Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAÇ KURBAN DAHA GEREKLİ?

Sabah yine nemli bir hava hakimdi Kıbrıs’ta. Her şeye rağmen yaz aylarının sabahları hep güzel olurdu buralarda. Biraz sonra bastıracak sıcaktan habersiz gibi davranırdı gökyüzü. Ilık bir serinlik üflerdi pencerelerden odalara. Horozlar çoktan uyanmışlar, kediler avlarını aramaya çıkmışlardı bile. Kendini bildi bileli işe gider gibiydi. Köyün içinde işe gitmek için yol alırken evlerdeki rahat, telaşsız insanlara takılırdı gözleri. Rahat kıyafetleri ve rahat tavırları ile insanlar el ederdi ona. Buralarda evin önündekilerle göz göze gelmek, sabahleyin günaydın demek bir başka keyifti. İnsanlarının yüzündeki gülümsemeyi genç nesilde bulamadığını fark ettikçe daha da bir bakar olmuştu çizgilerin güzelleştirdiği, hoşgörü sahibi köy insanının yüzüne. Her şeye rağmen insanın bozulmayanları vardı etrafında. İnsanın hası. Bir su dökeni, evine buyur edeni, başı dara düştüğünde koşanı, yemeğini bölüşeni… Güleni, ağlayanı, seveni vardı. O hem buralara ait, hem de onlardan çok ayrıydı. Hem onlara çok benzer, hem de çok farklıydı. Ancak değişmeyen bir şey vardı hep buralarda. İnsanın sahip olabileceği tüm değerleri taşıyan insanlar arasındaydı…


Arabası ile Yeniboğaziçi’nden çıkıp Eyva Restoran yanından Mağusa’ya doğru yol aldı. Sabah haberlerini dinlemek için radyosunun düğmesine uzandı. Arabanın içine doluşan ses ona getirdiği haberleri okumakta zorlanıyordu. Haberler 26 yaşında genç bir çocuğun arabasının içerisinde ölü olarak bulunduğunu haber veriyordu. Veya baygın haldeydi de hastanede ölmüştü. Ne fark ederdi? Olayda uyuşturucu şüphesi vardı. Uyuşturucu şüphesi… Uyuşturucu. Yine, bir daha, gene, bu defa da, bu sefer de!!! Kaçıncı genç, kaçıncı aile, kaçıncı hayattı bu biten.
Bir çocuğun anne karnına düştüğü an artık hayatın değiştiği andır. O saatten sonra hiçbir şey eskisi gibi değildir. Bütün ilişkiler, hissedişler, öncelikler, başarılar, başarısızlıklar, sevinçler, üzüntüler ve hayata dair ne varsa yeniden yazılır. Onun doğum anı, o mucizeye kavuşulması insanın da kendini yeni baştan yaratması demektir. Onunla güler, onunla ağlar insan. Bir başkasında atan bir kalbin varlığını ona sahip olmayan kimse anlayamaz. Ödülü, kariyeri, hayatta olabilecek tüm imkanları onun varlığı için bir kenara itebilir, insan hem de gönüllü. Mutluluk onunladır, onsuz artık gülümsemek mümkün değildir. Hedef onun iyi büyümesi, mutlu olmasıdır. Onun için pek çok imkan seferber edilir, türlü türlü fedakarlıklar yapılır.
Dişiydi, ateşiydi, uykusuzluklarıydı ilk telaşları başlar. O masumane anların aslında bir ödül gibi olduğunu ileriki yaşarda anlar anne babalar. Çünkü çocuklar büyürken onları türlü türlü tehlikelerin beklediğini bilir. Ödü kopar anne babanın çocukları büyürken. Korkar, çok korkar. Kendi söz konusuyken cesur olan pek çok kişi gibi çocuk sahibi olduktan sonra daha bir endişeli, daha bir telaşlı ve korkaktır biraz da. Evet korkak… Canından can, kanından kan, ruhunu ruhunda, yüreğini yüreğinde hissettiği o ulvi varlık, o aşk meyvesi, emeğin, sevginin, inancın adresi evladı artık hayatın ortasındadır. Gitgide korkar. Korkar çünkü kendi büyüdüğü zamanla, çocuğunu büyüttüğü zaman arasında dağlar kadar fark vardır. Gelişen, ilerleyen, yalancı aydınlanma yaşayan dünyamızın pek çok ülkesinde olduğu gibi onun ülkesinde de türlü türlü illet gençliği pençesine almıştır. Her gün, aralıksız her gün ya gazetede ya haberlerde yeni bir uyuşturucu vakası okur, duyar. Tanıdığı, etrafında olan gençlerin adı bile dolanır içenler arasında. Gazete sütunları her gün bu masum çocuklarla dolmaktadır. Kurbanlarla. Satıcıların, büyük patronların, para için insanlığı kurban veren, onları zehirleyen katillerin hiçbiri yoktur ortada.



