Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilgili raporunda Kıbrıs konusundaki dışa yansıyan görüşler, pek de adil bir yaklaşım olarak görülmüyor.
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Hollandalı parlamenter Ruijten’in açıkladığı raporun Kıbrıs’la ilgili açıklamasında, “İki toplum için de adil ve yaşayabilir bir çözüm temelinde birleşmesine yönelik güçlü desteğini” ifade eden AB taslak belgesinde, Türkiye’ye adadaki askerlerini çekmeye başlaması ve Maraş’ı iade etmesi çağrısında bulunmaktadır! Daha Kıbrıs konusundaki tarafların görüşmeleri başlamadan.
Bununla da kalmadı, Kıbrıslı Rum bandıralı gemi ve uçakların Türk liman ve havalimanlarına girmesini öngören Ek protokol’ün uygulanmasını istemekte ve açılmamasını eleştirerek, ayrıca Türkiye’nin Güney Kıbrıs’a uluslararası örgütlere katılımını engellememesi istenmektedir!
Bu kadar yanlı ve tek taraflı bir politika ve görüş açısı ile Kıbrıs konusuna bakan AB’nin, Kıbrıs görüşmelerinin daha başlamadan peşin olarak Rum görüşlerini yansıtarak rapor yapması, Kıbrıs müzakereleri için zaten aşırı nazlanmakta olan Rum tarafına arka çıkmak suretiyle, görüşme sürecini alenen baltalamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Esasen bu öneriler, Kıbrıs Rum tarafının istekleridir.
Daha, bütünlüklü çözüm görüşmelerine başlamadan önce, AB’nin parça parça, Maraş’ın verilmesi ve ne şekil alacağı bilinmeden güvenlik konusu göz ardı edilerek peşinen Türk askerlerinin çekilmesini istemesi, hangi tarafsızlık ve adil ve eşitlikçi bir bakış açısına sığar? Bu gün Türk askerinin varlığının neden bulunduğunu, orada barışın gerçekleştiği 1974’den beri fiilen çatışmaların durduğunu bilmiyorlar mı? Bu konunun Türk tarafı için güvenlik ve güç dengesi açısından ne kadar önemli ve hassas olduğunu, bunun iki tarafın müzakerelerde mutabık kalınacak anlaşmalar sonucunda, en son karara bağlanacak bir konu olduğunu bilmiyorlar mı? Bu teklifler Rum tarafına destek ve çözüm inisiyatifine ve anlaşmalara engel teşkil etmiyor mu? Tarafsızlık bu mu?
Öte yandan Rum bandıralı gemilere Türk limanları ve havalimanlarının açılması istenirken, 1974’ten beri hatta 1963’ten beri kuşatılmış Kıbrıs Türklerine ve KKTC’ye dünya tarafından ve AB tarafından uygulanmakta olan ambargolar ve izolasyonlar niye kaldırılmamaktadır? İyi niyet gösterisi olarak halen bu tavsiyeleri yapan AB tarafınca, Kıbrıs Türk tarafına limanlarını şimdi niye açmamaktadır?
Tatminkar olmayan Direk Ticaret Tüzüğü’nün bile uygulanmasını önerirken hangi şartları içereceği belli değildir. AB Raporunda, “AB, GKRY’e herkes tarafından kabul edilir bir yöntemle Kıbrıs Türklerinin doğrudan ticaret yapmasına olanak sağlanması çağrısında’ bulunmaktadır. Kıbrıs Türkleri GKRY’nin mandası altında ve tespit edeceği şatlar ve kurallar içinde insafa bağlı, ticaret yapacak ve bu dahi bir lütuf olarak sunulmaktadır. 2004 yılından beri Türk tarafına Annan Planı döneminde söz verilen ve o tarihte hemen uygulanacağı hususunda AB’nin vadettiği Direk Ticaret Tüzüğü, 10 yıldan beri gündemde müzakere konusu olmuşken, AB parlamentosunda takılıp kalmıştır. Esasen AB’nin Direk Ticaret Tüzüğü ile birlikte 2004’te gündeme konan Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde yapılmakta olan GKRY’nin müsaadesine bağlı olarak ve koyduğu kurallar içinde gerçekleşen iki bölge arasındaki ticaretin de ne derecede ileri gittiği ortadadır.
