Müzakereler uzadıkça iki bölgedeki siyasi göstergeler Güneyin önde Kuzey’in gerilerde kaldığını ayazlatıyor! Doğaldır çünkü: Güney tanınmış devlet oluşunun siyasi ve sosyoekonomik avantajını kullanıyor. Kuzey ise uzayan süreç nedeniyle hem siyasi hem de sosyoekonomik yönden yıpranırken yapısal zafiyetleri beterince artıyor, arttıkça da siyasi irade erozyonuna uğruyor!
Öte yandan Güney devlet oluşunun tüm siyasi ve sosyoekonomik avantajlarını kullanarak Türk tarafının daha çok yıpranıp daha çok kaybetmesi için tüm politik argümanlarını devreye sokmuş, çalıştırıyor!
En büyük desteğini de sanki kendilerinden başka kimseler çözüm istemiyorlarmış gibi “hemen çözüm” derken, Güney’den Kuzey’e “ikili ilişkiler” kulpu taktıkları etkinlikleri taşıyan örgütlerden görüyoer!
BUNUN SONUCU: “Güney müzakerelere başladığı yerde değildir” dediğimiz çok olmuştur. “Ya nerededir” sorusuna ise vereceğimiz cevap şudur:
Müzakerelerin son etabı koşulurken Rum tarafının AB Konseyine baş vurarak Kuzey’e ipotek konmasını istediği yerdedir! Ne için? Çözümden sonra malına mülküne rahatlıkla dönmek için!
Nitekim Yaptığı müracaatla Kuzey’deki Rum toprakları üzerinde inşaatların, ardından da Kuzey’deki Rum mülkünün satışının, kiralanmasının, ipotek olarak işleme konmasının, devredilmesinin” durdurulması istemiştir…
Bu istedikleri gerçekleşir ve de AB devreye girerek müeyyide uygulattırırsa Türk tarafı biraz daha zayıflayıp kaybederken, Rum tarafı da kazanmaya devam edecek ve müzakerelerin son sahnesinde, “nasıl olursa olsun, yeter ki çözüm olsun” diyen Türk tarafını bir daha ayağa kalkamayacak şekilde tuşla mağlup edecektir!
GELİŞMELER VAHİMDİR: Rum tarafı bu son etaba girilirken, muzırlıklarını artırmıştır. Başta Rum hükümet sözcüsü olmak üzere, tüm tepe adamları Kıbrıs sorunu ile yatıp kalkıyor. Her fırsatta dünyayı dolaşıp açıklamalar yapıyor, Kıbrıs’taki çözümün muhatabı olarak Kıbrıs Türk halkı ile Cumhurbaşkanı Akıncı’yı değil, Türkiye’yi öne çıkarıyor! Çünkü KKTC’yi tanımıyor! Buna karşılık ayni Anastasiadis tanımadığı KKTC’nin Cumhurbaşkanı olan Sn. Akıncı ile çözüm için görüşmeler yapmakta bir mahzur görmüyor! Neden?
Çok amiyane olacak ama “kaz gelecek yerden tavuğu esirgememe” politikası! Kuzey’i “kapmak üzerine” sürdürülen müzakerelerde TC’yi devre dışı bırakırsa Akıncı ile “al ver” sürecinde elinin çok daha fazla güçleneceği hesaplarını yapıyor! Bu nedenle de Güneyi tanımayan Türkiye’yi AB ve BM’ler karşısında töhmet altına itmek için sürekli “muhatabı” haline sokmya çalışıyor!
TABİ siyasi savaş henüz bitmedi ama Türk cephesine baktığımızda Güney karşısında Türkiye’nin garantörlüğünden öte fiske kadar güç ve avantajımızın olmadığı çok açık seçik gözüküyor!
BİLE BİLE YIPRANMAK! (NEDİR İÇTEKİ BU KAVGAMIZIN NEDENİ?
Bazı sorunları bir süre “bana ne” tutumunda izlerim. Bilirim ki “iki kişi konuşurken üçüncüye halt etmek düşer!” Beklerim ki sorunlar durulsun, akıl yoluna dönülsün! Tabi “su meselesinde” olduğu gibi bazen aylar süren sorunlar karşısında dayanamaz, ıslanmak pahasına içine dalarız!
