Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakerelerde değişim

Bir çözüm olasılığında 9 bin 251 kilometre karelik bu adada kiminle ve nasıl aşık atacağımızı biliyor muyuz? Konuyu biraz aralayalım:

Gitgide AB’de de seslendirildiğince olası çözüm Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına uydurulmaya çalışılmaktadır. Bunu neden çözümün mihenk taşına vurduklarını anlamak da zor değildir. Çünkü:

Rum tarafı AB’ye Kıbrıs Cumhuriyetini temsil eden devlet olarak üye yapıldı. Bu bir siyasi gaf da olsa olayın hatırlattığı gerçek şudur: “İşgal altında olduğu söylenen Kuzey’in Türkiye’den kurtarılıp, adanın yeniden 1960 KC’ine dönüşünü sağlamak…”

AB ile birlikte oluşturulan bu siyasi tasavvur  tuttu mu? Büyük olasılıkla evet! Nitekim şu anda süregelen müzakerelerde gitgide değiştirilen gündem, bu tezin üzerinde yoğunlaşmaktadır.

İYİ HATIRLARIZ: Barış Harekâtından ve 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanından sonra, süregelen kampanyalar sonucu olgunlaşan ve artık meyvelerinin yendiği belirli kesimlerin görüşleri de buydu! Tartışırken “Türk tarafının Kıbrıs cumhuriyetinin bir üyesi olduğu” savunuluyor ve öyle kalmamız gerekirken Kuzey’de yarattığımız defakto devlet oluşumun yanlışlığı vurgulanıyordu!

Bir yere kadar doğruydu: Çünkü Rahmetlik Denktaş devleti ilan ederken en azından Pakistan gibi Türkiye’ye gönülden dost bazı ülkelerin KKTC’yi tanıyacağı hesabını yapmıştı. Ancak Amerika’nın baskısını hesaplayamamıştı. Tanımaya hazır Pakistan ABD uyarısı nedeniyle vazgeçince, Kuzey’i işgal etmekle suçlandığı için zaten suçlu sandalyesine oturtulan Türkiye tek başına kalmıştı!

Tutun ki Kuzey’deki siyasi kaderimizin makûs talihi ancak bu kadar olurdu!

BUGÜN SORUN NEDİR? Kimselere bu adada Türklerle Rumların  iç içe ve asırlarca birlikte yaşamadıklarını anlatamadık. Doğrusu bu konuda çok da çaba göstermedik! Hatta yukarıda da yazdım, KC’ine dönüşü savunanlar gün geldi “evet kardeş kardeş birlikte yaşardık yine o günlere döneceğiz” dediler!

Nitekim sınır kapılarının açılmasından sonra Güney Rum Yönetimi “siz bizim vatandaşlarımızsınız” diyerek Kıbrıs’lı Türklere “resmen ve otomatik olarak KC kimlik ve pasaport edinme hakkı verdiydi!”

YANİ: Biz farkında değiliz ama bu adada “Kıbrıs Cumhuriyeti” ahkâmları sürüyor! Öyle de oldu muydu geriye kalan tek olay tüm adadaki Türk Rum halklarını içeren”Kıbrıs Cumhuriyetine dönüştür!” Geçmişteki ile Tek nüans farkı “iki kurucu devlete dayalı federasyona dönüşmesidir!” “Kısaca” demek gerekirse bir milyonluk nüfusu ile çoğunluktaki Güney’in 350 bini aşamayacak Kuzey’deki Türk azınlığının üzerine kol kanat germesi!. Tabi Türkiyesiz! Karşılığında AB üyeliği! Sizi bilmem ama ben bu çözüm sonucundan kokuyorum!

KOALİSTYON HÜKÜMETLERİ: (KİMSE İCRAAT BEKLEMESİN!)

UBP-DPUG Koalisyon hükümeti nedense bana “çarpıcı ve vurgulayıcı” gelmedi! “Hah işte tam isabet” diyeceğim yerli yerine oturtulmuş bir “bakan” da görmedim. Yamalama bohça oldu demek istemiyorum. Beklenen sonuçtu. Bu matematikle ancak bu kadar olurdu. Fakat “bu kadar olabilen” hükümet unutulmamalıdır, süre itibarı ile de ancak “bu kadar olabilecek” ömre sahiptir!