İyi niyet olarak bu tüzük birçok şeyi halletmese bile, niye Avrupa Parlamentosu bunu uygulatmak için bir karar almamakta ve AB ilgili Komitesinden geçtiği halde 3 yıldan beri siyasi nedenlerle bekletmektedir.
Ayrıca Güney Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere katılımını Türkiye’nin engellememesi istenmektedir. İnsaf da dinin yarısı ve çifte standart buna derler. Güney Kıbrıs, 49 yıldan beri BM nezdinde alınan kararlarla ve uluslararası camianın verdiği destekle Türklerin hakları ve uluslararası anlaşmalar bir tarafa itilerek tek başına dünyada Kıbrıs’ın tümünü temsil etmektedir. Bu münasebetle bütün bağımsız diğer dünya ülkeleri gibi muamele görmekte, siyasi, ekonomik, mali, sosyal ve diğer her türlü ilişkiler, anlaşmalar ve diplomatik temaslar içinde yine her türlü avantajları kendi hesabına sağlamaktadır.
En son Güney Kıbrıs, tek başına kendi ilan ettiği “münhasır bölgesinde” uluslararası dev sondaj şirketleri ile Kıbrıs Türklerinin de hakkı olduğu yeraltı petrol ve gaz yatakları üzerinde tek başına alenen tasarruf etmektedir. Ve bunun Kıbrıs Türklerinin payına düşecek kısmı için bile “çözümden sonra” demektedir. Bu konularda raporda Türklerin hiçbir hakkına değinilmemiştir.
Peki, Güney Kıbrıs birkaç örgüte mi üye olamadı diye raporda tavsiyeler arasına girmiştir?
Kıbrıs Türklerinin şimdiki tek sorunu sadece Direk Ticaret Tüzüğü müdür? Avrupa Parlamentosu’nun bu bakışı ile tam üyeliğine aldığı Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs Cumhuriyeti olarak, dünyada daha da yayılmasını isterken ve adı zikredilmeyen kuruluşlardan NATO’ya da alınmasının engellenmemesi zımnen tavsiye edilirken çözüm nasıl “eşit şartlarda” gerçekleşecektir? Bütün bu destekleri, arkasında hisseden Güney Kıbrıs niye Kıbrıs Türkleri ile anlaşsın? Hak ve adaletin olmadığı yerde eşitlik yoktur.
Bu raporun yansıttıklarından, Türk tarafının Kıbrıs konusunun BM zemininden başka zeminlere kaymaması için verdiği mücadele ve ısrarında ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. Rum tarafının da uzun zamandan beri konuyu BM zemininden AB zeminine taşıma gayretlerinin nedeni ise her vesile ile ortaya çıkmaktadır. Esasen bu yanlı politikalar sonucu Kıbrıs Türk halkı, AB’ye olan güvenini gittikçe kaybetmektedir.
Yine de barışçıl tavrımızı her zaman ortaya koymağa devam ederek, politikalarımızı yürütürken karamsarlığa kapılmadan ancak gerçekleri göz ardı etmeden haklarımızı koruyacak kararlılıkla yolumuza devam etmeliyiz. Raporun, özellikle bu safhada Kıbrıs konusundaki görüşlerinin, her iki tarafa da eşit mesafede ve daha eşitlik temelinde, tarafları teşvik edici, dengeli ve cesaretlendirici olması beklenirdi. Tek taraflı ve yanlı politikalar bu güne kadar bir sonuç doğuramamıştır.
2- Bu hafta 5 Aralık tarihi de, 1934’te Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği 79’uncu yıl dönümü idi. Atatürk’ün Türk kadınına tanıdığı hakları ve Atatürk devrimlerini hemen benimseyen Kıbrıs Türk toplumunda, her alanda önemli oranda yer edinen kadınların, siyasi temsiliyeti, KKTC’de maalesef hala bugün çok yetersiz olarak karşımızda durmaktadır. Karar alma mekanizmalarında ve Meclis’te kadınlarımızın daha fazla temsiliyeti için siyasi partilerimizin kadınları desteklemeleri ve cesaretlendirmeleri şarttır. Siyasi partilerin yapılarında ve teşkilatlanmalarında bu yönde değişiklik gereklidir. Temennimiz, yakın gelecekte bu fikirlerin ve söylemlerin hayata geçebilmesidir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























