Tarihe, Kanlı Noel olarak geçen ve olayların ilk başlama noktası olan bölgeye, geçen yıl Havadis ve Poli ekibi ile birlikte gitmiştik. 52 yıl önce meydana gelen ve iki toplum arasında yıllarca sürecek savaşın ilk kıvılcımının atıldığı bu yerde bulunmak, özellikle biz yaştakilerin birebir yaşadığı o günlere tekrar dönmeme neden olmuştu…
İki Türk’ün vurulduğu noktada bulunmak, apayrı bir duyguydu. Tahtagala Mahallesi ve camisi hala yerli yerinde durmasına rağmen cami hariç, bölge oldukça değişime uğradı.
Bütün bu olumlu değişikliklere, yıllar sonra iki toplum arasında başlayan kaynaşma ve şimdilerde atılan olumlu adımlara rağmen, olayların patlak verdiği o yer, sanki geçmişi unutturmamak için, tıpkı 52 yıl öncesi o gizemini ve harabeliğini sürdürüyor…
O noktadan parlayan kıvılcım iki toplumun bölünmesine, yüzlerce, hatta binlerce insanın hayatına mal olmuştu. Şimdi geriye dönüp baktığımda “ bu küçük ada için bunca ölüme değdi mi?” diye kendime sormadan edemiyorum…
Yan yana ve barış içerisinde yaşamak dururken, birinin diğeri üzerinde kurmak istediği tahakkümün ağır bedelini düşünüyorum…
52 yılda her iki toplum da ağır acılar ve kayıplar yaşadı. Geçmişte, bu küçücük adayı paylaşmayı, birlikte huzur içinde yaşamayı öğrenemedik. Bugün, 52 yıl önce yapılan o hatayı düzeltmek, iki toplumun yeniden barış içinde yaşaması için uğraşıyoruz. Peki başarabilir miyiz diye sosrarsanız, vallahi benim umudum giderek tükeniyor…
*****
DİKİZ AYNASINDAN GÖZÜMÜZÜ AYIRMADAN…
Geçmişe takılıp kalmayalım. Ama sevdiğim bir de söz var, “dikiz aynasından arkayı kontrol etmeyen, kaza yapar”…
Rum tarafından yetkililer, Mart’a kadar bir referanduma hazır olunabileceğine hiç ihtimal vermezken, yine de apar topar bir anlaşma da kapıda gibi.
Bu kez gelişmeler, konjonktürel. Bizimle çok da fazla alakası yok. Yanlış anlaşılmasın, Kıbrıs adasıyla değil, halklarıyla… Dünyada yeni yeni oluşan dengelerin hesapları içinde Kıbrıs…
Onca yoğun görüşmeye rağmen, mülkiyette bir ilerleme olmadı şimdiye kadar. Sadece kriterler belirlendi, karmakarışık formüller ortaya çıktı, konu kilitlendi duruyor.
Diğer yandan en yakıcı konularan biri garantiler. Çözümü, garantörlerle yapılacak toplantıya bırakıldı deniyor. Sağından soluna bir çok kişi, garanti sisteminin aynen devamından yana. Diğer taraftan, ne AB’nin böyle bir oluşumu garanti etme görevi var, ne de Güvenlik Konseyi’nin “güvenirliği”…
Yunanistan ve Rum kesimi, garantiler konusunda bir formül üstünde çalışmaktaymışlar ve formüllerini bugün görüşecekleri Çin’in Dışişleri Bakanı Wang Yi’ye aktaracaklarmış. Formülün özünde, çözümün BM Anayasası’nın 7. Maddesi tahtında garanti edilmesi varmış.
İlgili madde, barışa yönelik bir tehdit durumunda, BM üyesi ülkelerinin alacakları önlemleri içeriyor. Bunların içinde, silah kullanma dışında, çeşitli şekillerde ilişkileri kesme var ve gerekmesi halinde, “uluslararası barış ve güvenliğin” tesis edilmesi için hava, kara ve deniz birliklerinin gönderilmesi var.
Aynen 1964’de olduğu gibi. Her ne kadar Fransa’nın bunu reddettiği söylense de, dikiz aynasından gözümüzü ayırmamakta fayda var.
Keşke, Ferdi Sabit Soyer’in dediği gibi, anlaşmanın garantisi bizzat iki tarafın halklarının kendisi olsa. Tarafların, hele de bu konjonktürde sıcak savaşa girmeleri zaten akıllıca değil. Ancak iki taraf birbirine güven duyana kadar, bir geçiş dönemine gereksinim olduğu da bir gerçek.
O zaman, mevcudun devamından daha mantıklısı yok…
Allah aşkına, Kıbrıs’ta Çin’in garantörlüğü kadar absürd bir şey olabilir mi..?
