Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BU KAFAYLA DEĞİŞİM FALAN OLMAZ

Bugün aslında kırk yıldır yaptıklarımızdan farklı birşey yapmıyoruz. Dün neye tepki gösteriyorsak, bugün de değişen birşey yok. İşine geldi mi sesini çıkarmayacaksın ama, menfaatine dokunulduğu an, ortaya çıkıp, 1970’lerden kalma sloganlarla tepki koyacaksın…
Aradan geçen onlarca yıla rağmen, hangi sorunumuzu çözdük veya çözmek için adım attık söyleyebilir misiniz..?
Sorarım size“bizim” dediğimiz bu ülkenin sorunlarını “adada varılacak çözüme” havale etmekten başka ne yaptık bu kadar yıldır..? En büyük utanç kaynağımız olan çevre konusunu mu hallettik..?
Eğitim sistemini mi, sağlık sistemini mi, yoksa sigortalıların sorunlarını mı hallettik..? Yoksa köhnemeye mi bıraktık?
Ama iş paraya gelince, “Biz ileri karakoluz, bize istediğimizi vermek zorundalar” deyip avuç açmak gücünüze gitmeyecek, hatta “nereden bulursan bul ve öde” diyeceksiniz… Sonra da size “besleme veya beyendiler” dediklerinde de tepki koyacaksınız…
Aylardır su konusunda olumlu bir adım atmadık. Yıllar önce varılan bir anlaşanın gerekelerini yerine getirmeyi akıl edemedik ama, yumurta kapıya dayanınca da, yapmadığımız ödevlerin sorumluluğunu birilerine yükleyip, konuyu siyasallaştırmak istedik. Şimdi kalkmış, “Bizi su ile, hatta elektrik ile Türkiye’ye bağlayacaklar” diye feryat ediyoruz…
Aslında buradaki esas korku, yıllardır kurulan “bozuk düzenin” değişeceği korkusudur. O malum çarka birilerinin çomak sokup, işleri bozma korkusu…
Evet bu ülkenin suya da, hatta doğru dürüst yanan, zırt pırt kesilmeyen elektriğe de ihtiyacı var…
300 bin nüfuslu bir ülkenin geleceği hakkında karar alanlarda, insan modası geçmiş ideolojik saplantılar değil, sloganlar değil, biraz daha çağdaş düşünceler, çözüm önerileri, bilim, mantık görmek istiyor. Hepsinden önemlisi halkın beklentilerini karşılayacak sorumluluk görmek istiyor, sorumsuzluk değil.
Doğmamış çocuğa don biçilmez derler ama, gidilecek köyün de minareleri görünür genelde…
İşte, Evkaf’ın su meselesini defalarca aşan Türkiye suyu meselesinde, CTP’nin kafası hala karışık anlaşılan.  Eğer hala daha tek ayak üzerinde diretirler, Talat’ın kamu-özel ortaklığı formülünü de reddederlerse, hükümetten çekilmeyi de göze almışlar demektir…
Aslında hükümetten çekilmekle de iş bitmiyor…
CTP su konusunda makul bir uzlaşıyı reddettiği anda;
Kıbrıs Türk halkının bu sudan yararlanmasını engellemiş olacaktır.
“Biz böyle iyiyik” mantığının köhnemiş bir örneği olduğunu duyurmuş olacaktır.
Kıbrıs Türk halkının kalkınmasının, gelişmesinin, daha çağdaş bir düzende yaşamasının önünde durmuş olacaktır…
Siz yıllarca su konusunda adım atmayacaksınız, projelerinizi, yasalarınızı hazırlamayacaksınız, günü geldiğinde de, yapmadıklarınızın faturasını başkalarına kesmeye çalışacak, ortalığı ayağa kaldıracaksınız. Bu ülke sizinse ve yönetmek istiyorsanız, yönetin o zaman, elinizi tutan mı var..?
Belki de Kıbrıs sorununun çözümüne olumlu katkı koyacak bu suyun, bizi “asimile” edeceği safsatasına bu halkın inanması mümkün müdür..?
Çünkü dediğim gibi iş suyla da bitmiyor. Hizmet alamadığımız, üretim değeri neredeyse sıfır olan telekomünikasyon, elektrik konusu, tarım konusu, daha bir çok konu dünyada nasıl yönetiliyorsa, CTP bu kafayla bunların tümünün karşısındadır. Ne, çünkü CTP’nin aldığı öğreti özelleştirmeye karşı durmasını gerektiriyor. Bu mandırada yaşama vaadediyor insanlara.
Eğer dediğim gibi bu sonuç çıkarsa, CTP bir daha ağzına değişim, reform, şu bu laflarını almasın. Elli yıl öncesine ait sistemlerin savunucularıyla değişim falan olmaz…

 

YERİN KULAĞI VAR
BURDA SÖYLEYEMEDİKLERİ:

