Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hükümet programı ve sürdürülebilinir ekonomik gelişim-2

Ekonomide yeni hükümetimizin karşısında ne gibi bir manzara var, bir bakalım. Bünyemize uymayan bir politik yapıda, kalitesi, kapasitesi ile değil, ensemizden rüşvetle mevki elde etmeyi adet edinen şark kurnazlarının sebep olduğu kangrenleşmiş bir bütçe rezaleti, çıkmazı, işin kolayına kaçan aynı mantalite, biat edebiyatı ile Anavatanı söğüşleyen, politik erkini feda edip tamamen vesayet altına giren bir toplum, veya topluluk, veya bazılarına göre de bir devlet. Resmi para olarak TL kullanan ancak o paranın yönetiminde söz sahibi olmayı bir tarafa bırakın, bunun gereği olan paranın sahibi ülke bütçe disiplinine paralel uygulamalardan kaçınıp KKTC’yi görece pahalı yapan bir bilinçsizlik. Türkiye’de fert başı üretim artışının KKTC’de gerisine düşüldüğü oranda TL’nin KKTC de aşırı değerlenip rekabet gücünün daha da gerilere gideceği gerçeği karşısında bocalama.

Bunlar göz önünde bulundurularak KKTC’de kısa ve orta vadede, yani bu yasama süresinde ekonomide strateji ne olmalıdır? Halka moral vermek için işe en göze batan ve en az masraf ve emekle uygulanabileceklerden başlayıp, halkının da desteğini arkasına alıp, diğer zor görülen problemlere hücum etme en doğrusudur. Bu bağlamda; İlk önce lüzumsuz harcamalardan kaçınılıp, azami tasarruf yapılmalı. Geçmişte devlet kaynaklarını çarçur edenler, suiistimale karışanlardan hesap sorulup gerekirse yargıya havale edilmelidirler. Denetleme ve murakabe kurumları özerkleştirilip, etkinleştirileceklerdir. Buna paralel sınırlarda kontrol ve denetimler etkin bir hale getirilip içe göç kontrol altına alınırken, ekonomi süratle ve mümkün mertebe kayıt altına alınmalıdır. Kamu işletmeleri şimdilik özerkleştirilmeli, yönetim kurulları hükümet tarafından değil paydaşlar tarafından atanmalı. Meclis’çe görevden alınabilmeleri belirli kısıt kriterlere bağlanmalıdır. Sosyal Sigortalar’ın, elektriğin de dahil, tüm geriye dönük alacakları, gerekirse takside bağlanıp mutlaka alınmalıdır.
Adaletin tavizsiz uygulanması ve bunun açıkça görülmesi insanın üretkenliği üzerinde en büyük etken olduğunu unutmamak lazım. Anayasa değişikliği ile ihtisas mahkemeleri kurup yargının süratlenmesi, ihtisaslaşması yanında bu kapsamda iflas, icra kanunlarının süratle işletilmesi; finans sisteminin sağlıklı işlemesinden sorumlu Merkez Bankası ile Ekonomi Bakanlığı’nın faizleri ülke şartlarına göre kontrolde esnek, rasyonel bir sistemin yasalaşması ve uygulamaya konulması kaçınılmazdır. Geçmiş, birikmiş borçların süratle bir bir inceleyecek, takside bağlayacak, içinde hukukçu da bulunduracak bir komitenin kurulması mazbata sorununa adaletli bir çözüm getirecektir. Borcunu suiistimal edenlere ve mahkeme kararını hiçe sayanlara hapislik ortadan kaldırılmamalı, ülkede ticaretin yeşermesine olanak verilmelidir.
