Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İnşallah biz yanılırız…

Başbakan Hüseyin Özgürgün, UBP-DP azınlık hükümetinin programıyla ilgili görüşmelerde, korku filmi havası yaratıldığını kaydederek, “Geçmişte de UBP-DP hükümetleri kuruldu. CTP-UBP önyargıları yıkan bir hükümetti. Bu hükümete karşı da ön yargılı olunmasın” diyor.

İyi de hükümet programı incelendiğinde  yapılan eleştirilerin hiç de haksız olmadığını, hükümetle ilgili önyargıları ortadan kaldıracak mesajlar yerine, tam aksi bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Herşeyin üstü kapalı, belirsiz. Neyi nasıl yapacağınızı anlamadık ki… Sadece geçmişe dair tecrübelerimiz var, o kadar…

Bunlardan birisi, özelleştirmelerle ilgili tutumunuz, ekonomik paket, istihdamlar ve vatandaşlıklar konusundaki sözleriniz.

Müzakere süreciyle ilgili düşüncelerinizi, zaten daha önce sayın Akıncı ile ilgili yaptığınız “gerekirse görüşmecilik görevinden alırız” açıklamızla belli etmiştiniz. Siz her ne kadar, “sürece balta koyma niyetimiz yok” deseniz de, Kıbrıs konusundaki görüşlerinin ne olduğunu bildiğimiz vekiliniz Zorlu Töre’nin, müzakere masasında olmak istediği yönündeki açıklamaları , sürece bakış açınızınla ilgili kuşkular yaratıyor.

İşte bu yüzden toplumun büyük çoğunluğunun kurduğunuz hükümete temkinli yaklaşmasına kızmak yerine, bu algıyı tersine çevirerek, telaşa gerek olmadığını ispatlayabilirdiniz…

Ama daha ilk günden ekonomik paketle ilgili durşunuz, vatandaşlıklar konsundaki yoruma açık sözleriniz, müşavir yaratacağınızı söylemeniz, haklı olarak bizleri telaşa itiyor…

Hiç kimse hükümetlere, siyasi görüşü ne olursa olsun, önyargıyla bakmaz, bakmak istemez. Gizliden bir umut her zaman vardır. Muhalifinde bile. Ancak verilen sözler, hükümet programında yer alan vaatler yerine getirilmezse, işte o zaman, memnuniyetsizlik ve tepkiler ortaya çıkar.

Ben ta baştan beridir, “yamalı bohça, bacanaklar hükümeti, küçük ortaklar hükümeti, imzacılar hükümeti” yakıştırmalarını abartılı bulsam da, aklımın bir yerlerinde de, geçmişte yaptıklarınızla ilgili soru işaretlerini, “acaba yine aynısı mı olacak” kuşkularını da korumayı sürdürüyorum.

Geçenlerde yine yazmıştım. Toplumda size karşı oluşan önyargıları kırmak tamamen sizin elinizde. Yapacağınız icraatlar, vatandaşın hayatını kolaylaştıracak ufak dokunuşlar, bu önyargının ortadan kalkmasını sağlayacaktır…

Kusura bakmayın ama, görünen, UBP ve DP’nin “eski alışkanlıklarına” devam edeceği yönünde…

Bugün büyük bir sürpriz olmazsa, bağımsızların da desteğini alarak resmen göreve başlayacaksınız. Ancak sizin de dediğiniz gibi zor bir göreve talip oldunuz. Geçmişe göre pek farklı şeyler yapacağınızı sanmıyorum. Ekonomik paketi geçirecek, telefon, elektrik ve limanları özelleştireceksiniz. Belki elektrik konusunda biraz başınız ağrıyacak ama, diğerlerinde köstek değil, destek göreceksiniz. Ancak, Ercan ihalesinde yaşananları da unutmayarak, Kıbrıs Türkünün rıza göstereceği, devletin denetim mekanizmasında etkin olacağı bir sistemi oturtmak, öncelikli göreviniz olmalıdır…

Meclis’te hükümet programına yönelik bir çok eleştiri yapıldı. Bunlar arasında çok akılcı, mantıklı eleştiriler de vardı. En azından onlara yönelik açıklık beklerdik, şeffaflık beklerdik. Hamasetten başka bir yanıt göremedik.

27O halde, her kesimden, partilerden, medyadan ve halktan gelecek sıkı bir muhalefete hazır olacaksınız…

YERİN KULAĞI VAR

YOK ARTIK: Başbakan Hüseyin Özgürgün müşavirler konusunda, “Bazı müşavirleri göreve davet ediyoruz ama ‘bize baskı yapmayın’ diyorlar. İnsanları zorla çalıştırmak kolay değil” gibi bir gerekçe söylüyor. Kardeşim sen bu ülkenin Başbakanısın. O kişiler de, senin her ay dilenerek 7-8 bin lira maaş ödediğin memurların. Ne demek, “bize baskı yapmayın”. Kusura bakmayın Sayın Özgürgün ama, oturduğunuz makam şikayet etme makamı değil…

MESAJ NET: Sanıyorum UBP-DP azınlık hükümeti en büyük sınavı, vatandaşlıklar konusunda verecek. Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün vatandaşlıklar konusundaki, “Rum tarafının bağırmasına bakmayız, yasadaki anomaliyi düzelteceğiz” sözleri ise “25 bin vatandaşlık” iddiasının önünü açmış oluyor…   Gel de telaşa düşme.