Cumhurbaşkanı burada söyleyemediklerini Davos’tan söyledi. Garantiler konusunda, Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlayabilecek bir formülün bulunabileceğini söyleyen Akıncı, Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi ve AB konularında önemli uzlaşı sağlandığını, mülkiyet konusunda da epey ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Keşke burada da bu kadar açık ve net konuşabilse…

CEREMESİNİ BİZ Mİ ÖDEYELİM:
Elektrikte toplam maliyetin 11,5 kuruş azaldığını, buna göre indirim yapılması gerektiğini söyleyen DPUG miletvekili Dinçyürek’e cevap veren Maliye Bakanı Özgür, “bu kurumun ne kadar borcu olduğunu, yatırım ihtiyacı olduğunu biliyoruz” derken, yanlış yönetimlerin yarattığı yıkımı “vatandaş ödeyecek” mi demek istiyor… Öyle ya, tabii ki biz ödeyeceğiz. Hepsini de biz seçtik.

KIB-TEK NEDEN 4 YIL BEKLEMİŞ?:
Gazeteniz Havadis’in dünkü manşeti, Kıb-Tek’in 2008’de arızalanan bir türbini, sigortalı olduğu halde,  sigortanın zararı karşılamadığı yönündeydi. Biz yine satır aralarına takıldık. 2008’de meydana gelen arızanın sigorta tarafından derhal karşılanması için ne yapılmış, o belli değil. Daha da kötüsü, sigorta şirketine dava açılması taa 2012’de yani 4 yıl sonra. Nasıl iş..?

HİCAP DUYMASI GEREKENLER:
Çağdışı telefon sistemimizin savunucuları, şimdi dünyanın en gelişmiş teknolojileriyle, çağdaş kurumsal yapılarıyla hizmet veren GSM şirketlerinin sırtından geçinmenin hesaplarını yapmaktalar. “Neden biz bu hizmeti veremiyoruz, bizim de bu teknolojiyi bir şekilde yakalamamız gerekir” diye düşünecekleri yerde, çürümüş yapının “hizmet vermeden” aynen devamı için, “dönen paradan devlet ne alıyor” sorusunu soruyorlar. Devlet daha fazla alsın ve size aktarsın, siz de manual telefonlarla oynayın diye mi? Bakın CYTA’ya, bakın Türk Telekom’a, onlar da devletin telekom daireleriydiler. Bir de şimdiki üretim ve hizmetlerine bakın ve biraz hicap duyun lütfen, bu halk adına…

YİNE DENEYECEKLER:
Haftalardır hükümet krizi üzerine senaryolar yazanların beklentileri bir başka bahara kaldı. CTP-UBP hükümetinin bozulacağı hesabıyla, yeni hükümet formülleri üzerinde kafa yoranlar, herhalde UBP Genel Sekreteri’nin “hükümette kriz yok, söylenenlerin hiçbiri gerçekle alakalı değil” açıklaması ile    hüsrana uğramışlardır. Ancak ben yine de özellikle DPUG’deki bir grubun, “sağda birlik” sloganını yeniden gündeme getirmek için fırsat kollamaya devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü başka çareleri yok… 

EKLEKTİK KARARLAR:
1 Nisan’dan itibaren, basit bir antibiyotiği bile reçetesiz alamayacağız. İyi güzel. Yani doktora gideceğiz, reçete yazdıracağız. Peki bu yasağı getiren devletimiz, bize ücretsiz sağlık hizmetlerine ulaşma kolaylığı da getiriyor mu? Yok! Yani artık ya sürekli olarak sabah 5’te kalkıp, hastane kuyruğuna gireceksiniz, ya da sağlık harcamalarınız bir kaç misli artacak. Bu kararı alırken, sağlık sisteminin de bir tamam olması gerekmez miydi? Sağlığımızı düşünüyorlarsa, önce esas sorunu çözmeliydiler. En azından genel sağlık sigortasını beklemeliydiler mesela…

ZİRVEDEKİLER
Ersin Tatar: “Kıbrıs’ta bir anlaşma durumunda tazminatların ve tekrar göçmen olacak insanların tekrar yerleştirilmeleri, sosyal olarak ekonomik hayatın tesis edilmesi bakımından yapılacak olan ciddi yatırımların ve tazminat ödemelerinin, öyle görülüyor ki, dünya devletlerinin çıkarıp da milyar dolarlar vereceği gibi bir durum yok. Keşke olabilse…”.

DİPTEKİLER
KTÖS: Bu sendika benim için sürekli dipte kalacak gibi görünüyor. Neydi o ellerinde su borusuyla Elçilik önündeki görüntüleri? Terbiye sınırlarını da aşmışlar. Kardeşim derdin varsa, hükümete git. Kararı alacak olan ve alamayan onlar. Bana göre, hepsi şovdan ibaret…