AB ile Türkiye arasında son dönemlerde çok yoğun bir diplomatik trafik yaşanıyor.
Çok kısa bir süre içerisinde AB-Türkiye zirvesi üçüncü kez toplanıyor.
Tabii ki trafiğin birden bire bu kadar hızlanmasının en büyük nedeni mülteci krizi.
AB’nin kapısına dayanan mülteciler, AB’yi harekete geçirdi.
Bu arada Türkiye dış politikasında yüzünü yeniden batıya çevirecek şekilde ince bazı ayarlar yaptı.
Günün sonunda iki taraf da bir birlerine bağımlı olduklarını ve işbirliği yapmak durumunda olduklarını gördüler.
Türkiye ve AB arasında geride kalan yıllarda oluşan soğukluklar bir yana konuldu ve işbirliği için harekete geçildi.
Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu mülteci krizinin aşılması ve bu arada 5 faslın müzakereye açılmasını da içeren kapsamlı bir öneri paketini AB’ye sundu.
Gelinen aşamada Güney Kıbrıs Türkiye’nin Ankara Protokolünü Kıbrıs’ı da içine alacak şekilde uygulamaya koymaması halinde 5 fasla uygulamakta olduğu blokajı kaldırmayacağını açıkladı.
AB Konseyi Başkanı Donald Tusk Güney Kıbrıs’ın ortaya koyduğu bu sorunun nasıl aşılabileceğine ilişkin bir takım temaslarda bulundu.
Türkiye’nin bu konudaki tavrı çok net.
Türkiye sırf AB ile müzakere etmek için fasıl açılacak diye Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin dayatmalarını kesinlikle kabul etmez ve etmeyecek.
Gelinen aşamada bu konuda yaşanmakta olan sorun da Türkiye-AB arasında bir sorun değildir.
Sorun AB’nin kendi içerisindedir…
AB’nin geleceğini doğrudan etkileyecek bir konuda AB üyesi ülkelerin karar vermek durumda oldukları bir aşamaya gelindi.
Ya AB Türkiye’nin önüne konulmakta olan yapay engelleri ortadan kaldırıp içinde Türkiye’nin de yer alacağı çok daha güçlü bir AB’ye yelken açacak yola girecek, ya da sonu belirsiz bir maceraya…
Bölgede ve dünyada yaşanan gelişmeler AB ile Türkiye’nin bir birine fazlası ile ihtiyaç duyduğu gerçeğini ortaya koydu.
Bu durumda AB Türkiye’yi daha fazla dışarda, soğukta bekletemez.
AB, Gümrük Birliği içinde olduğu Türkiye’nin önünü açmak durumundadır.
Böylece bir yandan kendisini güçlendirirken diğer yandan Türkiye’de demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik gibi kavramların gelişmesine katkı koyabilecektir.
Bunun kararını da AB kendisi verecektir.
Güney Kıbrıs koskoca AB’yi istediği gibi yönlendirebilecek bir oyuncu değildir.
AB artık kararını vermeli, Türkiye ile nasıl bir gelecek öngördüğünü ortaya koymalıdır.
Güney Kıbrıs’ın gücü gelinen aşamada tek başına Türkiye’yi AB dışında tutmaya yetmez.
Başbakan Davutoğlu’nun masaya koyduğu öneri paketi çok açık ve net.
AB ya bu paketi alacak, ya da kendi içerisinde sonu belirsiz bir krize kapı açacak.
Durum bu kadar basit.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























