İslam İşbirliği Teşkilatı Konferansı ile az biraz soluklansa da Türkiye öncesinde yayınlanan AB Parlamentosu raporunda adeta mahkûm durumuna düştü. Suçlu sandalyesinde otursaydı hapsolmaktan kurtulamayacaktı!
Tabi biz her taşı kaldırıp altından “Kıbrıs sorununu ve müzakereleri” ararken bu kez de AB’nin raporunda görmek istedik. Gördük de! Tutun ki çok söylendiği için üstelik usandırıcı uyarılar! “Maraş açılsın, asker çekilsin, yeni TC vatandaşı alınmasın falan…
Eh, müsaade edin de bu kadarı olsun artık. Çünkü başından beridir “Rum liderliği ile kilisesi Güney’den! AB Brüksel’den! “Bizimkiler” de içten!” Bastırıyorlar ki Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümü sağlansın!
OYSA: Bu konuda ısrarlı olmak ve Türkiye’nin hem nüfusu hem de garantörlük hakkıyla adada kalmasını savunmak AB müktesebatına aykırı olmamalıdır. Çünkü Annan planında sembolik de olsa hem garantörlük hakkı vardı hem de 150 bin TC kökenlinin adada kalması mutabakatı vardı. Bu dönemde ise Tümden AB üyesi olunacağı savunmasında “Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs” öne çıkartıldı .
PEKALA ADADAKİ GÜVENLİĞİ KİM SAĞLAYACAK? Annan planında BM’ler Barış Gücü deniyordu. Hem de “silahlı ve olası Türk Rum çatışmalarına karşın vur emrine dayalı bir yetki ile!” Bu dönemde “güvenliğin” nasıl sağlanacağı henüz açık seçik bilinmiyor. Ve maalesef “bilinmeyenler” de gitgide çoğalıyor!
Mesela: Nasıl bir federal polis teşkilatı oluşturulacak? Kuzey’de ve Güney’deki polis teşkilatları nüfus oranına göre mi olacak?
Mesela: Kuzey’den Güney’e ve oradan Kuzey’e suçlu nakilleri, yargılanmaları, Yüksek Mahkeme’nin Kuruluşu, Anayasa Mahkemesi’nin çalışması hâlâ cim karnında bir noktadır!
Meselâ: “Askeri birlikler” de olacak mı? Ayrı ayrı mı Türk Rum karışık mı? (Ki mümkün değil!)
Mesela: Federal hükümetin Savunma Bakanı Rum mu olacak Türk mü? (Kıbrıs Cumhuriyetinde Osman Örek’ti. Zaten Türk tarafına üç Bakanlık verildiydi. Sağlık Bakanı Niyazi Manyera, Tarım Bakanı da Fazıl Plümer.)
Mesela: Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin donanması ve Hava kuvvetleri olacak mı? Türklerle Rumlar arasındaki dağılımları, yetkileri nasıl olacak?
PARDON! Bunları laf ola beri gere sormuyoruz. Kıbrıs ne Ortadoğu’dan ne Doğu Akdeniz’den azadedir. Mesela İŞİD yahut herhangi bir terör örgütü adaya musallat olursa AB’nin yahut Rusya ile Amerika’nın gelip müdahalede bulunması mı istenecektir?
Çünkü şu anda bu görev Garantör ülke durumunda olan Türkiye, Yunanistan ve zaten “üslerini terk etmeyeceğini açıkça söyleyen İngiltere’nindir. Veya “birinden birinindir.”
Amacımız mide bulandırmak değildir. Çözüm diye diye nasıl bir geleceğe yelken açtığımızı görmeyi sağlamaktır! Çünkü Türk Rum halkları arasında çözüm olduktan sonra da şarkılar türküler, şiirler masallar okunmayacak, lale bahçelerinde kolkola gezintilere de çıkılmayacaktır! En kötü olasılıkları düşünmek zorundayız ki “hayal sükûtuna” uğramayalım!
VE KARŞINIZDA HÜHÜMET’İ ALÎ: (HADE RASTGELE!)
