Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YANAN CAMİ, BARIŞIN İNŞASI OLSUN…

Denya köyündeki caminin yakılmak istenmesinin, her iki taraftaki çözüm karşıtlarının ekmeğine bal sürdüğü gerçeğini görmezden gelemeyiz… 
Ancak, bu olayın iki toplum arasında son aylardaki iyi niyet ve çözüme yönelik adımlara darbe vurduğu iddiaları ne kadar doğru olabilir?
Önceki gün Havadis ekibi olarak olayı yerinde görmek, gerçekten ne olup bittiğini, Denya’da yaşayanların ne düşündüğünü öğrenmek için yola koyulduk…
Yaklaşık yarım saatlik yolculuk sırasında, köyde nasıl karşılanacağımız konusunda yorumlar yaptık. Köy sakinlerinin fanatik olabileceği, hatta sorun yaşayabileceğimizi konuştuk. Girişte gözümüze çarpan tepe üzerindeki büyük boy Yunan bayrağı, öngörülerimizi doğrular nitelikteydi. Köyün içine girmemizle birlikte birçok evin damında bulunan Yunan bayrakları da, olay yerinde resim alabileceğimiz konusunda bizi endişelendirdi. Kısa süre sonra gördüğümüz caminin ilk fotoğraflarını arabanın içinden çekerek, olası bir engellemenin önünü almak istedik. Caminin yanına yaklaştığımızda, 3-4 kişinin tamirat için hummalı bir şekilde çalıştıklarını gördük. Arabadan inip, biraz da çekinerek yanlarına giderken, Bertuğ makinenin deklanşöre çoktan basmıştı bile…
Bizi ilk karşılayan, Denya’lı Costas oldu güler yüzüyle. Daha ilk konuşmayla içimizdeki tedriginlik bitmişti… O da, bizim gibi camide yapılan inşaatı denetlemeye gelmişti. İlk sözü de, bunu yapanların “3-5 deli olduğu” yönündeydi.
Ve sorularımız ardı ardına gelmeye başladı, oldukça rahatlamıştık. Köyün muhtarını sorduğumuzda, Londra’ya kızının yanına gittiğini öğrendik. Köyün papazı ile konuşma isteğimizi ilettiğimizde ise, hemen telefonla ulaşıp durumu anlattı. Papaz 5 dakika sonra yanımızdaydı. Selamlaştıktan sonra, Hala Sultan imamı Şakir Alemdar’ı az önce uğurladığını söyleyerek sorularımızı yanıtlamaya başladı. Yaşanan olay onu bayağı üzmüştü, sürekli bunu yapanların sedece Kıbrıs Türklerine değil, Kıbrıslı Rumlara da ihanet ettiklerini söylüyordu. Faillerin bulunup bulunmadığı konusunda ise oldukça umutsuz. Çünkü çevrede kamera yoktu. “Yapanların tek görgü şahidi bu taşlardır. Konuşabilseler, kimler olduğunu öğrenirdik” dedi…
Bir kahve içip, köylülerle de konuşmak istedik. Konuştuğumuz herkes, ağız birliği etmişcesine, bu olay nedeniyle ne kadar üzgün olduklarını ifade edip, özür diliyorlardı. Köyün papazı, gençlik yıllarında köy takımında futbol da oynamış. Kuzeye geçip geçmediğini sorduğumuzda ise, sık sık geçtiğini, Kuzey’deki Ay Mamas kilisesindeki ayine de katıldığını söyledi. Olayın meydana gelmesinin ardından Rum Yönetimi’nin, tamiratın yapılması için kaymakam görevlendirdiğini, kaynak tahsis ettiğini ve çalışmaları en geç iki hafta içerisinde bitirmeyi planladıklarını öğrendik…
Kahveden çıkınca Costas bize, hemen yakındaki evinin bahçesindeki ağaçlardan kestiği portakallardan ikram etti. Yaklaşık 500 nüfuslu bu köyde, yolların ve kaldırımların temizliği, bakımı gözümüzden kaçmadı. Bir an bizim köylerin görüntüsü geldi gözümün önüne. Kaldırımsız ve yolları delik deşik köylerimiz. Niye bizim başaramadığımızı düşündüm… Halbuki 74 savaşını kazanan biz, kaybeden onlardı. Ama biz, ganimet kavgası yaparken, onlar yaşadıkları toprakları sahiplenmeyi bildiler…
Birçoğu 2004 referandumunda “Hayır” dedikleri için pişmanlar. “O zaman ‘Evet’ deseydik, bugün çok farklı olurduk” diyorlar. Tıpkı bizde olduğu gibi, özellikle de köylerdeki gençler, işsizlik nedeniyle ülkeyi terk ediyorlarmış. Kalanlar da, ancak karın tokluğuna ve günü birlik işlerle hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar…
Sonuç olarak, bizim buradaki malum bazı çevreler gibi, bu cami yakma olayını farklı yönlere çekme gayreti içinde olmadıklarını gördüm. Ve bir de bu olayın ihalesinin Denya’lıların üzerine kalmasından dolayı oldukça utanç içindeler. Özellikle adada, çözüm umudunun yeşerdiği bu dönemde meydan gelen bu olayın, köylüleri oldukça tedrigin ettiğini gördüm…
Kuzey’de veya Güney’de yaşanan ve yaşanabilecek bu tür olayların, onlara veya bize değil de, hepimize karşı yapıldığını kanıksadığımız gün, birşeyleri değiştirebileceğiz. Çünkü bu ada, birbirimizle savaşmak için küçük, birlikte barış içinde yaşama için ise çok büyüktür…
Papaz Pareskevas’ın, “Birlikte yaşamamız için bu kadar çaba var iken 3 tane delinin böyle bir şey yapması utanç verici” sözleri, günün özetiydi. Aslında tersinden bakarsak, camide devam eden inşaat, Deniz Düzgün’ün dediği gibi, “Faşist zihniyetten uzak, barışın inşası”dır aslında…

