Bir, iki gün önce, nefes makinesinde iken, zor konuşabilirken, telefonum çaldı. Bu saatte kim olabilir diye merak edip aldım. Telefonun diğer ucunda bir gazeteci arkadaş. Buyur dedim. Bu gün Serdar beyin beyanatını duydunuz mu? Diye sordu. Yok, evden çıkmadım, ne beyanat vermiş? Dövizin yükselişine müdahale edecekmiş. Hoppala! Ne söyleyeceğimi şaşırdım. Kulüpte söyleyeceğimi, medyaya söyleyemezdim tabii. Dövizin yükselmesine müdahale, gereğinden fazla yükseldiğine inanılır ise, ancak TL’nin yöneticisi büyük kütle Türkiye’nin elindeki döviz stokunu, bir vurmada etki edecek oranda, piyasaya sürmesi ve veya faiz oranlarını artırması ile mümkündür. Biz burada ne yapabiliriz ki! Cevabım, kısa, öz ve biraz da sinirlice oldu. Bu dedim “kuyruğun köpeği sallamasına” benzer. Yazmışlar. Bu hakaret değildir. İngiltere’de kullanılan bir değimdir. İngiltere’de köpek sevilen, sadık bir hayvan olarak bilindiği için birine köpek deseniz bile kötü karşılanmaz. Bilahare, herhalde Sn. Serdar dövizin yükselişinin KKTC de menfi etkilerini bir nebze azaltacak tedbirler alacağız demek istedi de yanlış ifade etmiş olmalı diye düşündüm. Öyle de olmuş, kendisi sonradan bir açıklama yapmış diye duydum. Peki, ne yapabiliriz? Piyasa ekonomisinden çıkıp kiralarda, üniversite harçlarında kuru mu donduracağız? TL’nin stg. ve Euro bazında gerçek değeri nedir? Şimdiye dek döviz cinsinden alacaklılar hep kaybetmişti; Şimdilerde bu mağduriyetleri kısmen giderildi. Problem, biriktirilip, kendiliğinden veya ufak bir iğne ile balonun patladığı ve ekonominin kaçınılmaz gerçeklerinin ani su yüzüne çıktığı içindir. TL yönetiminde yumuşak iniş yapılmadığı, ve yabancı sıcak paralara rant sağlayıp içe çektiği için TL’deki suni yüksek değeri idame ettirebilmiştir. Ev alanların ilgi müteahhide verilen taksiti TL olarak sabitlerseniz ve onun bankaya borcu döviz cinsinden ise, ne olacak? Vazgeçin böyle piyasaya müdahalelerden, piyasa affetmez, göz yapayım derken kaş çıkarırsınız. Bilesiniz ki T.L. değiş tokuş görevini tam anlamı ile yapar, ancak halen daha, gittikçe kısalan bir arşın gibi, değer ölçüsünü gereği gibi ifa etmez. İşte onun için vadeli işlemlerde çoğu kez döviz değer ölçüsü kullanılır veya enflasyona endekslenen bir faiz oranı. Yapabilecekleriniz, gerçek hayat pahalılığının maaşlara, asgari ücrete yansıtmak, dolayısı ile ekonomiye canlılık getirmek, pahalılık yaratan vergilerden mümkün mertebe kaçınmak, ranta, servete, lüks tüketime yoğunlaşmak. Böylece tasarrufların bir kısmını devlet eli ile piyasaya sürüp canlılık yaratmak. T.L. dışındaki ülkelere göre rekabet gücünüz arttığından, özellikle Güney tüketicisine fiyat dışı etkenlerle de mal arzını bir o kadar daha cazip hale getirmek. Zaten şimdilerde yurt dışı seyahatler marjinal dahi olsa azalacak, bizim tüketici Güney’e daha az para bırakacak, genelde 3ncü ülkelerden de ithalatımız mal bazında azalıp, iç piyasada üretim iklimini geliştirmeye, kaliteli ve sağlık koşullarında mal üretimini sıkı denetlemeye, monopollerle etkin mücadele etmeye özen gösterin, yeter. Göreceksiniz ki ekonomi daha az bir sarsıntı ile yeni değerlere adapte olacak. (Eğer Türkiye’de sular durulur ise!)
