Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

POSTA DAİRESİ DÜKKANI KAPATMAK ÜZERE…

6 Ocak 1964 tarihinde Türk bölgelerindeki postanelerde "Ay-yıldızlı" ve sabit tarihli bir tarih damgası kullanılmaya başlanmıştır. Ellerinde başka pul olmayan Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti pullarını kullanmışlardır. Bu uygulama ancak bir gün sürmüş ve Kıbrıs Rumlarının baskıları ile durdurulmuştur.

Konu size basit gelebilir, ama öyle değil. Yönetim sorunumuzun çarpıcı bir örneği. Kalkınma adına, gelişme adına diyoruz da, elimizdeki değerleri de bir bir yokediyoruz…

Yıl 1969…
Çetinkaya’da futbol oynuyoruz. Babamız da ünlü futbolcu ya, meraklıyız.
Lise bitmiş, o dönemlerde üniversite bursu kazanmak için, liseden sonra bir yıl mücahitliğe devam etmemiz gerekiyor…
Bir gün zamanın Posta Dairesi Müdürü babamı ziyarete geliyor. O da, Çetinkaya’nın Yönetim Kurulu’nda. Diyor ki, “Senin oğlan üniversite işinden vazgeçsin. Kulüpte futbol oynamaya devam etsin, Posta’da işe koyalım”… Babam, “Oğlum bilir” diyor ve biz de seçimimizi Türkiye’ye gitme yönünde yapıyoruz. Başka arkadaşlarım kabul ediyor ve Posta’dan emekli oluyorlar…
Nereden anlattım bu hikayeyi, Posta Dairesi, 60’lı yıllarda en popüler dairelerden biriydi de ondan.
İşi yoğun, personeli o zamana göre çok…  Öyle fazlaca bir deneyim de istemiyor. Hem de prestijli…
Nereden nereye… Kıbrıs Türk Yönetimi’nin ilk kurulan dairelerinden de biri. 63 olaylarının içinde, 1964’de kuruluyor. Çünkü iletişim vazgeçilmez… Bir ada ülkesinde, hem de savaş ortamında haberleşme kadar stratejik ne var..? İletişimin de tek yolu, posta, telgraf. Bir anlamda da, devletin imzası posta…
Evet, aradan elli yıldan fazlaca zaman ve akıl almaz bir teknoloji değişimi geçmiş. Peki, teknoloji ilerlemiş, haberleşmenin başka yolları bulunmuş diye posta işi ortadan kalkmalı mı..? Tabii ki hayır. Dünyada kalkmadı ki, burada kalksın. Aksine her devletin Posta hizmetleri çağa ayak uydurarak, gelişmiş, çeşitlenmiş, yeni haberleşme araçlarını da yönetimine alarak büyümüş. Çünkü ihtiyaç şekil değiştirse de, devam ediyor. Mesela, Güney’deki Posta Dairesi’nin şemasına baktım, mektup hizmetiyle birlikte, cep telefonu hizmeti, data hizmeti, kargo hizmeti de dahil 16 ayrı hizmet alanı var…
Şu anda kimse farkında olmasa da, KKTC’de posta işleri özelleşmiş durumdadır…
Bir düşünün, resmi tebligatlardan, banka ve gsm operatörlerinin faturalarına kadar herşey özel sektörün elinde. Bu adamlar para kazanmasalar bu işi yaparlar mı..? Kazanıyorlar, hem de yüzlerce insan çalıştırarak…
Bir de bizim Posta Dairemizin haline bakar mısınız..?