Süratle bir maliye reformu da şarttır. Gelir vergisi oranları düşürülerek, her gelir takip edilerek gelir vergisi alınacak. Kurumlar vergisi daha da düşürülüp, azınlık hisselerini koruma kanunu çıkarılıp, yapılan yıllık karın belirlenecek yüksekçe bir bölümünü hissedarlara dağıtılması mecburi kılınacak, bu sayede şirketleşme, profesyonelleşme, kurumlaşmayı teşvik yanında, kapitalin ölü sahalarda hapsolması engellenecektir. Adaletsiz, pahalılık yaratan dolaylı vergiler, harçlar düşürülüp, özellikle girdi maliyetlerinin ucuzlatılması yanında bütçe gelirlerini artırmada emlak vergilerinin yükseltilip bir muafiyet sınırı üstünde değere göre kademeli artırılması, aşırı lüks tüketim vergilerinin daha da yukarı çekilmesi, yurt dışı kurların vergilendirilmesi, ranta vergi yani şerefiye vergisi konup ganimetin, ve kamuca yapılan bir yatırımla artan enflasyon üstü varlık değerlerinin satışta vergilendirilmesi, hem bütçe gelirleri açısından, uygulama  maliyetinin düşüklüğü, hem de kolaylığı ve hem de ülkede gelir dağılımını düzeltme açısından şarttır. Her modern ülkede, hem de Güney’de böyle vergiler uygulanmaktadır. Ne var ki bizde bunun bir o kadar da uygulanma çağrısı geçmiş adaletsizlikleri de düzeltme bakımından yüksektir, önceliklidir.
Bir ülkede verimliliği artırmada en büyük etken kamunun kalitesidir, seviyesidir. İngiliz devrindeki gibi bitaraf bir genel liyakat sisteminin getirilmesi, kamuya istihdamın tamamen liyakat derecesine göre yapılması, terfilerde %60 liyakat, %40 tecrübe ağırlığının geçerli olması, tecrübe, beceri, çalışkanlık, halka muamele sicillerinin amirler tarafından muntazaman doldurulması ve “cross-check” olması, üçlü kararname rezaletinin müsteşarlar dahil ortadan kaldırılması, memurların asla politize edilmemeleri, müşavirler ordusunun üretken bir şekilde eritilmesi, emeklilik ödeneği ile ikramiyenin en son göreve göre değil pro-rata yapılması çok gerekli icraatlar içindedir.
Liberal ekonominin en büyük düşmanı monopollerdir. Rekabet Kurulu güçlendirilip, yetkilendirilip artık beklenen görevini yapmalı, gerek kamuda gerek özelde, dünyada olduğu gibi, çeşitli enstrümanlarla tekel, klikleşme, “dumping”le mücadele etmelidir. Bu iş yüksek personel kalitesi gerektirmektedir.
Belediyelerden sorumlu bakanlık ne yapardı ama? Belediyelerin yarısı battı. Uyur mu idi? Şimdiki belediyelerden sorumlu bakanlık bünyesinde belediyeleri hem mali, hem idari yönden güncel kontrol ve teftiş edebilecek, belediyeler üzerinde ihtisaslaşmış belediye müfettişliği kurup erken uyarı sistemi de yürürlüğe konmalıdır. Bunun gereği yasal düzenlemeyi yapıp, belediye personelini gerekirse hukuka havale, belediyeyi cezalandırma, hatta belirli kriterlere dayandırılacak şekilde belediye başkan ve Meclis üyelerini en uçta görevden alma ve gelecek seçime kadar belediyeyi kayyum idaresine verme yetkisi yargı onayı ile de paylaşılmak şartı ile ilgili bakanlık donatılmalıdır. Bakanlıkta bu birimin belediyeye yapılan finansman yardımı ve reorganizasyonu hakkında görüşleri de ağırlıklı olmalıdır.
Bunları yaptıktan sonra demokratikleşme, sivilleşme, tüm erki eline alma mücadelesinde galip çıkar, başarılı olursunuz. Çünkü tüm halkı arkanızda bulur, iki ayağınız üzerinde durursunuz.
Bunları fiiliyata geçirin ve neticeyi görün. Problemler o kadar açık ve görülür ki, eğer yapmaz iseniz, savsaklarsanız, ki 3’lü kararnamelerde savsaklamaya başladınız, bence ülkeye ihanet etmiş olursunuz. Yapar iseniz şekilci değil, gerçek milliyetçi olursunuz.
Aman Allah’ım, sakın toplumu geçmişte CTP olarak yaptığınız gibi ana muhalefet UBP’ye ve onun şimdiki başkanına mahkum etmeyin. Özellikle bu benim için bir zül olacaktır. Böyle bir durumda Bilesiniz ki bildik onlara değil, buna sebep olan şimdiki hükümete ver yansın edeceğim.