Geçtiğimiz hafta, 56 yıl sonra ilk kez Kıbrıslı Rumlar ve Türkler birlikte 1 Mayıs kutlaması yaptı. Kutlamalar “Ara Bölge’de” gerçekleşti.
* * *
17 Nisan günü, 58 yıl sonra ilk kez Paskalya Yortusundan önceki Kutsal Cuma gününü, Ortodoks Rumlar Mağusa’daki Ay. Yorgos Eksorinos Kilisesi’nde de kutladılar.
* * *
8 Nisan’da açılış töreni yapılan “Yeni Lefkoşa Atık Su Arıtma Tesisi” Yeşil Hat’tın her iki yakasındaki Lefkoşalıların atık sularını daha etkin bir şekilde arıtacak. “Avrupa Birliği standartlarıyla uyumlu, en son teknolojileri kullanarak günde 30 bin metreküp atık su arıtma kapasitesine sahip olan yeni tesis, her iki toplumdan 270 bin kişiye hizmet sağlayacak.”
* * *
Geçtiğimiz Kasım ayında, Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu ile Kıbrıs Futbol Derneği arasında imzalanan çerçeve anlaşması ile Kıbrıslı Türk futbolunun dünya ile temasını sağlama konusunda ciddi yol kat edildiği iddia ediliyor.
* * *
Yakında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine yedi tane Kıbrıslı Türk aday katılıyor.
* * *
Kıbrıslı Türklerin olup bittikten sonra bile tam olarak bilgilendirilmediği “Asrın Projesi” sayesinde yakında Türkiye’den Kıbrıs’a gelecek sudan Rumların da faydalandırılacağı konuşuluyor. 40 seneden beridir kapalı duran Maraş’ı iki sene içinde açmanın maliyetinin ne olacağının hesaplanmış olduğunu öğreniyoruz.
* * *
Kıbrıs’ta var olan düzenin güllük gülistanlık olduğunu gösteren bu listeye eklenecek kuşkusuz çok daha fazla güzel şeyler var. Durum böyle olunca da doğal olarak insan kendi kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Kıbrıs’ta var olan düzeni değiştireceği kesin olan bütünlüklü bir çözüme, bir anlaşmaya gerek var mı?
* * *
Elbette var. Bir anlaşmaya niye ihtiyaç olduğunu 17 Şubat tarihli köşemde yazmıştım; bir kere daha yazayım.
* * *
Kıbrıslı Türklerin kendileriyle ilgili kararları kendilerinin verebilmesi, içinde yaşadıkları belirsizliğin ortadan kalkması, daha da önemlisi çok yakın bir gelecekte nesli tükenenler sınıfına girmemeleri için, şu veya bu şekilde içinde bulunulan patikadan çıkmaları ve uluslararası hukukun kapsam alanına girmeleri gerekiyor. Ancak bu sayede Kıbrıslı Türkler gerçek anlamda kişisel hak ve özgürlüklerine kavuşabilecekler. En önemlisi de, benim evim, yolum, sokağım, okulum, köyüm, kasabam, zenginim, fakirim, dediğinde bir aitlik hissi ve onunla gelen sosyal sorumluluk duygusuyla üstlerine düşeni yeniden yapmaya sağlıklı ve “normal” bir şekilde başlayabilecekler.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























