Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SU ZATEN ÖZELLEŞMİŞ DEĞİL Mİ..?

CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, toplumu da medyayı da suçlayan bir konuşma yaptı ve hepimizi tedavi olmaya çağırdı…
Maraz hastalığına tutulmuşuz…
“Bu toplum hiç bir şey yapamaz, sistem bozuk” demişiz, Türkiye de buna bakmış ve “Evet bunlar suyu yönetemez, özelleşsin” demiş…
Sayın Başkan’ın bu tür çıkışları ilk değil. Canı sıkılınca, aklından geçeni söylemekten çekinmiyor.
Öyle düşünüyor olabilir, ama ben şahsen kendisiyle hemfikir değilim…
Yine bizi “marazi” olmakla suçlayabilir. Varsın suçlasın, biz de kendi görüşlerimizi söylemeye devam edelim…
Evet, eğitimli insanlarımız var. Suyu da devleti de en güzel şekilde yönetebilecek kabiliyette olanlarımız var…
Ancak konuşulan o değil ki… Yüzde 90’ı batak durumdaki belediyelerin yatırım kabiliyetleri yok. Oysa su konusunda bundan sonra gelen ilk adım, kiminin 300, kiminin 600 milyon dediği yatırım…
O yatırımlar yapılmadığı takdirde, ne eve akan su istenen kalitede olacak, ne de kayıpların önüne geçilecek. Her bölgeye arıtma tesislerinin yapılması, tüm su borularının yenileriyle değiştirilmesi gerçeği var. Bunlar yapılmazsa, su yine yüzde 25’i kaybolacak… Basınç konusu var, tarımın planlaması var, tahsilatlar var. Bunların bir kısmı da, bugüne kadar hiç bir konuda başarı sağlayamadıklarımız…
Sayın Talat, hükümetin duruşundan bahsediyor olabilir. Kararlılığından, işbilirliğinden. Ancak geçmişten gelen hastalıklardan tam olarak kurtulduğumuzu kendisi de söyleyebilir mi..?
En çok da, “Basın ‘yönetemeyiz’ dedi, Türkiye de buna bakarak karar verdi” söylemine takıldım.
Türkiye suyun yönetimi konusundaki anlaşmayı ne zaman yaptı..?
2011’de…
Peki o zaman kamuoyunda böyle bir tartışma var mıydı..?
Yani basın “Biz yönetemeyiz” diyor muydu..?
HAYIR…
Demek ki, bu imaj yenile oluşmamış. Geçmişten gelen bir bakış açısı bu…
Bu bakış açısına hep birlikte biz sebep olmadık mı? Gelen giden yönetimlerin neyi ne kadar başardıkları, akıtılan onca paranın nerelere harcandığı ortada değil mi? Bizzat Talat kendisi de bunu defalarca dile getirmedi mi..?
Tabii ki gönlümüz “biz yapalım, biz yönetelim” diyor. Ancak gerçekler de ortada. Korktuğumuz, 1 milyar 600 milyonluk bu dev yatırımın en verimli şekilde idame ettirilemeyeceğidir…
Bir de şu özelleştirme korkusuna değinmek isterim… Neredeyse cinnete döndü.
Peki ben de şunu sorayım, şu anda içtiğimiz suyu bize devlet mi karşılıyor..? Yani Müdürü bile olmayan Su Dairesi’mi..? Belediyeler mi?
Hayır…
Belediye’nin verdiği su tonu ortalama 3 lirayken, biz o suyu içemiyoruz. Ne yapıyoruz, 19 litresi 6 liradan özel sektörden içme suyu alıyoruz. Bu durumda, tonu 316 liraya geliyor…
Bu para halihazırda cebimizden çıkıyor, kime gidiyor, özel sektöre…
Şimdi su özelleşmiş olmuyor mu..?
Baksanıza su arıtma tesisi sahipleri, “Biz ne olacağız” demeye başladılar bile…
Başka bir örnek. Mağusa Salamis bölgesi taaa, Ötüken’e kadar yaklaşık 15 yıldır su alamıyor.  Sürekli olarak, tonu 15-20 liradan tankerle su almaktalar. Bunun gibi daha bir çok bölge var. Bu da suyun özelleşmiş hali değil mi..?
Gelecek olan su ne kadar artarsa artsın, hem her bölgeye ulaşacağından, hem de içilebilir olduğundan, cebimizden çıkacak olan paranın miktarı düşecek…
Birbirimize kızarak, cepheleşerek çözülebilecek bir sorun değil bu. Eminim o uzman arkadaşlar da bunların hesabını kitabını bizden daha iyi biliyorlar…
Toplumu daha fazla germeden, bir orta yol bulunsa da birbirimizi suçlamaktan kurtulsak.
Ne kendi içimizde, ne de Türkiye’yle böyle bir gerginliği devam ettirmek hiç akıl karı değil…

