Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEĞİŞİMİN ÖNÜNDEKİ DİRENÇ KIRILMAK ZORUNDA…

Meclis Başkanı Sibel Siber, mevcut statükonun kamu reformuna direnç gösterdiğini söylüyor.
Komite başkanının 3-4 kez değişmiş olası komitenin çalışmalarını yavaşlatan bir neden. Ama bir diğer neden, gerçekten de mevcuda dokunulmaması için çaba gösterenlerin komite çalışmalarına yaptığı olumsuz etki. 
En güzel yasa, tartışmalarla bulunacak. Orası kesin. Ancak komite çalışmaları sırasında cereyan eden öyle olaylar duyuyoruz ki, birileri sanki, sözde önerilerle zamana oynamaya, reformu geciktirmeye, hatta belki gündemden çıkartmaya çalışıyor…
Bugüne kadar aldığımız duyumlar, kamu reformunun daha çok teknik konulara ilişkin olduğu yönünde. Yani daha çok hak ve menfaatler kısmıyla ilgili. Kamuda verimliliği arttırma adına pek bir şey yok. Oysa kamunun esas sorunu, özellikle de geçici yığılmalarıyla ve partizan atamalarla kamunun kalifiye olmayan elemanlarla doldurulması. Asıl buna çare bulunmalı bence. Her ne isterse olsun, bir ileri adım atılmaya çalışılıyor ve oldum olası kamu yönetiminden şikayet edenler, sokaklara dökülenler, grevlere, eylemlere gidenler, mevcudun değişmemesi için bir direnç gösteriyorlar.
Aslında hayatın her alanında geçerli bu…
Bakın tarım reformu konusundaki dirence… Ya da su konusunda yaşananlara… Geçelim, seçim ve halkoylaması konusunda, bölgeciliği önleme adına yapılmaya çalışılan değişikliklere… Hepsi için de aynı direnç var. Yarın öbürgün telekomünikasyon, limanlar, belki elektriğin bir bölümünün çağdaş birşekilde hizmet vermesi için geçilecek kamu-özel ortaklığı gündeme gelsin, bakın siz o zaman görün paparayı… Çünkü bu çürümüşlükten çıkar elde edenler var….
Ne diyoruz, eğer bir yönetim zaafiyeti, bir çarpıklık, usulsüzlük varsa, bu; siyasetçinin ya da yöneticinin kendisinin durup durduk yerde verdiği bir karar değil. Çünkü talep var…
Statükonun nedenleri ve sonuçları ortada…
Artık yeni keşifler yapmaya gerek yok. Demokratik siyasetin gereği için cesur davranma zamanı. Ama aynı zamanda, cesaret gösterenler de, gösteremeyenler de bir bir deşifre olmalı. Kimin neye engel olduğunu da hepimiz bilelim…

 

KARAR VERME ZAMANI…
Su krizini atlatan hükümet, artık tüm enerjisini Türkiye ile imzalanacak yeni mali prortokole vermeli. Çünkü hem ülkenin, hem de hükümetin geleceği buna bağlı. Suda yaşanan krizin bir benzerinin, bu süreçte de yaşanacağı, hatta daha sert tepki ve eylemlerin yapılacağını görmek için kahin olmaya gerek yok.
Özellikle de sendikalar ve bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, bazı kurumların özelleştirileceği açıkça yazılan bu yeni protokol için, şimdiden retçi tavırlarını ortaya koydular bile.  Bence bu çıkışlar, bilindik tepkisel, romantik açıklamalar. O sendikalar ki, hiç kusura bakmasınlar, bugüne kadar paranın nereden geldiğine bakmaksızın her hükümet döneminde “zam” diye sokağa dökülenlerdir. Hatta geçmişte “Ne Seni, Ne Paranı” pankartları taşıdıktan sonra, nereden geldiği çok da açık olan parayı almaya devam edenlerdir.
Bu tür çıkışların, retçi tavırların, kafa tutmaların mantıklı sonuçlar yaratması mümkün değil. Kalkınmak için, altyapınızı geliştirmek için kaynağa ihtiyacınız var. Aksi takdirde, içine kapalı, o alay ettiğimiz “mandıra”da yaşamaya mahkum olursunuz.
Ha şurada anlaşılabilir; cari bütçenin kendi kaynaklarımızdan karşılanmasını sağlayalım. Tamam, hepimiz aynı fikirdeyiz. Maaş için kapıları aşındırmayalım. Doğrusu da bu. Ama nasıl? İşte bu konuda oturup gerekirse bazı tavizler için karar vermek zorundayız…Hep birlikte, bir kararlılık ortaya koymak zorundayız…
İşe gitmeden aldığımız maaşlardan, gerekli gereksiz ek mesailerden, çocuklarımızı devlet kapısına sokuşturmaya çalışmaktan, maliye kapılarında vergi indirimi dilenmekten, sübvansiyelerden, teşviklerden vazgeçmediğimiz sürece, ne kadar bağırırsak bağıralım, bir sonuç elde edemeyeceğiz…
Sonuç olarak mevcut hükümet, önündeki sınavı başarıyla vermek için doğru bildiği yolda yürümeli, gelecek tepkilere kulaklarını tıkamalıdır. Yok eğer oy kaygısı ile yola çıkar, baskılara boyun eğerse, kaybeden sadece ülke değil, kendileri de olacaktır…

