Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Girne emirnamesinin sonuçları ve Türkiye’de yeni hükümet oluşumu

2011 yılında çıkan Girne emirnamesinin çıkmasına kimler öncülük ederek tadil etti bilmiyorum ancak, zamanın Bakanlar Kurulu kararıyla yapılan değişiklikle, 10 kat iznini verenlerin Girne’yi yaşanmaz bir şehir haline getirmekte olduğu ve şehri katledeceği şüphesizdir.

2009 yılında da değişiklikle Girne’de önce kat sınırının tamamen kaldırıldığı ve sonradan da önce 30 kat daha sonra da yoğun tepkiler üzerine, 10 kat kararının tüm reaksiyonlara rağmen çıktığı bilinmektedir.
Gerek eski belediye başkanı S. Aygın gerekse yeni belediye başkanı N. Güngördü göreve gelir gelmez bu 10 kat kararına karşı çıktığı ve gerek Şehir Planlama Dairesi’ne gerekse İçişleri Bakanlığı’na yazarak reaksiyonlarını şehir halkı adına gösterdikleri halde, buna mani olunamadı ve bir Girne İmar Planı çıkarılamadı. İnşaat izin yetkileri de belediyeden alındı.
Son haftalarda tatil dolayısıyla torunlarımı gezdirirken daha fazla Girne’de zaman harcadığım için Girne’nin durumunu ve içine düşürüldüğü felaketi yaşamak beni son derece bir vatandaş olarak ve Girne’de yaşayanlar adına çok üzdü. Öncelikle çok dar alanlara normal bir arsa büyüklüğündeki arsalara heyula gibi dikilmeye başlayan binaların, boş ve geniş park alanları, yeşil alanları olmadığı gibi dip dibe bu yapıların yükselmekte olması dokuyu ve Girne’nin atmosferini olumsuz değiştirmektedir.
Halen özellikle yeni limana giden çevre yol üzerinde inşa edilmekte olan bu dikey yapıların, çoğaldıkça yaratacağı sorunlar ve görsel bozukluklarla beraber, zaten trafik sorunu ile yeteri derecede cebelleşen insanlara ve burada yaşayanlara, hayatı çekilmez hale getirecektir.
Dikey alanlara izin verildiğinde en az kapladığı alanın 3-5 misli kadar yerin boş alan olarak kalması, yeşil alan ile yapılacak daire sayısı kadar ve her dairede olabilecek asgari 2 araba yeri kadar bir alanın olması şarttır. Yeşil alanı zaten çok az olan Girne’yi bu emirname boğacaktır. Şimdi bazı kişilerin, “bu binaların bodrum katları olacak ve park alanı orada olacak” dediklerini duyar gibiyim. Ancak şimdiye kadar izin alınırken öyle gösterilen binaların bile, kontrol olmadığı veya siyasi etkilerle inşaat sonrasında depo olarak kullanıldığı veya yapı tarzına göre dükkana dahi çevrildiği malumdur.
Hal böyle olduğu cihetle zaten yollar araba park alanına dönmüştür. Her 10 kat binada asgari 20 daire ve 4-5 mağaza olduğunu, bir sokak veya caddede birikmekte olan bu binalar tamamlandığında, ki halen son sürat yapılmaya devam edilmektedir, yaratacağı sorunların altından kim nasıl çıkacaktır? Dahası altyapı, yollar, su ve kanalizasyon şebekeleri bu dar alanlardaki yapılanmanın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Zaten şehir trafiği Girne’de şimdiden sık sık tıkanmaktadır. Bu inşaatlar bittikten ve yerleşim olduktan sonra güzelim şehrin ne hale geleceği hiç düşünülmedi mi? İnsanların yaşayacakları sıkıntılar hesap edilmedi mi? Yoksa rant daha mı önemli? Belli bir yönetici kesimin ısrarı, bölge halkının, belediye yetkililerinin, sivil toplum kuruluşlarının uyarısına rağmen gerçekleşmiştir. Zamanın Bakanlar Kurulu’nun ısrarı acaba hangi gerekçeye dayanıyordu?
Şimdiye kadar şu anda 10 kat bina izni alanların doğru ise 150’yi geçtiği ifade edilmektedir. Çoğu yapılan işlerde akıl ve mantık bulmak çok zor oluyor. Ancak Kuzey’in incisi Girne’ye yazık ve günah edilmiştir. Girne merkezinin keşmekeş bir şehir haline gelmesine vicdanlar nasıl müsaade etti doğrusu çok merak ediyorum. Yazıklar olsun, kendimizi medeni bir ülke ve insanlar olarak addediyoruz, ancak icraatlarımız öyle göstermiyor. Medeni oldum demekle medeni olunmadığını yönetimlerce yaratılan bu keşmekeşlerden izlemekteyiz.
2- Gerek KKTC’de gerekse Türkiye’de hükümetler kurulma aşamasında. Hayırlı olmasını dileriz. Türkiye’de de en erken bir zamanda seçilen partilerin, şimdi muhalefetteki ve iktidardaki partilerin, alınan sonuçlara göre en erken bir zamanda Hükümeti kurma görevini alan AKP Başkanı Davutoğlu ile uzlaşma sağlama niyetine ve yoluna girmelerini temenni ederiz. Hükümeti kurma görevi verildikten sonra CHP lideri K. Kılıçdaroğlu’nun ilk beyanatı “ilk tur görüşmelerden bir sonuç çıkmaz” gibi olumlu yansımayan ifadesi yerine, ülke halkının beklentisine cevap olabilecek daha uzlaşıcı bir ifade olmalıydı. CHP en eski ve köklü bir siyasi parti olarak demokratik sistemin işleyişine yardımcı olması gerekmektedir. Ancak seçimden bu yana konan tavırlar, bunu göstermemektedir. MHP lideri D.Bahçeli’nin ise seçimden sonraki eski söylemleri yerine, görevi A. Davutoğlu aldıktan sonra ilk verdiği beyanatı, “istikrarsızlıklar yaşanmaması için gerekli fedakârlıklar yapılacaktır” ifadesi daha olumlu bir başlangıç olmuştur. CHP ve MHP’nin belli bir zaviyeden konulara bakmaları ve seçim sonuçlarının kaale alınmaması halinde erken bir seçimin bu iki partiyi yıpratacağına olan temayül artacaktır. Uzlaşı kültürünün gelişmesine şimdiye kadar muhalefette kalan siyasi partilerin, daha fazla öncülük yapması gerekmektedir. Aksi halde kamplaşmanın bir parçası olarak, demokrasiye zarar verilecektir. Kıbrıs konusunda ve Türkiye ekonomik konularında da istikrarlı bir gelişme sağlanması, ülke birliği ve beraberliği için, siyasi partilerin uzlaşması demokratik sistem gereği ve demokrasinin gelişimi için şarttır. Koalisyonları, her kesimin temsiliyeti açısından tüm partilerin özellikle de muhalefetin teşvik etmeleri gerekmektedir.