OYSA TEMENNİLERİMİZ FARKLI: Hep istikrardan söz ediyoruz. Mesela geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu “kendimizi çözüm sonrası AB’ye hazırlamalıyız” dedi. Doğrudur. Hatta “çözümü” beklemeden de Kuzey’in bugünü ve geleceği için artık kendimizi taşıyabilecek düzeye gelebilmeliyiz!

Oysa son dönemlerde gelip giden hükümetlere baktıkta ne böylesi “kabiliyet” ne öylesi “cibilliyet” gördük. (Her iki kelimeyi de yazımı süslesinler diye rast gele kullanmadım.) Nedenleri biliniyor:

İKİ BÜYÜK PARTİNİN GAFLARI. Sağ’da UBP Sol’da CTP yıllarca birbirlerinin oylarını birbirlerine kaptırmamak için asla buluşamayacakları kendi kulvarlarında kendi yalnızlıklarıyla koştular! UBP Atatürkçülükle milliyetçiliğe sığındı, CTP sol literatürün klasik tanımında “mazlum halkların ezilmesine!” (Her ne kadar Sn. Talat’a göre ağzı olan konuşurken son zamanlarda pek çok CTP uzmanı da türediyse ne yapalım diyoruz! Her devrede yönetmek için seçmenden yetki isteyen kendileridir.)

UBP “vatan millet bayrak anavatan” dedi, CTP “halkların karfdeşliği ile ezilen işçi kesimlerinin haklarından, mütegallibenin memleketi nasıl peringa balıkları gibi iskeleti kalıncaya kadar kemirdiğinden…

Fakat her iki “iddialı savunma” da KKTC’yi istenilen yere getiremedi. Hele son iki dönemin koalisyon hükümetlerine baktığımızda durumun vahameti daha ayan beyan gözükür! Çünkü ne UBP’nin Türkiye’ye kurtarıcı olarak sarılması ne de CTP’nin Türkiye’yi dışlamaya yönelik politikaları doğruydu! Kaldı sonunda kavga koptu!

YENİ HÜKÜMET: Bu matematikle üstelik muhalefetle bile istişarelerde bulunacağını “hükümet olarak ayakta kalabilmelerti için buna ihtiyaçları” olduğunu söylüyorlar! Allasen, hangi muhalefet iktidar ayakta kalsın diye elinden tutar ki?

Kaldı ki daha hükümeti kuracağı teklifi aldığı ilk gün dakika bir gol bir kalesinde gol gördü. Dıştan bakan alıp “azınlık hükümeti oluşunu izale edecekti partilerinde bakanlık bekleyenler isyanı oynadılar!

Bu yeni hükümet nereye kadar dayanır bilmiyoruz. Bakalım artık!

KISACA TAKILDIKLARIM: (400 MÜLTECİ DAHA! VE LİMASOLDAKİ ŞEHİTLİK!)

Eğer 3. dünya savaşı kopsaydı her halde bu kadar can kaybı olmayacaktı.. Çünkü nükleer silahları kullanmamak için bir iki dalaştan sonra hemen bir anlaşmaya varacaklardı.

Oysa Suriyeli mülteciler her gün hergün yüzlercesiyle ölüyorlar. Son haber Libya açıklarında bir teknenin batması sonucu 400 mültecinin boğularak ölmesi! Utanması gerekenler nerede! Avrupa kıtasında yarattıkları gül bahçelerinde yaşarlarken refah ve saadetleri bozulmasın diye Türkiye’ye para vererek mülteci akınını önleyen AB mi? İşte insanlık işte uygarlık! Bu mu?

LİMASOL’DAKİ ŞEHİTLİK: Bazı mezaları Rum kültür örgütü onarmış. Geçen gün törenle ziyarete açıldı. Herkes şaşkın: “Hiç Rum’dan bunu beklemezdik” diyorlar! Eğilin kulağınıza fısıldayım. Eğer AB’nin ikili ilişkiler için ceplere koyduğu yurolar olmasaydı o mezalar daha çok beklerdi!