Girne Belediyesi, ya da Kaymakamlık ne yapsın yani?
Yarın öbürgün Lefkoşa’da bir sel olursa, Harmancı’yı mı suçlayacağız?
Bir seçim öncesi, alçak orman arazilerini, dere yataklarını eşdeğere kaynak yapan onlar değil ki?
Ya da bir seçim öncesi, kat iznini 10’a çıkartan…
Ne rantmış bu, ne rant…
Madem bu iklim değişikliği devam edecek, biz bu felaketi her yıl yaşayacağız.
Bundan yüzyıllarca önce coğrafya kendi yolunu çizmiş, kendi vadilerini yaratmış. Dağdan inen su, derelerden geçip, denize inecek…
Sonra kuraklık başlayınca, doğanın eski dengesine döneceği akıllarına gelmemiş. Düşünmek bile istememişler.
Sadece iskan etmek de değil. Baktım fotoğraflara, daha bu yıl biten, onayı yeni alınan yapıların bile istinat duvarlarında bir metre çapında delikler açılmış, çamur olduğu gibi bahçelere, evlere dolmuş. Oysa istinat duvalarının nasıl olacağı, taaa İngiliz zamanında yasalara konmuş.
Ya erozyon… Her yıl artan yağış miktarıyla, bitki örtüsünün, ormanların yokedilmesiyle kaybedilen toprak?
Bakın rakamlara; KKTC’de 1. derecede erozyon tehlikesi bulunan toprak 29572,5 hektar. Orman Dairesi verilerine göre, bu alan, tümüyle koruyucu bitkiden yoksun.
Ve taşkınların, çığların, sellerin nedeni de bu…
Özellikle son yıllarda aşırı yağışlar olmasına karşın, bitki örtüsü yeterli olmadığından suyu toplayamıyor, yeraltı kaynaklarını besleyemiyor, su bir şekilde olduğu gibi denize ulaşıyor.
Mimarı var, mühendisi var, onayı var, kontrolu var…
Ama bunlar ince işler. Kim bakacak.
İşte doğa bakıyor, yokoluyor, yıkıp geçiyor, intikam alıyor intikam.
Üç kuruşluk çıkarı için doğayı görmezden gelenden, yılların tecrübesiyle konulan kurallara uymayandan, tedbir almayandan, alamayandan intikamını alıyor.
Oysa devlet sadece bunun için var. Yasa koyacak ve uygulamasını takip edecek.
Bizde tam tersi, kim yasaları, kuralları daha kolay çiğner, kim bu işleri daha pratik yapar, hoop kuyruklara girer, onları seçeriz.
Bu vebal hepimizin boynundadır.
Zaten doğa da, zarar ziyanı hepimize ödetiyor…
*****
ÖNEMLİ BİR PROTOKOL…
Türkiye İnşaat Müteahhitleri Birliği ile KT Müteahhitler Birliği’nin işbirliği protokolü basit bir iş değil. Ciddi bir gelişme.
Kafalardaki tabular yıkılmış, bakış açısı değişmiş, ne güzel.
İki açıdan önemli bence…
Birincisi dış sermaye yatırımları açısından. Anladığım kadarıyla, Türkiye’deki yatırımcının ilgisini çeker hale gelmişiz. Bu gelişme çözüm öncesi hazırlık, yani konjonktürel de olabilir; Kuzey Kıbrıs’ta yapılan yatırımın “suya yazılan yazı” olmadığının farkedilmesinden de olabilir. Yalan da değil. Yatırım yapan kazanıyor. Türkiye’dekiler de bunu görüyor. Sıradaki otel projeleri, yol, su projeleri gerçekten cazip.
Protokolun ikinci önemli tarafı, yerli müteahhitlerle Türkiye’den gelenlerin artık işbirliği yapılacak dostane ilişkiler içine girme noktasına gelmeleri…
Malum bizim buradaki müteahhitler, ihalelerin Türkiye’de açılmasına, Türkiyeli şirketlere verilmesine şiddetle karşıydılar. Ama işbirliği yapıp, daha büyük projelere ortak olmak hiç akıllarına gelmedi.