Resmi postayı kullanarak evrak gönderenlerin sayısıyla birlikte, dağıtıcı sayısı da düşmüş, neredeyse işler durmuş vaziyette. Ama ihtiyaçtan fazla masa başı memur var. 76 masa başı personel, sadece 2 dağıtıcı… İnanılır gibi değil. Müdür, bu sorunu 1998’den beri yaşadıklarını söylüyor. Demek ki, neredeyse bilinçli bir eritme olmuş. Tabii aynı zamanda bir plansızlık…
KTHY’den personel aldıklarını da söylüyor ama, anlaşılan, hepsi masa başı eleman olmuşlar. Niye dağıtıcı yapılmamışlar? Karpaz’a gönderilen öğretmenler gibi, bunlar da torpil mi kullanmışlar..? Yani belki de dağıtımcı diye verilmişler, ama o işi yaptıracak otorite olmayınca, bu hale gelmiş. Daha bir kaç yıl önce kaç tane KİT kapandı, yüzlerce personel devlete aktarıldı ama biz, bir kalbur samanı ikiye bölememişiz…
İngilizlerin bir lafı var, “Too many chief, not enough Indians”… Bir sürü şef var ama, yeteri kadar kızılderili yok…  Aynen bizdeki durum…
Ben taa KTFD döneminden hatırlarım, dünyanın tanımadığı bir varlık olarak KTFD ve KKTC’nin pullarının, ilk gün damgalarının, uluslararası piyasalarda inanılmaz filatelik değerleri vardı. O da mı bitti..? Sadece bunun için bile yaşaması gerekirdi bu Daire’nin. Modernleşmesi, şu anda özelin yaptığı işleri de yapabiliyor olması, kendini çevirip, kara geçmesi gerekirdi…
Yine de zor değil. Sadece kendi bağlı olduğu bakanlık içinde, hatta daire içinde yapılacak düzenlemelerle bu işler rayına sokulur, personel ihtiyacı giderilir, uzmanından destek alınıp doğru bir planlama, bir miktar da finansla, modern bir posta servisi oluşturulabilir. Oluşturulmalı da…
Şaka değil, abartmıyorum. Bakın, tonlarca su kapıya gelmiş, Su Dairesi’nin yapısı ortada. Adam gibi bir Su Dairesi olsaydı, bu rezil hallere düşer miydik acaba? Şu anda müdürü bile yok. Telefon derseniz, çağımızda para basan bir sektör. Ama bizim Telekomünikasyon’un da müdürü yok. Teknolojinin “t”si kalmamış. Tiyatrolar ha keza. Tümü de işlevsiz hale getirilmiş…
Daha da sayabilirim…
Bu kurumların geldiği noktanın sorumlusu, halihazırda yönetenler olmayabilir. Ama, hiç olmazsa, ilk 30 yılda gelen hesapsız parayı, bir sonraki seçimi kazanma adına değil de, kurulan devletin sürdürülebilir yapısını kurmaya, organizasyona ayırabilseydik, hala daha reformdan bahsediyor olmazdık. Onun için sorun yönetseldir diyorum…
Eğer ‘böyle gelmiş böyle gider’ diyerek, geçmişi taklit etmeye devam edersek, KİT’ler gibi, resmi daireler de batacak. Kimse bana özelleştirmeden bahsetmesin. Bu başka bir şey… Özelleştirmeye kalksanız da, bir şey elde edemeyeceksiniz…
Bu kadar açık…