YERİN KULAĞI VAR
15 OCAK OLABİLİR:
Maliye Bakanı Birikim Özgür, bazı açıkların olduğunu ve bunun bir takım sıkıntılar yaşattığını, 13. maaşın da bu sıkıntılar arasında olduğunu belirterek, mükellefiyetlerin yerine getirilmesi konusunda ellerinden geleni yaptıklarını kaydetti. Su konusundaki krize bağlı olarak, kaynak sıkıntısı yaşayan hükümetin, maaşlardan birisinin 15 Ocak tarihine ertelenmesi formülünü düşündüğü de, bize ulaşan iddialar arasında…
ENERJİ KONUSU MASADA MI:
Müzakerelerde Rum tarafının yumuşak karnı, doğal gaz konusu. Her konuyu gündeme getiriyorlar, hatta bugüne kadarki yerleşmiş parametrelerin dışında taleplerde dahi bulunuyorlar. Ama konu doğal gaza geldiğinde, illa çözüm sonrasına kalsın diye diretiyorlar. Oysa şu anda Kıbrıs kendi sorunları değil, uluslararası önemi bağlamında müzakere ediliyor. Bunun içinde de doğal gaz transit yolu olması ve bölgeden çıkarılacak gazın önemi var. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının da, bu satrancın içinde şimdiden, bir anlaşma öncesi pazarlıklara girmesi gerekiyor. Konu Kıbrıs’ın ve bölgenin geleceği ve bölge ülkelerinin çıkarları ise, paylaşımdan önce söz sahibi olmalarından daha doğal bir şey yok…
HABERİNİZ VAR MI:
Kısır gündemlere o kadar boğulduk ki, etrafmızı göremez durumdayız. Aslında bunun hiç birimize bir faydası yok, bal yapmaz arılar gibiyiz. Örneğin KKTC Bilardo Federasyonu’nun, Türkiye ve Avrupa Federasyonlarıyla birlikte Kemer'de düzenlenen Pool Masters Cup Bilardo Turnuvası’na bizzat organizasyon aşamasında katıldığını kaçımız biliyor. Ya da, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi’nin Viyana’da düzenlediği “Kıbrıs Geleneksel Mimarisi” konferansından kimin haberi var. Oysa esas enerjimizi harcamamız gereken temaslar bunlar değil mi..?
SENİN HİÇ Mİ SUÇUN YOK:
Maddi sıkıntı ile boğuşan Yenierenköy Belediyesi’nin eski Başkanı Özay Öykün, Belediye’nin bu hale gelmesinin tek sorumlusu olarak eski hükümetleri gösterdi. Öykün, “fazla personel isithdamı” suçlamalarını da haksız buluyor. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kimse sorumluluğunu kabul edip, özür dilemiyor, aksine birilerini suçlayıp, kurtulmaya çalışıyor…
TANITIMIN BÖYLESİ:
Türkiye televizyonlarında, yeni yılda birçok ünlünün KKTC’de sahne alacağı ve otellerin daha şimdiden dolduğu haberleri yapılıyor. Geceye katılacak olanların en az, 500 ile 1500 lirayı gözden çıkarmaları gerektiğinin de altı çiziliyor. Ama hiçbirisi de, o geceye katılacak olanların, birkaç Kıbrıslı haricinde Türkiye’den gelen casino müşterileri olduğunu söylemeyi akıl etmiyor. Ya da o milyonlarca liralık kazançların kaçta kaçının bu ekonomiye katıldığını… Hal böyle olunca da, Türkiye kamuoyunda, lüks içinde yaşayan bir toplum olarak görülüyoruz ve birçok talebimiz de haklı olarak reddediliyor…
BEREKET DEĞİL FELAKET:
Hafta sonu ülkenin dörtbir yanı yine sular altında kaldı. Ne gidecek bir yol, ne de yürüyecek bir kaldırım, hepsi yağmura teslim olmuş. Alt yapı yok, yerleşim plansız, sorumlular basiretsiz. Bunların hepsinin bir arada olduğu ülke, yaşadığımız bu küçük adacık. Tüm bu yaşananlar doğal felaket değil, doğayı nasıl yok ettiğimizin resmidir. Böyle olunca da her yağmur bereket değil, felaket getiriyor…
ZİRVEDEKİLER
Serdar Denktaş: “Rum tarafında kamu personel sayısı yüksek. Bizde ise zaten tavan. Rum tarafı seviyesini biraz indirmiş olacak, bizde aynı uygulamayı yapacağız. Rum geriye kalan kamu personelini eyaletinden ödeyecek. Zaten şimdi ödeyemiyoruz, o zaman da gelirimiz azalacak peki benim eyaletimin kamu görevlisini kim ödeyecek? Birçok hak, hepsi bitecek. O zamanda bakın görün Şener Elcil benimle beraber hayır kampanyası yapacak…”.
DİPTEKİLER
Böyle Angaryaya Can Kurban: KTÖS, Öğretmen eksikliğinin devam ettiğini, çocukların öğretmen eksikliği ve kalabalık sınıflardan dolayı fırsat eşitsizliğine uğradığını, öğretmenlerin angarya çalıştırıldığını iddia etti. Senenin yarısını tatil, diğer yarısını da grevle geçiriyorsunuz.Kusura bakmayın ama, böyle “angaryaya” can kurban…
YORUMSUZ

































