Haftanın önemli beklentisi, TCMB’nin TL üzerinde etki yaratacak faiz hadlerini aşağı çekip çekmeyeceği konusundaki kararı idi. Perşembe günü MB Para Politikası Kurulu’nun aldığı karar para piyasalarını ve ekonomi çevrelerini rahatlatacak bir karar oldu ve faizleri Hükümetin çeşitli yönlü telkinlerine rağmen düşürmedi, aynı bıraktı. Gerek faiz koridorunda % 8-12 gerekse politika faizinde bir değişiklik yapılmadı. Gecelik ve haftalık faizler, Merkez Bankası’nca piyasaya yapılan fonlamadaki faizler aynı kaldı. Piyasaların beklentisi de bu idi. MB piyasadaki beklentilere göre karar aldı ve bağımsızlığını gösteren güven artışı sağladı.
Munzam karşılık faizleri veya oranlarında ve rezerv opsiyon katsayısında da bir değişikli yapılmadı. Şimdilik sağlanan İstikrarı bozmak istemedikleri anlaşılmaktadır. Risk alma zamanı değil anlamında karar alınmıştır. Sıkılaştırma da devam edecek görünüyor.
MB’nin aldığı bu kararda enflasyonun yukarı doğru seyri de önemli bir unsur oldu. Çünkü MB’nin gözettiği kurallardan en başta geleni fiyat istikrarını sağlamaktır. Ocak ayındaki yukarı doğru fırlayan döviz kurları dolayısıyla artan maliyetler ve fiyatlar müteakip aylarda enflasyonu yükseltmiştir. Kurların şimdi belli bir seviyede seyretmesi ve düşmesi de birkaç ay önce arttırılan faizler sonucu sağlanabilmiştir. Dolayısıyla kurlarda yatay bir seyir sağlanmışken çok erken bir şekilde faizin indirimine gidilmesi kurları yeniden harekete geçirme olasılığını yeniden yaşatabilirdi. Bu itibarla temkinli davranılarak bir süre daha durumun izlenmesi ve enflasyonun düşürülmesinin hedef alındığı görülmektedir. Çok fazla bir gerekçe açıklanmamakla beraber enflasyon ve fiyat istikrarının haziran temmuza kadar izleneceği yönünde ve temmuzdan sonra enflasyonun uygulanacak politikalarla düşürülerek yılsonuna kadar % 5-6 seviyelerine düşürüleceği söylemleri çeşitli vesilelerle MB yetkililerince dile getirilmektedir.
TL’nin değer kazanmasına ise ihracatçılar pek sıcak bakmıyor. Aynı zamanda faizlerin de düşürülmesini iş çevreleri finansman sağlama ve borçlanma açısından istiyorlar. Hükümetin ve özellikle Başbakan’ın görüşü de bu doğrultudadır. Ancak yapılan analizlere ve tahminlere göre faiz artışına 2015 yılına kadar ihtiyatlı davranılacağı yönündedir. Çünkü çift taraflı işleyen bir mekanizma gibidir. Faizler düşer ve kurlar artarsa yine maliyetler ve fiyatlar yükselecek ve genel ekonomi ve halkın tümü bundan hasar görecektir. Merkez Bankası piyasaları rahatlatmak için aylardan beri günde 50 milyon$ piyasaya satıyor ve kurdan rahatsız değil, gidişatı bozmak istemiyor. Bu hafta az da olsa kurlar düşmeye devam etti. Geçen gün de 50 milyon $’lık günlük faiz satışını 40 milyon $’a indirdi. Piyasa yöneticileri bu kararları olumlu karşıladılar ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilirken siyasi gerginlikler dolayısıyla piyasaların tedirgin olduğu, bu gerginlik içinde bu kararla piyasaların rahatladığı, ayrıca seçimlerin sonunda gerilimin azalacağı ve normale döneceği, dış yatırımcılara karşı siyasi gerilimin azalması temennisinde bulunulmaktadır ki bu sermaye girişi için şarttır.
Bu yıl Türkiye’de iç talepte, ihracatta olumlu gelişmeler gözlenmektedir. Bu iki faktör büyümeyi hızlandıracaktır. Özellikle bu yıl % 4 üzerinde durulmakta ve hedef konmaktadır. Cari açıkta da 60 milyar $’lardan 50 milyar $’lara düşülmüştür.
Kredi artışları da inmeye başladı. Özellikle de kredi kartlarındaki olağanüstü büyümede taksitlerin azaltılması sonucu bir frenleme ve düşüş oldu. Son ayda kredi kartlarında 28 milyar TL’lik bir azalma olduğu ifade edilmektedir.
FED’in tahvil alım azaltmasından sonra Avrupa Merkez Bankası’nın varlık alımlarını arttıracağı ve likidite bolluğu yaratma girişiminde bulunma ihtimallerinin güçlü olduğu, bunun da gelişmekte olan ülkelere ve Türkiye lehine bir gelişme olacağı tahmin edilmektedir. Bu da dış finansman açısından rahatlık getirecektir.
İstikrarlı bir Türkiye ekonomisinin KKTC ekonomisine de yansıması o kadar olumlu olacaktır. Bundan mümkün oranda yararlanma yönünde ekonomi politikaları geliştirilmelidir.
Ancak görülen odur ki iktidar ortağı DP-UG ile muhalefette UBP arasında aylardan beri yalnızca yerel seçimler için en az on defa ittifak yapılmış ve o kadar defa da bozulmuştur. Ve gündemi uzun bir zamandan beri teşkil ederek Hükümet icraatlarını olumsuz etkilemektedir. Muhalefetin bu konuda bir kaybı yoktur. Ancak iktidar ortağı olarak Hükümetteki koalisyon ortağı olarak bu kadar enerjinin boşuna harcanması ve kısır çekişmelerle halkın gündeminin meşgul edilmesi halka karşı günahtır. Bu enerjinin ve boşa geçen zamanın, boş amaçlar veya bilinen belli birkaç şahsi hedefe ulaşmak için toplumda yaratılan huzursuzluklar yerine, ülkenin ve halkın yararına kullanılması daha yararlı, akılcı ve sorumlu bir davranış olacaktır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