Tam bu şoku atlatırken TV programlarının birinde bakanlık yapmış, uzunca süre parlamenter olarak toplumuna hizmet veren, sevilen Sn: Taçoy konuşuyordu; Ve şöyle diyordu “Ekonomiden anlamayanlar konuşuyor. Euro’ya geçsek dahi hiç değişen bir şey olmayacak” Bir şey öğrenmek için dört kulak oldum. Hade gene, çatlar mısın, patlar mısın? Enflasyonu biz burada yaratırmışız, Euro’ya geçsek dahi yine ayni pahalılık olacakmış. Ah keşke öyle olsa da, Euro’ya geçip AB’nin ağzına yanalım, parasını toprak edelim ki belki bizi tanır! Euro’da olsak ithalatın fiyatı artmayacak ki, hatta TC’den ithalat kısmen ucuzlayacak. Kendisine tavsiyem geçmişte benim memurlarıma göstermek için yaptığımı yapsın. Durumu daha kolay anlatabilmek için 20 yıl üzerinden Türkiye ile bizim enflasyon toplamını kıyasladım. Toplamın hemen, hemen ayni çıktığını gösterip, bizdeki enflasyonun çok büyük bir oranının maliyet enflasyonu olduğunu, talep enflasyonunun çok düşük kaldığını göstermiştim. Enflasyon bir akımdır. Örneğin deredir. Pahalılık yavaş yavaş biriken bir göldür Yani “stock”dur. Bizim TC’den pahalı olmamız iki gerçeğe dayanır. Ya fert başı üretimimiz T.C. deki fert başı üretimden düşük; Ve/veya fert başı likit ve servet durumumuz (Şükran!) TC dekinden yüksek oluşundandır. Sn. Taçoy hiç olmaz ise bize ekonomiden anlamazsınız deme. Her ne ise Sn. Taçoy bu söyleşi içinde sonradan kendini toparlamış olacak ki, program yapımcısı bayandan izin alarak, tekrar para konusuna dönme ihtiyacını duymuş ve kısmen hatasını, paranın değeri arz ve talebe bağlıdır, diyerek kapatmıştır. Biz Euro arzını istediğimiz kadar artıramayacağımıza göre?
Tam bu ikinci şoku atlatırken, TV’yi, evdeyim ya, zapla, zapla Meclis oturumuna rastladım. Hani ya yasa yapan, ama ceza müeyyidelerini unutan; yaptığı yasaların uygulanmasını ciddiyetle takip etmeyen, o popülist Meclis var ya, devamlı geçici istihdamları tartışır vaziyette. Bu konuda bu kadar vakit mi harcanır? Geçici ne demek? Geçici bir iş için alınan uygun eleman veya o konuda uzman. İhtiyaç bitince de durdurulan demek. Kurultayda alınanlar ihtiyaçtan mı alındı? Uygunluklarına mı bakıldı? Günleri doldu, ihtiyacın yok, göndereceksin kardeşim. Lafazanlığa, Meclis’in vaktini almaya ne gerek var. İstihdam yarattık demeyin. Bir kere istihdam adaletsizce yaratılmaz. Kamuya bu gibi gereksiz yükler kamudaki, özeldeki istihdamı artırmaz, düşürür. Bunu da mı bilmezsiniz? Acıma hissiniz kabardı ise, bu ülkede gerçek güçsüzü saptayıp onlara yardım edin. Muhalefet diyor ki tüm geçicilere eşit davranılsın. Doğru ama bir şartla. Biri geldi ve bizim kulübün ortasına etti. Kimse ses çıkarmadı. Aradan 3-5 sene geçti, dışkı kurudu. Son günlerde biri daha geldi ve o da orta yere etti. Yaş ve kokar. Sinekler üzerinde vız, vız eder. Aklımız başımıza geldi. İlk önce neyi temizleriz? Yaş olanı. Sonra kurunun icabına bakarız. Sorumluları da cezalandırmaktan geri durmayız. Ve de bu tiplerin içeri girmesini engelleyecek yasal tedbirleri alırız. Bu kadar basit!
Bu ülkede politik sistem süzgeçten geçirmeden başımıza mebus, bakan getirir. Bu zafiyeti dengeleyecek bilgili, cesur, asaleten tayinli tecrübeli yüksek bürokratların da ağzına popülizm ve 3lü kararname karagözlüğü ile yandık, şimdi gel de çık işin içinden. İş de basit iş değil. Kıbrıs’ta bekamızla ilgili. İmdaaat! Yok mu ortaya çıkacak birkaç devlet adamı nitelikli insanımız. Belki başkanlık sisteminde!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























