Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum baskısı artıyor

(DAHA ŞİMDİDEN KUZEY VESAYET ALTINA ALINIYOR!)

Bir gün gerçek anlaşma metni ile tabi ki tanışacağız! Şimdilerde bilip söyleyebildiğimiz, Sn Akıncı’nın zaman zaman Meclis’i, hükümeti müzakerelerle ilgili bilgilendirmelerinden dışarıya sızan kırık dökük çözüm doneleridir. Tabi bir de Rum basınından öğrendiklerimiz vardır.

Açıkça bir daha yazalım çünkü “tekrarı” ile daha çok yazacağız! “Müzakere masasında Kıbrıs’ın siyasi kaderi değil, kendini devlet sanan Kuzey’in geleceği konuşuluyor! Ve müzakereler gitgide adına KKTC dediğimiz bu devletin olası çözümde kendini ilga ederken, federal sistemde nasıl yerini alacağının pazarlığına dönüşüyor!”

Yani bir yandan 1974 Barış Harekâtının rövanşı oynanıyor, bir yandan da zaten 1960’larda Kıbrıs Cumhuriyeti için de söylenen “fonksiyonel federasyona” yamalı  yeni bir federasyon oluşturmak için uğraşılıyor!

ÇÜNKÜ: Masaya 1954’lerden beridir yadsınamaz gerçekte alnımıza yazılmış kaderimiz olması gereken “mazlum ve mağdur” Türk halkı olarak oturmadık! “İşgalci, gasp edici, Rum halkını Kuzey’den Güney’e göç etmeye zorlayan, malını mülkünü yağma edip aidiyetine geçiren” bir toplum olarak oturduk! Üstelik yargılanıp hesap vermek durumunda! Bu büyük gafı Annan planı müzakerelerinde de yaptıktı, bugün de yapıyoruz!  “Çünkü maalesef 1974 Barış Harekâtını o dönemde Ecevit’in de söylediğince ne “ekonomik büyüme ile taçlandırabildik” ne de sonraları kurduğumuz “devlete” inanabildik! Çünkü ne ambargoları kırabildik, ne devleti tanıtabildik!Kuzey’i ucuz siyaset çekişmelerinde harcadık ki şimdilerde bakın S. Denktaş ne diyor:

SERDAR DENKTAŞ’IN DEĞERLENDİRMESİ: Güney’de Simerini gazetesine verdiği demeçte önce görüşmelerin çıkmaza doğru gitmediğini söylüyor ve ekliyordu. “Türk müzakere grubu görüşmelere aşırı dozda iyi niyetle katılıyor. Diğer taraf ayni iyi niyete sahip değil. Görüşmelerin kesilmesi tehdidinde bulunuyor! Bunlar düşündürücü olmaktadır!..”

20-25 bin vatandaşlık konusunda da “Bunun siyasi karşıtlarının iddiası olduğunu, ancak Kuzey’de yaşamın devam etmekte olduğunun unutulmaması gerektiğini, Türkiye’yi hayatlarında bir kere bile görmeyen ve kendilerini Kıbrıslı olarak kabul eden insanların olduğunu, bunların vatandaşlığa alınması için çözüme kadar beklenemeyeceğini” söylüyordu!

NE DEMEK BU? S. Denktaş’ın serzenişlerine neden olan Güney’in tutumu! Daha çözüm olmadan Kuzey üzerine serilen Rum vesayeti demek! Nüfusun 4’de 1 oranıyla şimdiden uygulanmaya konması demek! Mülkiyette 1.cil hak sahibi Rumların Kuzey’e çoğunluğunca dönmesi demek!

FAKAT: Müzakereleri bu duruma Akıncı düşürmedi! İtiraf edelim: “Bizatihi Kıbrıs Türk halkının sesleri yüksek çıkan siyasi partileri, bazı örgüt ve sendikaları getirdi! Yeniden diriltilen “İhsan Ali” kafasının siyasi anlayışı getirdi! Bakalım nihai çözümde faturasını ödeyebilecek miyiz?

SOL-SAĞ SİSTEMLER! (HALKA KIYASLAMA ŞANSI BİLE BIRAKMIYORLAR.)

