Köşe Yazarları

Başbakan duruma el koymalı






Gıda konusunda oluşan güvensizliği giderme görevi Başbakanlık makamındadır. Yetki karmaşalarına, rant kavgalarına son verecek olan formül, Başbakanın iradesinin altında yatmaktadır.
Neden mi? Anlatayım…
Hepimiz, toplum olarak paranoya olduk.
Elimden gelse eve alış- veriş yapmayacağım…
Bir sürü soru var kafalarda…
Mesela:
– Devlet yakalayabildiği zehri yakalıyor, ya yakalayamadığı?
Mesela:
– Tamam, limanlardan geleni yakalıyor… Ya güney Kıbrıs’tan kaçak gelen ürünler ne olacak?
Mesela:
– Bu ülkeye Genetiği ile Oynanmış Ürün (GDO) geliyor mu?
Mesela:
– Bakliyat fiyatları uçarken, bizim ülkede neden ucuz? Yoksa GDO’lu bakliyat mı var?
Mesela:
– Gümrük memurları, zehir saptanan ürünleri neden hemen müsadere etmiyor da, iade için tüccara geri veriyor?
Mesela:
– Ya gümrükten birileri rüşvet yerse ve zehirli ürünlerin ülkeye girmesine izin verir…
Mesela:
– Nasıl bir rant çarkı var ki, bu ülkede Gıda Yasası yok, kim, neden engelliyor?
Mesela:
– Hal Yasası olmayan kaç tane çağdaş ülke var. Siyaset neden ısrarla bu yasayı gerçekleştirmekten kaçınıyor?
Soruları daha da artırmak mümkün.
Ama hepsi bir kapıya çıkıyor.
“Bir güç, bu ülkede gıda anlamında denetimi etkiliyor…”
Bu bir saptamadır ama yetmez…
Hangi güç, devlet mekanizmasının üzerindedir.
“Devlete” rağmen, kim bu gücü kendisinde bulundurur…

“En büyük mafya devlettir”
Radyo Havadis’te her Pazartesi olduğu gibi, Başaran Düzgün ve Mehmet Moreket ile gündemi değerlendirdik.
Gıda konusunun dışına çıkamadık.
Dinleyiciler de bizleri bu konuda tutmaya gayret gösterdi.
Başaran Düzgün, “Gıda Yasası yok, Hal Yasası yok” serzenişlerine farklı bir bakış açısı getirdi.
“En büyük mafya devlettir…”
Yalan mı?
Bu cümleyi neden kurdu Başaran Düzgün:
“Devlet isterse ne kaçakçılık olur, ne de halkı zehirlenir…”
Bunu elbette “KKTC mafya devletidir” anlamında söylemedi sayın Düzgün…
Saptamaya katılmamak elde değil…
Bu ülkede binlerce kanser hastası var…
Çocuklarımız dahi kanserin pençesinde…
Ama birileri, “zehirli cennet hurmasını indirip, yerine piyasada çürüyen cennet hurmasını” koyabilecek cesareti kendinde bulabiliyor…
Tutuklanıyor, serbest kalıyor, çıktığı gün yine zehirli mal geliyor adaya…
Böyle bir durumda, devletin mevzuatı sorgulanmaz mı?
Bu “mafya devleti” değil de nedir?
Hal Yasası yok…
Gıda Denetim Yasası yok…
Gıda Yasası yok…
Kimin eli kimin cebinde belli değil…
Bu düzen “kendi mafyalarını yaratmaz” da ne yapar?
Mehmet Moreket sordu programda: “Bakalım bize bu güne kadar neler yedirdiler?”
Cevabı var mı?
Her türlü pisliği, zehri yediğimiz aşikar değil mi?

