Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İntihar ile eş anlamlı

Başbakan Hüseyin Özgürgün  “görüşmelere Dışişleri Bakanı da katılmalıdır” dedi.

Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “bu görüşmelerde eşitlik ve egemenlik bağlamında davranıldığına inanmıyorum” deyiverdi.

Daha da ile gitti ve Rum gazetelerinden birine  kendini “Kıbrıslı” hisseden TC kökenlileri KKTC vatandaşı yapacağını söyledi.

Ve her ikisinin bu açıklamaları, cumhurbaşkanı ile hükümetin Kıbrıs sorununda ciddi bir gerginlik yaşayacaklarının işaret fişeği oldu.

Eyvah ki ne eyvah.

Zaten iç sorunlarda önemli bir kısmı Ankara’daki bürokratların dayatması olan konularda ciddi gerginlikler yaşanıyor ve bu hükümet ekonomik protokolü imzalar imzalamaz memleket yangın yerine dönecek, şimdi bir de Kıbrıs sorununda mı çatışacağız.

Hükümet,  muhtemelen yerine getirilmeyecek talepleri nedeniyle cumhurbaşkanına mı savaş açacak?

“Vay, sen nasıl olur da Dışişleri Bakanı’nı görüşmeci  heyete almazsın” deyip posta mı atacak?

Görüşmeci Özdil Nami’yi istifa ettirtip yerine Tahsin Ertuğruloğlu’nu mu koyacak?

Yoksa on binlerce vatandaş yapıp da Cumhurbaşkanı Akıncı’nın vardığı uzlaşmaları berhava mı edecek?

 

 ***

 

Bir konunun altını çizmekte fayda vardır.

Kıbrıs sorununda şu anda uygulanan politikaların hilafına atılacak her adım sadece Cumhurbaşkanı Akıncı’ya değil  KKTC vatandaşlarına zarar verir.

Evet, bütün KKTC vatandaşlarına.

Ki Akıncı sayesinde tümü de yeni kurulacak devletin vatandaşı olma hakkını kazandılar.

Annan planından önce bir tanesi bile vatandaş olamayacaktı.

Annan planında 50 bin TC kökenlinin yeni kurulacak devlete vatandaş olması kabul edilmişti.

Şimdi de resmi sayıya göre 230 bin.

Yani KKTC vatandaşlarının tümü.

Bu Kıbrıs Türkü için tarihi bir kazanımdır.

Ve ötesi de yoktur.

“Ben yeni vatandaşlar yapacağım, 10 bin yetmez 20 bine dayayacağım, o da yetmezse 50 bine yükselteceğim”  demek tarihi uzlaşmayla ortaya çıkan kazanımı berhava etmek demektir.

Bunu yapan ya da yapanlar tarih önünde hesap veremezler.

 

 ***

 

Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti’nin, yani hükümet ortaklarının, Kıbrıs sorununda elbette farklı düşünceleri vardır.

Şu anda yürürlükte olan resmi politikayla uyuşmayan görüşleri de olabilir.

Yapmaları gereken şu anda yürürlükteki resmi politikayı değiştirmek olmalıdır.

Cumhurbaşkanı ile Türkiye tarafından oluşturulan ve bence halkın önemli bir bölümünün de onay verdiği politikalar arasında UBP ve DP’ye göre yanlışlar varsa bu yanlışların düzeltilmesi için Cumhurbaşkanı ve Türkiye ikna edilmelidir.

Yoksa hükümet olanaklarını kullanıp çatışmaya girmek, intihar etmek ile eş anlamlı olur.

Gelinen böylesi kritik bir eşikte herkesin tarihi sorumluluğunun farkında olması gerekir.