YERİN KULAĞI VAR
KENDİMİZ ÇALIP, KENDİMİZ OYNUYORUZ:

2016 yılında, adada bir çözüme ulaşacağımız konusunda özellikle bizim tarafta, oldukça iyimser bir hava hakim. Anlaşmanın diğer tarafında ise durum oldukça farklı.  Güney Kıbrıs’ta yapılan bir ankete göre, Rumların sadece yüzde 6’sı bu yıl çözüm olacağına inanıyormuş. Ankete katılanlar, iki liderin 2015 performanslarıyla ilgili olarak da oldukça kötümser bir hava çiziyorlar. Sadece %25’i Akıncı’nın icraatları, %21’i de Anastasiadis’in icraatları konusunda iyimserlik belirtiyor. Sizin anlayacağınız, biz ne kadar istekli olursak olalım, karşı tarafta durum hiç öyle değil. Yine kendimiz çalıp, kendimiz oynayacağız anlaşılan…

DERTLERİ AYNI:
Rum lider Anastasiadis, Politis gazetesi için kaleme aldığı makalesinde,“her şeyden önce Türk işgalinden kurtulmamız gerek” yorumunda bulunmuş. Eğer 2004 referandumuna “evet” deselerdi, bugün böyle bir korkuları kalmayacaktı. Şimdi de kendi ellerinde. Otursunlar ve bizim de kabul edebileceğimiz bir metin üzerinde anlaşınlar. “Kurtulmanın” başka yolu yok…

OLALIM DA:
Maliye Bakanı Birikim Özgür, Türkiye ile en kısa sürede protokol imzalanması gerektiğini, aksi takdirde anlaşma imzalanmazsa maddi destek alınamayacağını ifade etti. Aralık ayının son günlerinde doruğa çıkan kriz, 13. maaşların ödenememesine kadar vardı. Evet evimizin efendisi biz olalım, ona diyecek sözümüz yok ancak, ortada bu gerçekler dururken nasıl olacak, onu söyleyen yok. Para yoksa bırakın yatırım yapmayı, maaş ödeyecek gücümüz bile yok.

BU HAFTA BİTEBİLİR:
Su krizi nedeniyle Türkiye ile aramızın açık olduğunu, birçok yatırımın durduğunu ve kaynak aktarımında sıkıntı yaşadığımızı artık bilmeyen yok. Yeni yıl ile birlikte yeni mali protokol hazırlıklarının tamamlanması ve imzalanması, hem suda yaşadığımız kriz, hem de maddi sıkıntıların aşılmasında olumlu bir hava yaratabilir. Bildiğim kadarıyle TC ile KKTC arasındaki yeni mali  protokol büyük ölçüde hazır, iş imzaya kaldı. İnşallah önümüzdeki hafta bu imzalar atılır da, hem hükümet, hem de vatandaşlar rahat bir nefes alır…

HAKSIZ MI:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit “Bu ülkede suyu bile yönetemeyen birine Birleşik Kıbrıs’ta ülkeyi yönetme görevi verirler mi zannediyorsunuz?” diye sormuş. Haksız mı, aradan 5 yıl geçmiş ama, biz hala daha suyu kim yönetsin diye tartşıyoruz. Biz bu kafayla değil ülkeyi, köyü bile yönetemeyiz… 

KAYMAĞINI OTELLER YEDİ:
Umudunu yeni yıl alışverişine bağlayan esnaf, 13 maaşların da ödenmemesi nedeniyle umduğunu bulamazken, yılbaşının kaymağını özellikle büyük oteller oteller yedi. KKTC’de faaliyet gösteren 5 yıldızlı ve kumarhaneli otellerinin yeni yıl doluluk oranı %92 olarak açıklanırken, küçük konaklama tesislerinde ise doluluk oranı %75 civarında oldu… 

 

ZİRVEDEKİLER
İrfan Çelik:
Zeytin Üreticileri Birliği Başkanı Çelik, Kıbrıs adası ile özdeşleşen ve kültürümüzde apayrı bir yere sahip olan, sayısını bile bilmediğimiz yerli zeytini, yıllar içinde nasıl yok ettiğimizi anlattı. “Ölümsüz zaten yerli zeytin. Genetik özelliğidir. Ama Gemlik 30 yılda ölüyor, sırf 3 yaşından itibaren ürün alabiliyoruz diye, bu akılsızlıklarla nasıl ki kültürümüzü mahvettik, zeytinimiz de mahvettik…”.

DİPTEKİLER
Rum Siyasilerin Dili:
AB, Kıbrıs’ta tarafların birbirine düşmanlıktan vazgeçmesi adına “barış gazeteciliği” seminerleri düzenlerdi bir zamanlar. Keşke aynısını siyasilere de yapsalardı. Baksanıza Rum tarafında siyasiler her Allah’ın günü, ‘evet’ demeye niyet edenleri de caydıracak bir dil kullanıyorlar. Garanti konusunda öyle, mal mülk konusunda öyle. “İşgalden kurtulmalıyız” demiş Anastasiadis. Tabanına oynasın diye, kör parmağım gözüne… Kıbrıs Türkü’nün en hassas noktalarını bulup, ateş ediyor, kışkırtıyor… Sanki, olacağı da varsa olmasın diye. Gerçek niyet bu mu acaba..?