Artık Hüseyin Özgürgün de uzun yıllar olarak ifade edilecek “politikacı” kimliği ile beratını alma hakkına kavuşuyor. Hatta az biraz sonra “kaşarlanmış politikacı” sınıfına dahil olacak ki işte “liderlik” o zaman başlayacak! Şimdilerde bu görevi S. Denktaş ile paylaşmak zorundadır.

Geçen hafta sonunda Başbakan Özgürgün’ün medyaya yansıyan hükümet programı ile ilgili açıklamalarını okudum. Tasavvurlarına elledim. “En kısa zamanda ekonomik protokolü imzalayıp yolumuza devam edeceğiz” derken ben de “işte sağcı liberal ekonominin UBP’si” dedim! Gocunacak, geri adım atacak bir durum yok! “Halkın önünü açacağız” iddiası ile iktidara gelen bir parti kendini “merkeziyetçi hantal bürokrasinin içine hapsetmez.” Dolayısıyle “trafikten ulaştırmaya, taşımacılıktan tarıma, hayvancılıktan eğitime” kadar halkın önünü açmak hedefleniyorsa “açacak!” Ve bu halka “özelleştirmelerden korkulmamasının ispatı çakılacak!”

HALK KIYAS YAPAMIYOR! Mesela Kalyoncu hükümetinin programı 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın da ifade ettiği gibi, Özgürgün hükümetinin bile yeni bir program yapmadan uygulayacağı kadar iyiydi! Her halde öncesi Yorgancıoğulu hükümetinin de. Her ikisinde de “artık KKTC’de köklü reformların yapılma zamanı geldiği vurgulanıyor ve bu konuda vaatlerde bulunuluyordu.”

Fakat bu “reformların uygulanması” yerine halk ne gördü? Kavga eden CTP ağırlıklı bir UBP’li Koalisyon hükümeti! Sudan başlayan tartışma TC-KKTC ekonomik protokolü ile devam etti! Tek bir icraat söz konusu olmadan da istifa edip gitti! Şimdi halk yeni gelen ve “radikal Sağ’a yakıştığınca liberal ekonomiyi savunan UBP ve DPUG hükümetin icraatlarını gözlerken “giden hükümetle kıyaslamasını yapabilecek mi?  “Sağ ve Sol vurgulu icraatların iki ayrı sistem olarak ekonomiye nasıl yansıdıklarına elleyebilecek mi? Mümkün mü? Eğer her beş altı ayda bir hükümet istifa eder, her gelen başının üzerinde Demoklesin kılıcını hissederse; bu memlekette hiçbir hükümet ayakta duramaz.

KISACA TAKILDIĞIM. (YENİ LONDRA BELEDİYE BAŞKANI.)

Obama da cumhurbaşkanı seçildiğinde dünya şaşkınlıkla ayağa kalktıydı. Benzer olay Londra Belediye Başkanı seçilen Pakistan kökenli bir göçmen ailenin çocuğu olarak Londra’da doğup yetişmiş Sadiq Khan için yaşanıyor. Hiç şaşmamak gerek! Rahmetli eniştem Beşir Khan da Hindistanlı bir müslümandı. Fakat İngiltere’ye sonradan gitmesine, namazını kılıp orucunu tutmasına karşın ayni zamanda bir “İngiliz vatandaşı” gibi yaşardı.

İngiliz “Güneş batmayan” denilen  İmparatorluk sömürgelerinden ayrılmak zorunda kalırken  Commonwealth (İngiliz Uluslar Topluluğunu) oluşturarak müthiş bir politik akılla sömürge yönetimlerinin  siyasi, sportif, kültürel alanlarda yine kendine bağlı kalmasını sağladıydı. 1960 da adadan ayrılırken, “Kıbrıs cumhuriyeti” İngiliz Uluslar Topluluğuna” dahil olduydu!

Kısaca zaten İngiltere’de öteden beri eğitim düzeyleri yönünden en başarılı göçmenlerden olan Pakistanlılar gerçeğinde Sadiq Khan’ı bir müslüman olarak değil, önce bir İngiliz gibi İngiliz vatandaşı olarak görmek gerekir…