritik yan etkileri var ve zaten 1 haftadan uzun bir süre kullanılmaları da önerilmiyor.
Özetle insan toplumu olarak uykuya dalmada ve yeteri miktarda uyumada zaman geçtikçe daha da büyük sıkıntılar çekiyoruz.
Ama kimse şuan için neden çözüm bulmamız gerektiğini de, az uyumanın niye sıkıntı olduğunu da, uyumanın amacının ne olduğunu da çözebilmiş değil.
Uyku, bilim için hala daha çok fazla yol katedilmesi gereken bir alan ve araştırmalar ilerledikçe biz de uykunun ardındaki sır perdesini aralamaya devam ediyoruz.


