İp nerede kopar? Bir çocuk, anasının kuzusu bir çocuk neden ve nasıl kurban olur? Bir toplum bu kadar kurbanı barındıracak nedeni nasıl ve nerden bulur? Anne babalar, bir gecelik ateşlenmede ödleri kopan, uyumayan, sadece ateşini düşürmek için bile büyük mücadele veren bir aile nasıl ve nerede çaresiz kalır? Polis teşkilatı bu çocukların peşine düşerken büyük patronların kökü neden kazınmaz? Bakanlıklar, okullar, şunlar, bunlar neden var… Doğrusu bunları yazarken de yoruluyor insan…
Anne karnına düştüğü andan itibaren hayatın anlamı haline gelen bir evlat kaybedildiğinde yazı yazılabilir mi? İnsan utanır. Günlerdir bu konu için neler yapılabilir diye düşünüyorum. Ve git gide daha çok korkuyorum. Anne baba olarak bu illete DUR diyemiyoruz. Öğretmen olarak diyemiyoruz. Arkadaş olarak hiç diyemiyoruz. Polis olarak önleyemiyoruz. Ya devlet? Devlet ne yapıyor? Devlet kendi çocuklarından sorumlu değil mi? Devlet ana ne yapıyor? Gelen ve değişen hükümetlere yeni isimler mi atıyor? Bakanlar, milletvekilleri ne yapıyor? Bugüne kadar ne yaptılar? Ne sonuçlar elde edildi? Kaç çocuk kurtuldu. Risk azaltıldı mı? Haberlerde uyuşturucu kullanımı 12 yaşına kadar düştü diyordu… Dehşet bu… Bu ne demek. 12 yaşında bir çocuk sokakta oyun oynar. Çocuklar mutludur. Onların mutluluklarını elinden alan ne? Bu arayışlara sürükleyen sebepler ne? Bizler ne kadar suçluyuz, toplum ne kadar suçlu? Devlet çocukları için ne yapıyor… Bu çocuklar bir ülkenin geleceği. Kendi geleceğimiz yok oluyor. Kaç kurban daha gerekli. Kaç kurban daha?

Ne zaman değişti insanlar? Ekmeği, suyu, sevinci, kederi bölüşmemeyi ne zaman bıraktı? İnsan nasıl, nerde, ne zaman bozuldu? Gençler neden ve hangi ara koptu bizden? Göz göze gelmekten, gülmekten ne zaman vazgeçtiler? Onları anlamayalı kaç yüz yıl geçti? Para ile değiş tokuş yapılan değerlere ne zaman sahip olduk biz? Çocuklar ne zaman terk etti oyunları, sokakları? Kıbrıs, cennet ada nasıl uyuşturucu cehennemi oldu da masum çocuklarını yuttu. Aileleri cayır cayır hangi olayla, hangi insanla, hangi zamanla yakmaya başladı bu ülke? Ne zaman değişti insan? Evrenin o mükemmel düzenini bozarken bunu en sevdiklerimizle ödeyeceğimizi nasıl unuttuk? Şimdi her yer cehennem. Çocukların öldürüldüğü bir dünya burası… Çocuklarını koruyamayan anne babaların dünyası. İnsanlarını koruyamayan devlet ise hepimizin anası…

AĞLA!

Ağla, onca çaba, onca yarış, onca hırs için
Bulduğun neden ve sonuçlarına
Bak ve gör; bir yağmur damlası kadar
Katkın yok; ne yaprağa, ne buluta, ne yarına
Ağla, çürüyen bir tohum bile daha sadık
Ayağınla ezdiğin şu şahane toprağa

Bu hayatı, bu evreni, bu mükemmel düzeni
Bir solucan, bir kurt, bir tırtıl kadar bile
Sahiplenip, koruyamadığına AĞLA!

Yağmur aldırış etmezse de buna
İnsanlığın tenekeden duyarlılıkları
Böbürlenen suratları için, AĞLA!

Koltuğuna, kürküne, postuna
Sermayene, rantına, tahtına
Apış arasına sıkıştırdığın aşkına
Her gün tecavüz etsen de
Seni bağışlayan doğaya
Teslim ol ve AĞLA

B.B.