Bunca zamandır “küçük olsun, benim olsun” mantığıyla, yerimizde saydık, geri kaldık…
Çoktan yapılması gereken bir protokoldü…

YERİN KULAĞI VAR
HERKESİ MUTLU ETMEK ZOR:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Öyle bir anlaşma üretmek zorundayız ki hem Rumların ‘hayır’ı ‘evet’e dönecek, hem de Kıbrıslı Türklerin ‘evet’i yerinde kalacak” dedi. Her iki tarafı da memnun etmek inanın deveye hendek atlatmaktan daha zor. İki lider bunu nasıl başaracak doğrusu kestiremiyorum…
KASIM’DI, OCAK OLDU:
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Kasım ayının önemine vurgu yapılmıştı hep. BM Özel Temsilcisi Eide, Ocak ayını işaret ederek, yeni yılın ilk ayında önemli kararların alınabileceğini açıkladı. Eide, Ocak ayındaki görüşmelerin, müzakerelerin son turunu oluşturacağını da söyledi. Ha Kasım, ha Ocak, hiç farketmez. Yeter ki her iki toplumun da içine sindireceği bir plan ortaya çıksın…
SANER’E NE OLDU Kİ:
Kamu Hizmeti Komisyonu bütçesi görüşülürken, eski Başkan Mustafa Tokay ve Sınav Müdürü Emirkanı’nın yaptıklarını hatırlatan Hüseyin Angolemli’ye Ersan Saner yerinden tepki gösterdi. İnsanları zan altında bırakma iddiasında bulundu. Onun bu “karanlık” dönemi bu kadar şiddetli bir şekilde savunması kafaları bulandırdı. Sonuçta Angolemli’nin bahsettikleri, Mahkeme’nin de onayladığı ve cezalandırdığı suçlardı…
KADER OLMAMALI:
Her ne kadar suya hasret bir ülke olsak da, kış geldi mi yaşanan felaketler nedeniyle adeta yağmura karşı bir alerjimiz oldu. Dün ilk ciddi yağışların ardından Girne’de yaşanan felaket, aslında altyapı konusunda ne kadar zayıf kaldığımız bir kez daha gözler önüne serdi. Dere yataklarına, orman arazilerine inşaat izni verenler, biraz utanıyorlar mı acaba? Biz bıktık usandık…
BÜROKRASİ AYNEN DEVAM: Dün bir vesileyle uluslararası dev bir şirketin temsilcileriyle görüştük.
Geçmiş dönemlerle ilgili öyle şeyler anlattılar ki, inanamadık. Sanki işleri yürümesin, kalkınma olmasın, taş üstüne taş konmasın diye uğraşan bir bürokrasi var. Burada yapılacak bir çok proje bilgilerine gelmiş, ama tecrübelerine dayanarak, uzak duruyorlar, “katılmayı düşünmüyoruz” diyorlar. Uluslararası firmaya buradaki sorunları anlatamayacaklarını, durduk yerde başlarına dert almak istemediklerini söylüyorlar.
ÖLÜMÜ GÖSTERİP…:
Akaryakıt fiyatlarının Kuzey Kıbrıs’ta zirve yaptığı 3 Temmuz 2014 tarihindeki fiyatlara göre, şimdiki fiyatlarda ortalama %14’lük bir ucuzlama olmuş. Kimse petrol varil fiyatının 120 dolarlardan 35 dolarlara düştüğünü, neredeyse %80 ucuzladığını söylemiyor. Bu tıpkı, “ölümü gösterip, sıtmaya razı etmeye” benzedi…
ZİRVEDEKİLER
Dilek Birgen: Çocuk Onkoloğu Dr. Dilek Birgen, kaç kez görevi bırakmaya karar vermiş ama, derman bekleyen minik canları bırakmaya yüreğinin el vermediğini söyleyerek isyan ediyor. “Sistem kurmadınız, bari benim kurmaya çalıştığıma da karışmayın, izin verin de güzel bir şeyler yapalım. Ben sesimi duyuramıyorum… Artık usandırdılar, yordular…”. Hem yapmıyoruz, hem de yapmak isteyenin de önüne engel koyuyoruz.
DİPTEKİLER
Sloganda Kalan Geri Dönüşüm: Şu geri dönüşüm meselesi. Sivil toplum duyarlı, kutlamak gerek. Kimi teneke kutu toplama yerleri yapıyor, kimi kağıt, kimi plastik. Ancak bu işler sivil toplum gönüllülüğüyle yürüyecek işler değil. Türkiye’deki gibi ciddi bir sisteme ihtiyaç var. Tüccar ve Sanayicileri yasal düzenlemeyle, ÇEVKO gibi bir şirket kurmaya mecbur edersiniz. Toplaması, geri dönüşümü, halk eğitimi onlara ait olur. Çöpü mü satar, vergiden mi düşersiniz, örneklerine bakar, karar verirsiniz. Bu arada, o insanlar bizim Çevre Bakanlığı’nın kapılarını defalarca da aşındırdılar ama, hep ilgisizlikle geri döndüler. Bunu da vatandaş bilsin…
































