Güney Kıbrıs’ın AB’ye ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak tam üye olması ile birlikte Kıbrıslı Türk gençlerin önüne yeni fırsatlar çıktı.
2004 sonrasında AB vatandaşı avantajını kullanan çok sayıda Kıbrıslı Türk genç Avrupa üniversitelerinde eğitim alma şansını yakaladı.
İyi eğitim almış gençlerin önemli bir bölümü yine Avrupa’da ya da Türkiye’de iş bakarak oralarda kendilerini geliştirmeyi seçti.
Böylece gerçek ekonomik rekabet koşulları içerisinde ekmek kapma kavgasına girişti.
Bu gençlerin KKTC’nin bozuk düzeni bu şekilde devam ettiği sürece buralarda gelecek araması söz konusu olmayacak.
Bu gençler kendilerini geliştirdikçe bizden kopacak ama bir tarafları da hep eksik kalacak.
Şöyle ki, mesleki açıdan yaptıkları ve yapacakları ile tatmin olup kendilerini geliştirecekler ve bundan da büyük bir haz duyacaklar. Ama öte yandan aile, arkadaşları ve sevdiklerinden, doğup büyüdükleri topraklardan uzakta olmanın hüznünü hep içlerinde hissedecekler.
İçlerinde hep memleket özlemi ile yaşayacaklar.
Uluslararası büyük firmalarda kendilerine yer bulan bu gençlerin mevcut koşullarda buraya geri dönmesi çok zor.
Ama biz eğer burada bir şeyleri değiştirebilir, yaşadığımız bu coğrafya parçası ile birlikte uluslararası sistemin bir parçası haline gelecek bir çıkış yolu bulabilirsek, işte o zaman koşullar değişmeye başlayacak.
Gerçek rekabet ve denetim koşullardan kopuk yapı ortadan kalkacak.
Onun yerini uluslararası koşullarda ayakta kalınmasını sağlayacak bir yapı almak zorunda olacak.
Böyle bir durumda bugün bizim için kayıp gibi görünen yurt dışına verdiğimiz beyin göçü bir avantaja dönüşebilir.
Tabii ki eğer onları doğru kullanmayı ve buraya geri çağırmayı becerebilirsek.
Bunun için şimdiden bu gençlerimizle bağlarımızı koparmadan onlarla iletişim içinde olacak bir yapılanmaya gitmeli ve onlardan nasıl yararlanılabileceğinin yollarını aramalıyız.
Onlara bizim için değerli ve bir parçamız oldukları hissini hep yaşatmalıyız.
Ancak bu yapı ile bunu ne kadar yapabileceğimiz konusunda ciddi şüphelerim var.
Şimdi birileri çıkıp “buradakileri mamur ettik de yurt dışına kaçırdıklarımız mı kaldı” diye sorabilir.
Sormakta da sonuna kadar haklıdır.
Ama hem buradakilere hem de buradaki bozuk yapı nedeniyle geri dönemeyenlere sahip çıkmak ve hepsini kazanmak zorundayız.
Çünkü bu topraklarda var olmaya devam edebilmemiz için bu şart.
Bu nedenle bu meseleler sadece yönetenlerin değil hepimizin gailesi haline gelmeli, yarınlarıımızı, gençlerimizi kazanmak için çalışmalıyız. Bunun için de yarınları kurtarmanın yolunun değişimden geçtiğini unutmamalıyız.
Ve hep birlikte, kişisel hesap ve çıkarların peşinde koşmayı bir yana bırakmalıyız.
Gençlerine sahip çıkamayan toplumlar yok olmaya mahkumdur.
Dilerim biz bu hatayı yapmayız. Bozuk düzeni değiştirerek, gençlerimize sahip çıkmaya başlarız.
Bu konuda geç bile kaldık.
Ama artık bir yerlerden başlamalıyız.

Önceki Haber

























