Sistem tartışmalarının, yeniden gündeme geleceği sinyalleri verilmeğe başlanmıştır. Örneğin başkanlık sistemi, tekrar telaffuz ediliyor.
Sistem veya yasaların yeterliliği veya yetersizliği konularının zaman zaman halkın gündemine getirilmesi ve tartıştırılması KKTC’de alışılmış taktiklerdendir. Tıkanıklıkların nedeni, yapılan yanlış icraatlara değil de başka bir vesilenin üzerine yıkılır. Veya şahsi tercihlerin ön planda yaşandığı ülkelerde istenilen amaca ulaşmak için sistem veya yasalar neden gösterilerek uygulanan partizanlıklar ve siyasetin belli yetkili kişilerce yozlaştırılması, zihniyetlere değil de belli bir sisteme bağlanır. Bazen varılmak istenen hedefi yakalamak için sistem kötülenir, bazen de zaman kazanmak ve halkın dikkatini başka yerlere çekmek için aynı taktik uygulanır. Her sorunlar yumağı yaratıldığında ve yöneticilerin arzularına ulaşmada, kullanılmaya çalışılan çıkış yolu olarak görülür. Tıkanıklığa neden olan uygulamayı yapanların ne yapıp yapmadığı veya amacın ne olduğu tahlil edilmeden, sisteme veya yasalara yüklenilmesi eskiden beri adetten olmuştur.
Örneğin siyasi rekabetin hat safhaya ulaştığı, siyasetin, her eve girdiği, resmi ve gayri resmi her iş yerine sokulduğu, halkın yediden yetmişe hayatının siyasetle iç içe olduğu, ülkemiz gibi başka bir ülke sanırım pek nadirdir.
Bu durumları yaratan demokratik parlamenter sistem mi? Yoksa bu siyasi kurumların başında ve devlet kurumlarının başındaki sorumlu insanlar mı? Sistemleri yönetenler insanlardır, dolayısıyla sistemleri içinden çıkılmaz hale getiren de kaosu yaratanlar da, aynı yasalarla ve aynı demokratik sistemlerle en iyi yönetimi sağlayabilenler de yine insanlardır. Tabii ki yöneticiler. Dünyada aynı sistemlerle yönetilen ülkelerin kimileri dünya liderlerindendir, kimileri batıp çıkmaktadır. Veya farklı sistemlerle en ileri ülkeler seviyelerine yükselen ve dünyayı yönlendiren ülkeler vardır. Devlet yönetimindeki başarı, zihniyet, niyet ve ehliyetle ilgilidir.
Demokrasiyi hazmetmemiş, özümsememiş yöneticilerin, tek adamlığa soyunup daha da otoriterleşme, ömür boyu iktidar olma arzusu, her düzeni yozlaştırmaktadır. Devletin kurumları arasında, yetki ve bu yetkileri kullanma açısından etkinlik, sağlam denetim mekanizması ve denge kurulamadığı sürece, Başkanlık rejimi çare değil, tam aksi demokrasiyi benimsemeyen yöneticilerin elinde diktatörlüğe sürüklenir. Esasen başkanlık sistemi ile yönetilen ABD dışındaki ülkeleri görüyoruz. Demokrasi zihniyetinin yerleşmediği ve sağlam bir demokratik yapının kurulmadığı yerlerde -ki bizde öyledir-, başkanlık rejimleri yöneticilerin elinde dikta rejimine sürüklenmeye mahkûmdur. Şimdiki parlamenter sistemde dahi yetkiler Parlamento ağırlıklı ve denge unsuru olma gereğine rağmen, çoğunluk sayısı sağlandığında antidemokratik zihniyete sahip olanlarca büyük ölçüde lider görüşü ağırlıklı, istenilen düzenin gerçekleştirildiği veya çalışıldığı görülmüştür. Dolayısıyla KKTC, maalesef demokratik hakların çalıştırılması için mekanizmaların işleyişi açısından çok zayıf durumdadır. Böyle bir pozisyonda başkanlık sistemine geçiş çok mahzurlu ve tehlikelidir. Şimdiki sistemle dahi tek elden idare için kurumların ve insanların nasıl hırpalandığını görmekteyiz. Bunun önünü açmak değil, tıkamanın yollarını aramak gerekir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak hiçten bile değildir.