Öyle de bu kaçıncı rastgele! Eskiden Koalisyon hükümetleri 2 buçuk yıl falan dayanırdı. Sonra bir buçuk yıla, ardından da on aya falan indi!
Bu “zaman” açısından düşünülecek bir zafiyet. Asıl sorun “artık siyasi değer yargılarının “koalisyon hükümetlerini” taşıyamayacak kadar ayrı gayrı kulvarlarda koştuğudur. “Kısaca asgari müşterekler gitti, azami ayrılıklar geldi!”
Toplumun bu kadar ayrışmasına demokrasi denmez! Çünkü demokrasilerde “uzlaşı kültürü,” Empati kurabilme kabiliyeti, karşılıklı görüşleri uygarca tartışabilme gibi değerler ve yargıları vardır. Oysa biz basbayağı kavga ediyoruz! Ne için?
KKTC-TC ilişkileri için!
TC’den KKTC’ye akan suyun yönetim ve sevkiyatı için!
İmzalanan mali ve ekonomik protokollerin uygulanmaması için!
Türkiye’nin adadaki askerlerinin gitmesi istendiği için!
Ankara’nın sadece para verip içteki “işlere” karışmaması için!
TC kökenli yurttaşlar dışlandığı için!
BU KAVGA BİTMEZ. Yeni hükümet kuruldu! Şu veya bu politikacı “Bakan” oldu! Birbirlerini anlayışla karşılayacaklarının sözleri de verildi Büyük olasılıkla TC ile de uyumlu ilişkiler sürdürecekler…
Ancak bünyemiz parça körçe! Mesela bundan sonra da fraksiyonlar haline gelmiş Sendika, Birlik ve STÖ’leri beterince eylemlerine devam edeceklerdir. Çünkü “çalışan” varsa her zaman savunulacak hakkı hukuku da vardır. İyi de son iki koalisyon hükümetinin apar topar gitmelerinin bir nedeni de sendikal eylemlerle çiftçinin hayvancının eylemleri değil miydi? Ki şimdiden beterince devam edeceğini görür gibiyim. Çünkü düne kadar bu tip eylemleri dizginleyen sol’un CTP’si vardı, şimdi o da yok! Üstelik yeni hükümet çorap ipliğine bağlı üfürseniz gidecek!
DAHA BÜYÜK SORUN: Şu olmalıdır: Bu memleket öyle bir hallere düştü ki soğukkanlılığı ile ünlü her zaman centilmenliği kendinden menkul Talat bile “leş kargaları” diyecek kadar zıvanadan çıkıverdi! Demek ki artık bu memleket insanları birbirlerini çıldırtacak kadar ayrı gayrı görüşleri savunuyorlar! Yoksa Talat niye bu kadar çok celallensin?
KISACA: Yeni hükümetin de “işi” gidenden daha zordur! Kısaca uzun zamandır duran “devlet çarkları çalıştırır ve TC ile su’dan beridir donan ilişkileri para akışının önünü de açacak şekilde yeniden oluşturursa yeter de artar bile! Zaten “koordinatörümüz” Türkeş sıcağı sıcağına Lefkoşa payitahtına düştü. Bakalım gayri!
KISACA TAKILDIĞIM: (LAFAZANALIĞIMIZA YAKIŞMADI!)
Kendimizi dünyanın odağı zannederiz! Lafazanlıkta kimse yetişemez rekor kırarız! Demokrasi derken mangalda kül bırakmaz uğruna memleketi yıkarız!
Özgürlük egemenlik sevdası da bizde, Türkiye ile dünyayı sorunlardan kurtaracak formüller de bizde!
Bir ayak üzere Amerika’ya bile ince ayar yaparız…
Ee BU NE? “ABD Kıbrıs 2015 İnsan Hakları Raporu” açıklandı. Kuzey gene sondan birinci, nal topluyor! Cezaevi rezillik deniyor. İşçilerin çalışma güvenliği yok deniyor.Kadın hakları nanay, sağlık eğitim şinanay! Temizlik tertip sıfır! Kısaca her şey standartların altında! Yakıştı mı ya lafazanlığımıza?
