 

YERİN KULAĞI VAR
HÜKÜMET PAZARLIĞI YOK:

UBP kurultayında başkanlık için yarışan ve üyelere, kazanmaları halinde CTP ile yeniden pazarlığa oturacaklarını söyleyen adaylara yanıt Başbakan’dan geldi. Başbakan Ömer Kalyoncu, UBP ile hükümet konusunda yeniden bir pazarlığın söz konusu olmadığını belirterek, “Ya mevcut protokol ile yola devam edilir, ya da hükümet bozulur” dedi. Kısaca, Kurultay sonucu kriz olup olmayacağını da belirleyecek…

POLİTİKA:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, atamalarda söz hakkı konusunda geçtiğimiz hafta bir yazı yazmış, Turizm Müsteşarı konusunda takındığı tavıra hak verdiğimizi söylemiştik. Baktık, Serdar Denktaş da o görüşte. Yalnız, Sayın Denktaş kusura bakmasın, bu konuda söz söyleyecek en son kişidir. Hele de, hapisteki birini Müdür atadığı gerçeği ortada dururken…

BOZDUR BOZDUR HARCA:
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide, "Çözüm ne kadar erken olursa o kadar iyi" derken, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocas, garantiler sistemi kaldırılmadan Kıbrıs sorununda çözüm olmasının mümkün olmadığını savunuyor. Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulidis ise biraz daha insaflı davranıp,, “AB üyesi bir ülkede garantiler söz konusu olamaz" diyor. Eide, bir çözüm için bunları nasıl ikna edecek bilmiyorum…

İMZA ATACAK VAR MI: 
UBP Genel Başkan adaylarından Oğuz Ceyda, "Son kurultayda yaşananları göz önünde bulundurarak, tüm başkan adaylarına çağrı yapıyorum. Gelin partililer ve kamuoyu önünde söz verip gerekirse yazılı bir mutabakat imzalayalım. Kurultay sonucunu mahkemeye taşımayacağımızı peşinen ilan edelim." dedi. Aslında tüm adaylar, sonuç ne olursa olsun konuyu mahkemeye taşımayacaklarını çeşitli kez ifade ettiler ama, Girne İlçe seçimi bile mahkemelik oldu…  Yine de Ceyda bu çağrısına cevap verecek birini bulamayacak. Çünkü bunun altına imza atmak, biraz zor…

ANAYASA’NIN GÖZÜNDEN UBP ADAYLARI:
Nevzat Anayasa, UBP’de başkanlık için yarışacak 7 adayla ilgili o kadar güzel bir tesbit yapmış ki, sizlerle de paylaşmak istedim…UBP’nin Abisi: Ünal Üstel,  Dayısı: Nazım Çavuşoğlu, Oğlu: Hüseyin Özgürgün, Tayyarecisi: Ersan Saner, Kurtcusu: Zorlu Töre, Üvey oğlu:Ersin Tatar ve Dışlanmışı: Oğuz Ceyda…

SÖYLEYENE DEĞİL, SÖYLETENE BAK:
İstanbul’da 100 bin nüfuslu Bahçelievler,  Zafer Mahallesini 15 yıldır yöneten Muhtar Yunus Türk, Kuzey Kıbrıs’ta yerel yönetimde çözülemeyen sorunların vizyon eksikliği ve vasıfsızlıktan kaynaklandığını savundu. Deneyimli Muhtar, Türkiye’de her hangi bir belediye başkanının ülkemizdeki sorunları rahatlıkla yönetebileceğini de savundu. Bu sözlere birçoğumuz kızacak biliyorum ama, adamın söyledikleri yalan mı Allah aşkına. Ona kızacağımıza, bu sözleri söyletenlere kızmalıyız…

ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Gerçek anlamda değişemeyen, yenilenemeyen mevcut partiler, hızla yolun sonuna doğru sürükleniyorlar. Mevcut siyasetçilerden ve partilerden umudunu kesen halk da, yeni beklenti ve arayışlar içerisine girdi. Her şeyin tüketildiği ülkede yeni başlangıçlar umutları yeşertecektir…”

DİPTEKİLER
Trafik: İçinde bulunduğumuz bu yıl, Ekim ayına kadar meydana gelen toplam 3 bin 63 trafik kazasında, 23 kişi hayatını kaybetmiş. 10 ayda 23 ölüm. Her ay ortalama 2 kişiyi trafiğe kurban vermişiz. Öyle görünüyor ki, bunca ölümlere rağmen, hiçbir şeyden ders almamış ve değiştirmek için uğraşmamışız…