DÜN DÜNDE KALDI: Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Halk CTP’den kurtulduğuna memnun, ülkeyi son 3 yılın CTP’li iktidarlarından daha iyi yöneteceğiz” diyor. İyi de son 10 yılın yaklaşık 6 yılında CTP ile hükümet ortaklığı yapan, UBP’ye “madik atıp” CTP ile koalisyona giden sizin partiniz değil miydi..? “CTP’den kurtulduğumuza” sevinip sevinmeyeceğimiz ise sonraki iş. Hele siz bir iş yapmaya başlayın, ona göre kararımızı veririz…

EHVENİ ŞER: Bağımsız milletvekili Hakan Dinçyürek, “Hükümet programındaki eksiklere, yanlışlara rağmen ümitli olmak istiyoruz. Ülkenin buna ihtiyacı var” değerlendirmesinde bulundu. Görünen o ki, sadece muhalefet değil, destek verecek olanlar bile okunan hükümet programından pek mutlu değil. Bugünkü güvenoylamasında vereceği oyla hükümetin kaderini etkileyebilecek bir pozisyonda olan Dinçyürek’in bu uyarılarını dikkate alırlar inşallah…

MUHALEFET DİNLENİR OLMALI: Saplantılı, tümüyle retçi bir muhalefet, ağzıyla kuş tutsa, ne kamuoyundan gereken desteği bulur ne de hükümetleri rahatsız eder. Hükümet Programı okunurken gördüğüm iki tür muhalefet vardı. Biri, gayet mantıklı, sonuç alıcı, takipçi, içinde kendi özeleştirisi de bulunan, toplumun gerçek ihtiyaçlarına yönelik söylemler… Bir de, temcit pilavı gibi, her ne konuda konuşursa konuşsun lafı bildik bir kaç konuya getiren, dünyaya at gözlüğüyle baktığı belli olan, kimsenin de umursamadığı türden muhalefet. Umarım CTP, biriken iktidar tecrübelerini de kullanarak, gerçek anlamda bir gölge kabineyle dişe dokunur bir muhalefeti öne çıkarır da, hükümeti keyfi davranmaya sevketmez… 

İLAÇ İSRAFI BÜYÜK BOYUTTA: Serbest Çalışan Hekimler Birliği, evlerden ilaç toplama kampanyası çerçevesinde bir eksiğimizi daha gidermiş, ilaç israfıyla ilgili istatistiksel veriler elde etmiş. Yaptıkları bir anket olsa, bu kadar doğru sonuç vermezdi. Anketlerin belirlediği denek sayısı kadar, tam  564 haneye ulaşmışlar. Her 55 kişiden biri, süresi geçmiş ya da kullanılmayan ilaç bulunduruyormuş. Neredeyse toplumun yarısı kadar. Üstelik bunların yüzde 34.6 ‘sı kamudan alınmış ilaçlar, yani bedava… Hekimler bunun nedeninin, ilaçların fazla reçetelenmesi veya fazla talep edilmesi ile ilişkili olabileceğini söylüyor. Bunun Sağlık Bakanlığı bütçesine verdiği zararı düşünün… Bizi bitiren de bu vurdumduymazlık değil mi zaten…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: DAÜ: Üniversiteleri sadece sayıları ya da öğrenci kapasitesinin artmasıyla değerlendirir olduk. Ancak üniversitenin asıl görevlerinden biri de, topluma doğrudan sağlayacağı faydalar olmalı. Kırk yılda doğru dürüst bir kamu sistemi oluşturamayan bizler için üniversitelerin bilgi birikimi aslında bir nimet. Bu nimetten tam olarak faydalanabildiğimizi söylemekse, mümkün değil. DAÜ’nün son faaliyeti tam da olması gereken bir örnek. DAÜ Muhasebe ve Vergi Uygulamaları Programı öğretim görevlileri tarafından, Maliye Bakanlığı Para Kambiyo ve İnkişaf Sandığı İşleri Dairesi personeline üç aşamalı eğitim kursu verilmiş… Kursta, teknik bilgiler yanında, meslek ahlakı, denetimin önemi ile ilgili konular da işlenmiş. Keşke tüm üniversiteler, her konuda bu desteği verebilseler.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Günübirlik Politikalar: İnşaat şirketlerinin devletten alacakları biriktikçe birikiyor. Müteahhitler devlet ihalelerine girmediler, eylem yaptılar, çözüm bulunamadı. Şimdi Serdar Denktaş’tan söz almışlar. Bu bir yana, inşaat sektörünün hem kendi içinde, hem de ülkede yarattığı imar sorunları var. Geçmişte yaşanan patlamayla yarım kalan inşaatlar var. Ama hükümet programında inşaat sektörüne dair tek kelime yok. Nasıl bir politika izleyecekler dersiniz? Geçmişte olduğu gibi, kapıya gelene söz vererek mi…?[/quote]