YERİN KULAĞI VAR
SON NOKTA:

UBP’nin su konusunda CTP’ye verdiği süre bugün doluyor. Talat’ın, Erdoğan’la görüşmesinin ardından yeşeren umutların, bugünkü Bakanlar Kurulu’nda hayata geçmesi bekleniyor. Temennimiz, aylardır yaşanan krizin bugün artık son bulmasıdır. Denildiği gibi, dananın kuyruğu bugün kopabilir. Ama dananın kuyruğu kimde kalırsa kalsın, bir işe yaramayacak, çünkü kaybeden toplum olacak…  

OTURUN ANLAŞIN O ZAMAN:
CTP eski Genel Sekreteri Kutlay Erk, “Koalisyondan şikâyetçi olmam ama su konusunda UBP-DPUG hükümet olduğunun ertesi günü, su adına ne varsa Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’ye verirler. Gökten yağanı da, yerden akanı da, denizden artırttığını da her damlasını verir. Ercan’ı verdikleri gibi. Sonra arkasından bakar dövünürüz” değerlendirmesinde bulunmuş. O zaman oturun ve, herkesin kabul edeceği bir formül üretin. Beceremezseniz de, o zaman bütün bu korktuklarınızın başınıza geleceği bilerek, dövünmeye devam edin…

BİR ORTAKLIK HÜKÜMETİ VAR:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakerelerle ilgili bilgi verme toplantısı doğal. Ancak doğal olmayan yanı, sadece CTP’den bir ekiple görüşmesi. Bundan önce teamül, tüm partilerin birlikte kabul edilmesi ve ortak bir tartışma ortamının oluşmasıydı. Meclis Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı CTP’den olabilir. Ancak bir ortaklık hükümeti var, Cumhurbaşkanı da bunu yadsıyamaz. Bundan sonra partilere yönelik bir bilgi toplantısı yapsa da, UBP’nin statüsünü bir kere düşürmüş oldu…

