Şeherde köşklü evler çoktu.
Hani kadınlar bir köşesinde mindere oturup tığ işler ve gözlerini kafesli pencerelerin ardına gizleyerek geleni geçeni gözlerlerdi…
…
Köşklü ev çoktu ama hiç Sırça Köşk yoktu…
…
Sabahattin Ali’nin bir hikayesinde geçer.
Bir şehir varmış ki insanları çok mutlu.
Herkes birbirine yardımcı olur,
Hiç kimselere de ihtiyaçları olmazmış.
Bahtiyar bir şekilde yaşayıp giderler,
Hayatın tadın çıkarırlar,
Herkes birbirinden memnun,
Kavgasız, patırtısız gürültüsüz, efendisiz uşaksız yaşarlar giderlermiş…
…
Bir gün üç kişi şehrin insanlarını nasıl kandıracaklarının planını yapıp o şehre gitmişler.
Çevreyi gözledikten sonra insanların onları duyacağı şekilde “Allah Allah. Amma da acayip memleket ha!” şeklinde söylenmeye başlamışlar.
Bunu işiten insanlar hayret etmiş,
Acaba yaşadıkları yerin neyi acayipti diye.
Dayanamayıp üç ahbaba “Neye şaşırıyorsunuz Allah aşkına?” diye sormuşlar.
Onlar da “daha bunlar sırça köşkün ne olduğunu bilmiyorlar” diyerek, böyle bir şehirden durmaktansa şehirden ayrılırmış gibi yapmışlar…
…
O mutlu insanların gerçekten de bir sırça köşkleri yoktu.
Şehirlerine gelen yabancıları memnun etsinler ve diğer şehirler gibi memleketlerinde bir sırça köşk olsun diye kolları sıvamışlar.
Herkes seferber olup sırça köşkü yaparak, içine de dışarıdan gelen üç ahbabı yerleştirmişler.
Ama sırça köşke gelenlerin istekleri bitmiyordu.
O köşke bakmak için hizmetçilere, işçilere,
Ve her gün o kadar insanı beslemek için yiyeceğe ihtiyaçları vardı.
İnsanlar sırça köşkün ihtiyaçlarını karşılamak için didinirken, bu durum kendilerini o mutlu hayatlarından uzaklaştırıyor, aralarına da ayrılık gayrılık giriyordu…
…
Bir gün sırça köşkte koyunlar kesilip ziyafet yapıldıktan sonra halka da kesik koyun kelleri dağıtılmış.
Kellenin içinde beyni olmadığını söyleyenlere,
-Siz beyni ne yapacaksınız?
Dili olmadığını söyleyenlere,
-Dilin size lüzumu yok,
Gözlerinin olmadığını şikayet edenlere,
-Siz gözü nasıl kullanacağını bilmiyorsunuz, diye cevap vermişler.
Bunun üzerine aralarından birinin canı sıkılarak elindeki kuru kafadan ibaret kelleyi sırça köşke doğru fırlatmış.
Kutu kafa vurduğu yeri yıkınca, herkes sağlam olduğunu sandığı binanın yıkılabileceğini görüp, ellerindeki kelleleri savurarak sırça köşkü yerle bir etmişler ve mutlu hayatlarına tekrardan geri dönme fırsatı yakalamışlar…
…
Şehrin ihtiyarları çocuklarına bu hikayeyi anlatırken şu nasihati veriyorlarmış:
“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla bir etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.”
































