Bu hafta borsada düşüş, dövizlerde de yukarı doğru bir hareketlenme oldu. Cuma günü ise borsa biraz yukarı dolar ve Euro ise az bir miktar azalış gösterdi. Sonuçta piyasalarda bu hafta seçim haftası olduğu halde fazla bir dalgalanma olmadı. Türkiye ekonomisinin cari açık, dış borç, yabancı sermaye bağımlılığı gibi bazı zayıf noktaları olsa da bu kaynakların çoğunun yatırımlara kullanıldığı gerçeği ile gelişen ve birçok ekonomik açıdan merhaleler kaydederek daha sağlam bir ekonomik ve mali yapıya kavuştuğu da bir gerçektir. Alınan ekonomik kararlara siyasi ağırlığın binmesi dolayısıyla bazı sapmalar olmaktadır.
Bu yıl artan enflasyon konusunda artışın devam edip etmeyeceği ve fiyat istikrarının sağlanabilip sağlanamayacağı konusunda kuşkular devam etmektedir. Türkiye’de ekonomi çevrelerinde fiyat istikrarının sağlanmasında Merkez Bankası’nın tereddütlü uyguladığı para politikalarına olan güvensizliğin de, sonuca önemli bir etkisi olduğu konusunda genel bir kanı vardır. Malûm, faiz konusundaki tartışmalar ve faiz tespitinde Hükümetin görüşleri ile MB’nin tespit ettiği faiz kararları arasındaki ihtilaf dolayısıyla her ay bir tartışma çıkmaktadır. MB döviz fiyatlarının ocakta aşırı fiyatlanmasından sonra, iyi bir hamle ile ve kurları da aşağıya eski seviyelerine yakın düşürecek oranda, faizleri yukarı çektiğinden beri, hükümetle olan ilişkileri gerilmişti. Bu gerilimi özellikle de seçimler dolayısıyla azaltmak bakımından MB tarafından, ekonomik gereklere göre değil de iki tarafı da idare edecek şekilde alınan kararları piyasaları tatmin etmediği anlaşılmaktadır.
Tespit edilen hedefleri aşan enflasyon yüksekliğinin, ocakta kur artışlarının birden bire % 32’lere çıkmasının bir sonucu olduğu ve fiyat dengesini oldukça bozduğu bir gerçektir. Çünkü kur artışlarında fiyatlara yansıyan artışlar, maalesef kur bilahare çok düşse bile fiyatlarda aşağıya iniş ya olmuyor veya o konuda bir rekabet yaratılmazsa çok az düşüş olabiliyor. Bunu halk da yaşayarak görmektedir. Dövize dayalı ve açık kambiyo rejimine tabi KKTC’de ise kur oynamalarının fiyatlara etkisi çok daha fazla ve anındadır. Türkiye’de bu yansıma, ekonomik yapı, yerli üretim yüksekliği, kambiyo rejimindeki farklılıklar ve daha birçok nedenlerle daha az ve daha uzun vadede müteakip aylarda gerçekleşmektedir.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra mali ve ekonomi kurmaylarında ve yöneticilerinde bir değişiklik olacak mı olmayacak mı düşünceleri de genelde soru işaretleri yaratmakta ve uzun vadeli hedeflerde sapmalar olabileceği düşünceleri vardır. Faizlerin enflasyon altında uzun vadeli sürdürülmesi, gelişmekte olan ülkeleri finansman açısından zora sokabileceği gibi, kur riski ve enflasyon artışı riskini de beraberinde getirebilecektir. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı sağlama konusundaki birinci öncelikli politikası, seçimlerden sonra da devam edebilecek mi, para politikalarında değişiklik olacak mı, kuşkuları hem içte hem dışta merak konusudur. İçte, halkta ve sermaye kesimlerinde olduğu kadar, dışta küresel sermayenin bu konuda yakın ilgi ve takibi devam etmektedir. Sayın TC Başbakanı perşembe günü Merkez Bankası’nın faiz konusundaki tavrını tasvip etmediğini ve faizin inmesi gerektiğini bir kere daha açıklamıştır.
Aynı gün AB Merkez Bankası Başkanı da AB’deki düşük olan faizlerin devam ettirileceğini ve politika faizinin eksi -% 0.11, mevduat faizinin de % 0.10 ve borç verme faizinin % 0.40 da devam ettireceklerini açıkladı. İngiltere de politika faizini % 0.5 olarak açıkladı. İtalya başta olmak üzere İrlanda ve İspanya resesyonda ve enflasyon eksilerde seyrediyor. Geçen ay AB’ de ortalama enflasyon binde bir oldu. Diğer AB ülkelerinde az bir gelişme ile -Almanya, Fransa hariç- ekonomik kriz devam ediyor ve deflasyon söz konusu. Mevcut durumda faizlerin düşük seviyede olması bu göstergelerine göre normal bir seyir. Ayrıca ABMB Başkanı gevşek para politikasının devam edeceğini, gelişmeye fırsat vermek için fonlamaların düşük faizle ve iç talebi güçlendirmeyi hedef aldıklarını açıkladı. Umut ışığı vermeyi de unutmadı. AB MB Başkanı’nın, AB ülkeleri ekonomisindeki daralmanın az da olsa devam edeceği ve genelde sürdürdükleri politikalarında bir değişiklik olmayacağı açıklamaları, piyasalarda farklı etki yapmadı.
Türkiye konumu itibariyle jeopolitik risklere açık durumdadır. Orta Doğu’da bir felaket genişleyerek devam etmektedir. Ukrayna’daki savaş ve ihtilaflar, AB’de ekonomik krizin yumuşayarak devam etmesi, insani boyutları ve gerginlik alanı yaratması dışında Türkiye ekonomisine ve ihracatına olumsuz etkileri vardır. Orta Doğu’ya olan ihracat bu yıl oldukça olumsuz etkilenmiş ve düşmüştür. Diğer yandan Ukrayna’daki olaylardan sonra da etkilenmiştir. Ancak şimdi bu hafta Rusya, ABD ve AB ülkelerinin Rusya’ya yaptırım kararlarından sonra, bu ülkelere misilleme kararı almıştır ve bu ülkelerden ithalatı durdurduğunu ilan etmiştir. Bu durumda Türkiye ihracatına Rusya kapıları daha fazla açılmış olacaktır. Nitekim yiyecek başta olmak üzere Rusya’ya ihracat hazırlıkları hızlanmıştır. Bunun olumlu sonucu ticaret açığı ve cari açığa yansıyacaktır. Bölgedeki bütün gayrı insani olayların tümünün son bulması ve bölgeye barış ve huzurun gelmesi bölge insanı olarak en büyük beklentimizdir. Süper güçlerin yeraltı ve yerüstü menfaat kavgaları bölgeyi acımasızca kana bulamaya devam ediyor. BM’nin etkisizliği çok düşündürücü ve endişe vericidir.
Pazar günü Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Seçimlerin Türk ulusuna ve KKTC’ye hayırlı olması huzur ve adaletin tesisi en büyük temennimizdir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