Bir de bizim ülkede yasalarla oynamak adet halindedir. Gelen iktidarlar beğenmedi, yasayı değiştirir. Gidenin yerine gelen, bu defa eskisini getirmeye çalışır. İktidarlar, uygulamasındaki eksiklikleri tamamen yasalara bağlar. Halbuki idarenin mevcut yasaları ciddiyetle uygulaması halinde bir çok sorun kendiliğinden çözülebilir. Hakça ve kararlılıkla yapılan uygulamalar diğer vatandaşa örnek teşkil ederek durumunu düzeltme fırsatı verir. Önemli yasal eksiklikler de günün koşullarına göre tamamlanır. Çünkü ihtiyaçlar günün koşullarına göre değişebilir. O farklı bir şeydir. Bankalar 2000 yılında battığında da bankalarla ilgili yasalar yetersiz dendi ve halkın paralarını korumak ve yolsuzluklara karşı bankaları yönetenlere gerekli müeyyideleri içerecek yeni yasalar çıkarılacak dendi. Tam tersi yapıldı ve eski yasalarda öngörülen limitler üzerinde yetkisiz mevduat toplayan bankalarla, halkın parası olan mevduatların kullanılmasında, yani kredi vermede, kimlere ne kadar kredi verilebilir ile ilgili öngörülen hükümler güçlendirileceğine, bazıları yasadan tamamen çıkarılarak bu şekilde suç olmaktan kurtulmuş, sermaye ve mali yönden bünyenin güçlendirilmesine yönelik bazı hükümler de zayıflatılmıştır. Güçlendirilen maddeler daha ziyade bankaların zora girmesi veya batması halinde, mevduat sahiplerine ödenecek tazminatların devletçe üstlenilmesi ve bu konuda devlete yüklenen mükellefiyetlerin arttırılması olmuştur. Yani başkasının yanlışından veya kastından doğacak mükellefiyetin karşılanması öncelikle devlete yani halka yüklenilmiştir.
Devletin itibarını ve güvenine gölge düşüren diğer bir husus ise aflardır. Örneğin vergi afları. Geçen haftalarda Türkiye basınında da epeyce yer alan ve tenkit konusu olan vergi afları. Bizde de sık sık yapılan aflar. Sık vergi afları vergisini ödemeyenlere tolerans, vergisini ödeyenlere de haksızlıktır. Bu maddi durumla da ilgili değildir. Darda olduğu halde her türlü ihtiyaçlarını erteleyerek devletine vergisini gününde ödeyenler olduğu halde, lüks tüketim mallarına veya başka şahsi yatırımlarına harcayarak vergisini veya başkalarına olan alacaklarını ödemeyen yani borcuna sadık olmayan çok insanlar vardır. Mali zorluğa girenler hariç, bu kötü alışkanlığın teşviki anlamında gelişirse, hak ve adalet ve gelir dağılımındaki yaratacağı bozuk yapı sosyal patlamalara kadar devam edebilen tehlikeli bir teşviktir. Halkın, bireysel veya toplumsal haklarının devlet tarafından korunduğunu görmesi, gerek yaşam, gerek sosyal ve ekonomik gelişim için büyük bir güven unsurudur.
En iyi yasalar ve en iyi sistemler kötü yönetimler elinde heba olurken, aynı sistemler ve hatta aynı veya benzer yasalarla yönetilen ülkelerin de ehil yöneticileri sayesinde, kimileri kalkınırken diğerleri de batma noktasına gelir. En iyi örnek, AB ülkeleri. AB ülkeleri arasında aynı topluluk içinde ve aynı müktesebat altında, kimileri dünyanın siyasi, sosyal, ekonomik ve mali güçlülük açısından lider ülkeler arasında iken, kimileri de batma noktasında sürünmektedir. Son ekonomik krizde de bu görülmüştür.
































