Gelin hep birlikte itiraf edelim ve hep birlikte “biz böyle iyiyiz, hiçbir şeyin değişmesini istemiyoruz’ diyelim.
Memlekette her şeyin aslında güllük gülistanlık olduğunu haykıralım.
Şikayet ederken samimi olmadığımızı, aslında şikayet etmemizin nedeninin mevcut durumdaki konumlarımızı daha da güçlendirmek için olduğunu yüksek sesle söyleyelim.
Değişimden korktuğumuzu ve istemediğimizi itiraf edelim.
Bozuk düzenden hepimizin bir şekilde nemalandığını konuşalım.
Yarınların umurumuzda olmadığını, bizi yaşanan anın ilgilendirdiğini ortaya koyalım.
‘Kıbrıs’ta çözüm ya da AB’ derken aslında düzenin devamında taraf belirtmek için bunları söylediğimizi kabul edelim.
‘KKTC bizim her şeyimiz, Türkiye Anavatanımız’ diye bayrağı kesinlikle yere düşürmeyeceğimizi ortaya koyarken de ‘Çözüm ve AB’ diyenlerden farklı bir amacımız olmadığı gerçeğini paylaşalım.
Samimi olalım.
Zaten ortaya çıkan mevcut tablo ve yapılan uygulamalar bir birimizden bir farkımız olmadığını gözler önüne sermedi mi? Statükoyu koruma adına her türlü işbirliğinin yapılabileceğini ortaya koymadı mı?
Bence fazlası ile koydu.
O zaman bu çekingenlik niye?
Gelin aslında hepimizin her gün şikayet ettiği statükonun biraz olsun değişecek olmasından ödümüzün koptuğunu itiraf edelim.
İtiraf edelim ki en azında kendimize karşı dürüst olalım.
İtiraf edelim ki kendi kendimizi kandırmaktan vazgeçtiğimizi gösterilim.
İtiraf edelim ki belki gerçek anlamda değişim, yenilenme ve uluslararası standartlarda bir yaşamı bu ülkeye getirmek isteyenler, kim yanlarında kim karşılarında görsünler. Görsünler ki ona göre adım atsınlar.
Böylece boşuna bizlerden bir şey beklemesinler.
Aslında birçoğumuzun göründüğü ya da söylediklerinden çok farklı olduğunu anlasınlar.
Ve hala daha değişim için kavga vereceklerse yolda birlikte yürüyeceklerini doğru seçebilsinler.
Yoksa kısır döngüleri yaşamaya devam edeceğiz.
Bir yandan ‘çözüm ve AB’ diyecek ama AB’nin en basiti hemen yanı başımızda Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne son iki üç yıl ‘dayattıklarına’ karşı çıkacağız.
Uluslararası standartlarda düzenleme ve denetleme mekanizmalarını öcü olarak görmeye, rekabet koşullarını eşitliği bozan bir araç olarak değerlendirmeye devam edeceğiz.
Üretmeden tüketmenin keyfinin yerini hiçbir şeyin alamayacağını itiraf edemeden, “sürdürülebilir ekonominin yolu daha çok çalışıp üretmekten geçer, ekonomik olmayan hiç bir üretim şeklinin dünyada artık yeri kalmamıştır” diyenleri taşlayıp itibarsızlaştırmak için her şeyi yapma alışkanlığımızı sürdüreceğiz.
Bir yandan ‘KKTC uğruna ölmeye hazırız’ deyip, yapılanlarla KKTC’nin temellerine dinamit lokumları dizmeye devam edeceğiz.
Birileri bizi “bu iş böyle devam edemez, bu yolun sonu felakettir” diye iyi niyetle dahi olsa uyarmaya çalıştığında ona karşı kenetlenerek haddini bildireceğiz.
Böyle yapacaksak, ki yapıyoruz, lafı daha fazla evirip çevirmeden gelin “Biz böyle eyiyik, bizimle uğraşmayın” diyelim.
Ama şikayet etmekten ya da rol kesmekten de vazgeçelim.
Bozuk düzenimiz içinde yarınların gailesini taşımadan her gün biraz daha gerileyerek yaşamaya devam edelim.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