HER PARTİDE AYNILARI VAR:
CTP’nin eski Genel Sekreteri Kutlay Erk, UBP ile hükümetin bozulması halinde, kendisinin şahsen üzülmeyeceğini söylemiş. Böyle düşünenler UBP’de de var. Ve bu düşüncede olanlar, toplumun büyük çoğunluğu ile ters düşen, azınlık bir kesim. Hep vardılar, hep de varolacaklar. Önemli olan azınlığa paçayı kaptırmadan, doğru olanı yapabilmek…

40 YILDIR KANIYORUZ:
Halkın Partisi geçici Başkanı Kudret Özersay, Talat’ın su konusunda Erdoğan’la yaptığı görüşmeyle ilgili olarak ,“Biz çok merak ediyoruz kimi kandırdıklarını zannediyorlar! Artık kimse bu türden göz boyamaya dönük ama gerçek anlamda bir değişiklik içermeyen makyajlara kanmaz” değerlendirmesinde bulundu. Özersay “artık kimse kanmaz” diyor ama, 40 yıldır hep kandırılıyoruz. “Artık kanmayız” diyen nicelerini gördüm. Boşuna nefes tüketiyorsunuz, bizler kandırılmaya o kadar çok alıştık ki, bir daha kandırılmayacağımızı kim garanti edebilir ki…

ADRES OMBUDSMAN:
Yıllardır kimsenin kaale almadığı Ombudsman müessesesi, son günlerde bayağı revaçta. Baksanıza yapılan herhangi bir düzenlemeden memnun olmayanlar topu Ombudsman’a atmayı tercih ediyor. Son olarak da Kamu-Sen, Sağlık Bakanlığının KHK’nunu devre dışı bırakarak münhal açtığı iddiasıyla, Ombudsman’ı göreve çağırmış. Eskiden meydanlara dökülenler, şimdilerde işi bir yerlere havale ederek çözüm aramayı tercih ediyorlar… 

 

ZİRVEDEKİLER
Çevre Bilgisi Dersi: Geçtiğimiz günlerde, çevreye duyarsz olan kesimin özellikle gençler olduğu konusunda bir gözlemimi aktarmıştım. Baktım, devlet somut ve pratik bir yöntemle konuya el atmış. Çevre konuları, Eğitim Bakanlığı-Çevre Bakanlığı ve Çevre Platformu işbirliğinde, tüm seviyelerde müfredata eklenecek ve yeni nesillerde çevre bilinci yaratılmaya çalışılacak. Olayın devlet-sivil toplum işbirliğinde olması ayrıca güzel. Bir de bu derslere eski eserlerin korunmasını eklerlerse, tam olacak…

SU PLATFORMUYMUŞ: Sanırsın ki, suya ulaşma, verimli kullanma için kurulmuş bir platform. Yok, öyle değil, çeşmelerden akmasın diye uğraşıyorlar…. Şimdi sokağa dökülüyorlarmış… Diğer yanda, birleşmek için can atılan Güney Kıbrıs, her türlü enerji konusunda dünya kadar ülkeyle ve şirketle anlaşmalar imzalıyor, ona ses çıkaran yok. En azından, ‘dünyanın gerçeği bu galiba’ dedikleri bile yok…

DİPTEKİLER 
KTAMS:
Yine her zamanki gibi, “nereden bulursan bul” diyor sendika. Maliye Bakanı, Türkiye’den gelecek paranın serbest bırakılmaması nedeniyle bu ay maaşların kesintili ödenebileceğii söyledi ya,
“Bizimdir, biz yöneteceğiz” lobisinin başını çekenlerden olan KTAMS derhal açıklama yaptı ve “Maaşlarımızın eksik ödenmesi durumunda en sert mücadeleyi yürüteceğimizi belirtir, üyelerimizi mücadeleye hazır olmaya davet ederiz” dedi. Ben de kendilerine soruyorum, nereden bulacak Maliye Bakanı? Öneriniz nedir? Geceleri para mı basıyor? Bunca zamandır nasıl ödeniyorsa, öyle ödenecekti. Yoksa sizler herhangi bir fedakarlık yaptınız da bizim mi haberimiz yok..?