Yasalar var, kağıt üzerinde de bir düzen var, ama uygulamada, sistemsizlik hakim.
Sanırsınız ki, neyin nasıl yapılabileceği, ya da yapılamayacağı belli değil. Oysa belli.
Taa İngiliz’in sömürge döneminden başlayan, kurucu meclislerde ve devamında aylarca tartışıldıktan sonra yürürlüğe giren anayasa ve sürekli güncellenen yasalar var.
Devlet yönetmek aslında sürekli yasa yapmak değil. Varolan yasaların uygulanmasını sağlamak.
Her bir bakan, kendi konusundaki mevzuatı bir tamam uygulamakla yükümlü.
Ama olmuyor.
Kırk yıldan fazladır, o yasalar kurumsallaşıp, bozulamaz hale geleceğine, giderek bozuluyor, ihlal ediliyor ve bu durum maalesef alışkanlık haline geliyor.
Neden? Göz yumuluyor da ondan….
Hayatın her alanında aynı.
Şu anda içinde yaşadığımız sistemsizlikten büyük bir rant elde ediliyor.
Hem de sandığınız gibi bir azınlık tarafından değil. Hani dersiniz, ‘her toplumda yasaları çiğnemeye meyilli insanlar vardır, bizde de var’. Yok öyle böyle değil. Her iş kolunda, her sektörde, yasadışılık var ve büyük bir rant dönüyor. Hiç ihtimal vermediğiniz insanların yasa dışılık yaptığını görüyor, izliyorsunuz, çünkü yaygınlaştı, çünkü normalleşti.
Önceki gün Meclis’te Süt Kurumu’nun bütçesi görüşülürken, milletvekillerinden iki örnek dinledim. İddiaydı tabii.
Deniyor ki, adam burada ürettiği süt ürününü, önce Türkiye’ye ihraç ediyor, sonra tekrar aynı ürünü ithal ediyor, her iki türlü de teşvik alıyor, haksız kazanç sağlıyor…
Diğer bir iddiaya göre, adam kendi hem üretici hem imalatçı. Çıkarttığı sütü Süt Kurumu’na vermeden dorudan üretim yapıyor ama, Süt Kurumu’na vermiş ve satın almış gibi işlem yaptırıyor. Bundan da haksız kazanç elde ediyor. Olaya bakar mısınız.
Madem işin içinde devletin teşvikleri, destekleri var, o halde sonuna kadar denetleyeceksin, istismar edimesini engelleyeceksin. Buna yaşlı anasının adına tarla eken memurları da katabilirsiniz, gerçi onlara yenile bir denetim geliyor ama bunca yıl normal görülen bir yasadışılıktı. Ekip, biçmeden kuraklık tazminatı alanları da ekleyebilirsiniz…
Bahsettiğim sadece tarım sektörü.
Eğitimde de aynı durum. İzinsiz fakülteler, ellerinde geçersiz diplomalarla kalan gençler. Yıl boyunca ders vermeyen öğretmenler, Karpaz’a çıkan tayinini bir ay içinde değiştirenler.
Seyrüseferleri yatırılmadığı için trafikten düşen binlerce araç, karanlıkta kol gezen, ülkeyi ahtapot gibi saran suç odakları, fuhuşun yasak oldu bir ülkede neon tabelalarla fuhuşa davet eden yüzlerce mekan… Devletten yatırım yapacak diye kiraladıkları arazileri peşkeş çekip, köşe dönenler, devlet arazisine göz göre göre kaçak yapı oturtanlar, deniz sahillerini bahçesine katıp, bir de duvar çekenler…
İşte kürtaj rezilliği, hastanelerin denetimsizliği… Bakanlığın zamanında çıkarttığı “Özel Hastaneleri Denetleme Formu” bile var, ama denetim yok…
Sonuçta neredeyse yarıdan fazlası kaçak bir ekonomi.
Yasa mı ister?
Eksikliği mi var?
Yok…. Eksik olan her nedense yasaları uygulamaktan çekinen idareler ve bu durumu fırsata çeviren bizler…
Neresinden tutarsan elinde kalıyor.
Bu ülkede esas reform, sadece varolan yasaları uygulamak olurdu.