 

YERİN KULAĞI VAR
TUSK, CESARET VERMİŞ:
Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk’ın Kıbrıs’a gelişi, Türkiye’nin AB başlıklarının açılması konusunda Güney Kıbrıs’ı vetosunu kaldırmaya ikna etme çabası olarak takdim edilmişti. Anastasiadis’le dün yaptığı görüşmeden, Rum Yönetimi’nin, “Türkiye bizimle ilişkilerini normalleştirsin, gemilerimize limanlarını açsın” ısrarı çıktı. Pazarlığı yüksek tutmaya devam ediyorlar. Rumların bu cesareti nereden aldığı da, Tusk’ın sosyal medyada paylaştığı “Bizim için AB üyesi, üçüncü ülkelerden önemlidir… Türkiye’nin önerileri onay bekliyor, ama biz o noktada değiliz” açıklamalarıyla ortaya çıktı…

TROYKA ADAM ETMİŞ:
Güney Kıbrıs’ta kamu görevlilerinin sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 1,7 düşüş göstermiş. Anlaşılan yeni istihdam yapmamışlar. Nedeni sadece ekonomik kriz değil bence. Çünkü partizan siyaset, kriz falan dinlemez, kendini kurtarma adına, devleti batırmayı göze alır. Esas neden, Güney Kıbrıs’ı kredilendiren Troyka’nın koyduğu kurallar. Kötülüklerine mi olmuş, tam tersine… Üstelik de, kendilerine dayatılan 3 yıllık programdan, iki yılda çıkmayı başardılar. Anlayana sivrisinek saz…

İŞTE BU:
Başbakan Ömer Kalyoncu, atıl kalmış inşaatlarla onlara hizmet veren tesislerin değerlendirilmesi amacıyla kurulan komitenin amacının, kayıp olan servetin yeniden ekonomiye kazandırılması olduğunu vurguladı. Bunların ekonomiye kazandırılması ne kadar önemli ise, harabeye dönmüş binaların yarattığı çevre kirliliği de o kadar önemli. Başarılırsa, hem ekonomik, hem de çevre kirliliği bakımından önemli bir adım atılmış olacak…

MAHKEMENİN YERİNE:
Mahkemelerdeki alacak-verecek davalarında, geçmiş yıllara oranla önemli düşüş yaşanmış. Doğaldır, çünkü insanlar artık haklarını mahkemelerde değil, başka yerlerde aramaya başladı. Tahsilat işlerini mahkemelere değil, başkalarına havale ediyorlar. Ülkemizde son yaşanan olaylar da bunun göstergesi değil mi..?

GERÇEKLER ACIDIR:
Hem üniversiteler adası olarak, hem de okuma oranı yüksek ülke olarak övündüğümüzde, beş harmanlık yer isteriz ama, sonuçlar bunun tam tersini söylüyor. Araştırmalara göre, ÖSYS kapsamındaki tüm liseler arasında 2015 yılı sonuçlarına göre ilk 10, ilk 50, ilk 100, ilk 200 hatta ilk 500 arasında ülkemizden hiçbir lise yokmuş…

MASA HAZIR:
Çalışan kesimin önemli bir bölümünü ilgilendiren yeni asgari ücret tesbiti için ilgili Bakan Akansoy, “masa hazır ben burdayım” mesajını vererek, işçi ve işveren temsilcilerinin raporlarını beklediğini söyledi. İşvereni anlıyorum da, işçi temsilcileri bu konuyu neden bu kadar savsaklıyor, onu anlamıyorum…

 

ZİRVEDEKİLER
Rasıh Reşat:
Sevgili Rasıh, “Je Suis Ankara (Ben Ankara’yım) diyememek” başlıklı yazısında, Kıbrıs’ın Kuzey’indeki ikiyüzlülüğü güzel ortaya koymuş; “Ölümler Paris’te olursa anlamlı da Ankara’da olunca anlamsız. Demek ki Paris ve Charlie Hebdo tavırlarınız da gerçeği yansıtmıyor… Sahtekarsınız….Teröre karşı lanetleriniz bile sahte… Tabii onu da doğru düzgün yapamıyorsunuz”…

 

DİPTEKİLER
Paranoya:
İngiliz istihbaratı KKTC’yi uyardı” diye bir haber. Sanki İngiliz bizim gailemizi çeker gibi. Bakıyorsunuz, uyarı kendi vatandaşlarına. Üstelik haberin kaynağı belli değil. Gerçekse bile, nedeni biziz… Sorumsuzca yapılan yayınlar, panik yaratmaya yönelik abartılar, oyuncağa dönen bomba ihbarları… Şuyuu vukuundan beter derler ya, aynen öyle… Provokatörlere kaos yaratmak için aradıkları fırsatı veren de bu panik…