***
Mantık değişmeli

Kolay değil…
Ortada büyük bir sessizlik var.
Sağlık Bakanı diyor ki, “en ağır cezayı alsınlar…”
Kim verecek cezayı sayın bakan?
Yargı ceza vermekte gecikiyorsa, devlet neden vardır?
Devletin görevi, bu gibi isimleri ticari yaşamdan silecek mekanizması yoksa, bu hükümetin sorunu değil mi?
Sorumluluğu atarak, kimse bir yere varamaz.
Ben, Sağlık Bakanı Sayın Ahmet Gülle’yi bu konuda, kusura bakmasın ama “pasif” buluyorum…
“Onkoloji Hastanesi” yapacak noktaya gelmişse bu devlet, nedeni ile de uğraşmalıdır.
Sağlık Bakanlığı, “kanser olanı tedavi etme” yanında, çok daha önemlisi, kanseri önleyecek adımları atmada, daha cesur olmalıdır.
Sağlık Bakanlığı, “sorundur” diye, bu konuyu başından atamaz…
“Yargı cezalandırsın” diyerek beklemeye geçemez…
Gerekirse Bakanlar Kurulu’nda deyim yerindeyse, “kan gövdeyi götürür” ama, Sağlık Bakanı, insan sağlığına sahip çıkar.
Gülle’den beklediğimiz de, uzun süre bu konuda sessiz kalan bakanlara inat, agresif bir politika izlemesidir.

***

Başbakan duruma el koymalı
Gıda denetimi ile ilgili konu artık “toplumsal bir sorun” haline geldi.
Zehirleniyoruz…
Zehir yiyoruz…
Şaka değil yani…
Üstüne bir de “mafyavari” yöntemlerle, adaya zehir sokmaya çalışanları görüyoruz.
“Sistemsizlikten” yararlananların “devlete ait mührü” kıracak kadar, kendi statükolarını yarattıklarını gördük.
“Gıda denetimi” konusunda, “Artık yeter” diyecek makam, Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nın ta kendisidir…
“Siyasi sorumluluk” bende diyerek, vakit kaybetmeden harekete geçmelidir.
Gıda denetimi için “bağımsız bir kurul” başbakanlık bünyesinde kurulmalıdır.
Yasa yapabilen…
Denetime müdahil olabilen…
Gerektiğinde Sağlık Bakanlığı ve tarım Bakanlığı’nı da sürükleyebilecek inisiyatifi kullanabilecek bir kurul.
Ülkeyi “zehir” belasından kurtaracak inisiyatifi üstlenecek olan makam, Başbakanlıktır…
Hem bürokratik anlamda, hem teknik anlamda, bu kurula destek verecek alt yapı bu devlette mevcuttur.
İnsan anlamında da…
Teknik anlamında da…
Devlet neden vardır? İşte bunun için…
Vakit kaybetmeden, Başbakan Özkan Yorgancıoğlu” zehir” konusunda inisiyatif üstlenmeli, karar almalıdır.
“Devletin boşluğunu kullanarak mafyalaşanlara” karşı savaş açmalıdır.
Yürek ister…
Emek ister…
Cesaret ister…
Ülkeyi yönetme niyetiniz varsa, bu yürekliliği gösterecek, emeğinizi ekiple ortaya koyacak, gözünü kırpmadan halkı zehirleyenlerin üzerine gideceksiniz…
Formül budur…

***

GDO testi yapabiliyor muyuz?
Genetiği ile oynanan çok sayıda ürün, dünyada insan sağlığını tehdit ediyor.
Çeşitli tartışmalar var.
Bizim ülkemizde durum nedir?
Sağlık Bakanı, “Devlet Laboratuvarı’nda testler yapılabiliyor” dedi.
Ben farklı biliyorum.
Bu konu daha net bir şekilde açıklama bekliyorum açıkçası…
GDO için denetim yapıyor muyuz?
Yapmıyor muyuz?

***
Ahmet Muratoğlu’nun profilinden:

KİŞİSEL ÖNERİMDİR: Kamuda Barem 18 ve üstü maaş çekenler bu yılkı artıştan muaf tutulsunlar ve 18’in altında maaş alanlara en alt baremlere daha fazla YÜZDELİK artışı gelecek şekilde orantısal artış verilsin.








Başa dön tuşu