Ama onun için de pek umut yok…
YERİN KULAĞI VAR
NİHAYET:
Başbakan Kalyoncu, ülkede güvenlik sorunu olduğunu işaret ederek, son zamanlarda kundaklama ve kurşunlama gibi hadiselerin arttığını, hükümetin de konuyu yakından takip ettiğini kaydetti. Kalyoncu, Cuma günü Başbakanlık'ta Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı ve Polis Genel Müdürlüğü'nün katılımıyla bir güvenlik toplantısı yapacaklarını belirtti. İnşallah somut adımlar atılır. Yoksa ülkenin gidişatı hiç iyi değil…
ANLAYIŞ BU:
Bir yanlışın peşine takılıp, düzeltilmesini başarmış kaç sendika veya dernek sayabilirsiniz? Kırk yılda üçü beşi geçmez. Yanlışlar, bizde çoğunlukla vizirdeyerek şikayet edilir. Eylem yapılır, grev yapılır, nutuk sallanır. Ama bir şey değişmez. Neden? Çünkü, birçoğu siyaseten taraflıdır. İkinci olarak, direkt olarak üyelerinin çıkarlarını ilgilendirmediği için, toplumun genelini ilgilendiren meselelere, yanlışlara, çarpıklıklara fazla kafa yormazlar. Yalnızca, belli zamanlarda kendi özel meseleleri için ses çıkartırlar…
ALIN SİZE GEREKÇE:
Su krizini aştık aşmasına da, önümüzde bizi bekleyen daha büyük bir kriz var, mali protokol. Basına sızan bilgilere göre yeni protokolde, üçlü kararname kapsamı sınırlanacak, kamuda çalışma saatleri, özel sektördeki saatler ile öğle tatili de dikkate alınarak yeniden belirlenecek ve en önemlisi maaş ve maaş benzeri ödemeler yerel bütçenin % 76’sına düşürülecek. Alın size yeni bir kriz. Yakında sendikalar yine yollara düşer…
AKILLARI NEREDEYDİ:
Birşeyleri değiştirmek için ille de birşeyler olması mı gerekir. Bunun son örneğini de kürtaj skandalında gördük. Her şey olup bittikten sonra denetim yapan ve “eksikler” olduğunu tesbit edenler de skandala göz yummuş olmuyorlar mı? Devletin başlıca görevi sürekli denetim olmalıdır. Yoksa herşey olup bittikten sonra yapacağınız denetimin bir anlamı kalmaz…
ADAMINA GÖRE:
Kürtaj sakandalı olayında tutuklulara yapılan farklı muamele, vatandaşın da tepkisine neden oldu. Normalde en basit bir adli olayda bile zanlılara kelepçe takan polisin, böylesi ciddi bir olayda zanlılara kelepçe takmaması dikkatlerden kaçmadı. Ha, keşke hiçbirine takılmasa ama, birine takıp, diğerine takmazsanız, gelen tepkileri de normal karşılayacaksınız…
HER KONUDA UZMAN OLDU:
Kimse kusura bakmasın ama, her konuda uzman olduk çıktık. Aylarca süren su krizinde olduğu gibi, şimdi de ülkeyi sallayan kürtaj kürtaj skandalında bakıyorum herkes doktor gibi yorum yapıp akıl veriyor. Tamam, toplumsal olaylarla ilgili düşüncelerimizi söyleyelim ama, bilmediğimiz konularda kulaktan dolam bilgilerle ahkam kesmenin alemi de yok…
ZİRVEDEKİLER
Trafik Dairesi: Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı altındaki trafik ile ilgili tüm birimlerin, tek bir çatı altında toplanarak, var olan yetki karmaşasına son verilmesi amacıyla Trafik Dairesi kurulmasını içeren yasaya onay verdi. Geç olsa bile doğru bir karar. İnşallah hayata geçer…
DİPTEKİLER
Şener Elcil: Su konusundaki anlaşmayı "ikinci bir Sevr" olarak nitelemiş. Demek ki tercihi, toplumun çoğunluğuna ters bir duruşu temsil etmek… Halkın genelinin beklentilerinin, menfaatinin onun için bir önemi yok. Benim dikkatimi çeken, savunmalarını sürekli bir milliyetçi söylemle yapıyor olması. Önce "vatanı satmak"tan bahsetti, şimdi Sevr'den bahsediyor…
