Son zamanlarda bu “iki kişilik” konuşmalarla tartışmalar “iktidar muhalefet” olağanlığını da aşıp, “iki hasım, iki düşman” ve “Türkiye KKTC” sürtüşmeleri” haline getirildi! Çok kısaca geliştikçe can sıkıcı olmaya başlayan olaylar fazlalaşıyor! Hatta bu konuda Sendikalar bile yörünge değiştirerek eskiden mesleki sorunlarıyla ilgili eylemler yaparlarken, şimdi TC-KKTC ilişkilerinden kaynaklanan gelişmelere karşı ayaklanıyorlar!
NEDİR BU KAVGA? Güney’in Rum’la kavgasını anlarız. “Diyor ki Kuzey TC’nin işgali altındadır!” Pekala bizimkiler ne diyor bu konuda? “Kuzey diyorlar TC’nin emir kulu oldu! Yani Rum tarafına göre kıyaslamak gereğini duyduğunuzda, “biri bok diğeri ıskada!”
Pekala neden? Sudan çok önce başladı. Ekonomik Protokollere karşı açılan savaş vardı. Mersin gümrüğünü aşamamaktan kaynaklanan sürtüşmeler vardı. Enginarımızı bile TC’ye satamadığımız gerçeklerde feryatlarımız vardı! TL-döviz vurgunundan kaynaklı hoşnutsuzluk vardı. Asker kışlasından çıkmadığı halde askere karşı aksülamel vardı. Sonunda su sorunu da icat edildi…
FAKAT: Neden Kıbrıs Türk halkının Türkiye ile bu kadar çok sorunu olsun? Ki Rum tarafı ile yarısı bile yoktur! Hem de bizi kendi seçtiğimiz politikacılarımızdan oluşan Yönetim kadroları yönetirlerken! Kim suçlu ayağa kalksın diyeceğiz de bir tekini göremezsiniz böylesi sorgulamalarda! Herkes hem haklı hem sütten çıkmış ak kaşık! Öyleyse şu son olayı analiz edelim.
GENÇLİK KOORDİNASYON OFİSİ: Önce soralım. Türkiye bizi tanıyan tek ülke midir? Evet. Türkiye bizim varlık güvencemiz midir? Evet. 42 yıldır bu adada sayesinde ve himmetinde kazasız balasız varlık oluşumuzu sürdürüyor muyuz? Evet. Bizi tanımadıkları için Türkiye’den gayrı hiçbir ülke ile ikili anlaşma yapmak şansımız yoktur değil mi? Evet.
Pekala o zaman neden TC ile yapılan her anlaşmaya karşı çıkılıyor? Protokollerden suya ve sonunda TC ile KKTC arasında varılan anlaşma ile imzaların da atıldığı şu “Gençlik ve Spor Koordinasyon Ofisi”ne kadar!
Var mı bu ülkede spor alanında gelişmemize katkıda bulunacak bir başka çare? Ki bir ara Sertoğlu belki futbolda olur diyerek Güney’le ilişkilere girdi olmadı!
ÖYLEYSE NEDİR BU HEZEYAN. Yazalım mı? “Kuzey’i Türkiye’den koparmak bir! Zayıf düşürmek iki! Bu zafiyetle “nasıl olursa olsun çözümü geçekleştirmek” üç! Kısaca o gün gelecek ve “ne idiyse layığımız, öyle olduğumuzu göreceğiz!”
KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA ARTIK ESKİ MAĞUSA DEĞİL Kİ!)
Mağusa’da “Mağusa” adlı bir aylık gazete daha yayınlanmaya başladı. Her ay halka bedava dağıtılacak. Reklam gelirlerine dayalı bir gazete. Olabilir, içinde ilginç röportajlar, haberler fotoğraflar var. Hepsi de bildiğimiz, gördüğümüz, yabancısı olmadığımız, tekrar edile edile çiğnendikçe şekeri bittiği için tadı kalmamış sakız gibi yani!
Bu genç arkadaşlar “eskileri” kaşımaktan vaz geçsinler. Tıpkı kendileri gibi yeni Mağusa’yı, genç Mağusa’yı, geleceklere uzanan Mağusa’yı anlatsınlar, resimlesinler hatta neden “malül Gazimağusa” olduğunu sorgulasınlar, sayfalarında bunları ayazlatsınlar. Ki Mağusa dediğiniz artık surlar içinden ibaret değildir. Bir ucu Derinya’da bir ucu Salamis Bay oteline kadar dayanmaktadır… Tabi bilirim, gazete yayınlamak kolay değil. Bu nedenle başarılar diyorum.
































