Çekoslovakya döneminde başlayan, Slovenya tarafından devam ettirilen ara bölgede Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partileri arasındaki toplantılarda, zaman zaman gerginlikler olduğu bilgimize gelirdi.
Aklımda kalan, Aralık 2009’da, CTP Temsilcisi Erkut Şahali, DP’den Bengü Şonya ve TDP temsilcisi Sami Dayıoğlu, toplantının başlamasından kısa bir süre sonra, Slovak Büyükelçisi Anna Turenicova’yı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın AB büyükelçileri için düzenlediği öğle yemeğine katılmadığı için protesto ederek salonu terk emişlerdi.
Ancak yine de, toplantıların gizliliği ilkesine saygı duyulduğundan, çok fazla sızıntı olmazdı.
Önceki gün de CTP’nin temsilcisi, Muhittin Tolga Özsağlam’ın toplantıyı terk etmesi haber oldu.
Konunun içeriğini öğrendikten sonra, ne yalan söyleyim, Özsağlam’ın gösterdiği dik duruştan dolayı mutlu oldum.
Kendisiyle konuştum, çok fazla detay vermedi, ancak hakaretamiz bir tutum gördüğü için toplantıyı terkettiğini söyledi.
Basında da çıktı. Güney’de çoktandır bilinen iki toplumlu, iki bölgeli federasyonu sulandırma gayreti var. Bunu, “AB içinde coğrafi ayrılık” durumuna getirme çabasındalar.
Yani, 40 yıllık BM parametrelerini, iki taraf arasında defalarca mutabakat sağlanan bir temel ilkeyi ortadan kaldırma gayreti. EDEK ve Yeşiller Partisi temsilcileri, bu tutumlarını toplantıda ortaya koymuşlar.
Bu kadarla kalmamış. Zaten Özsağlam, fikir düzeyinde tartışma devam etseydi, böyle bir tavır sergilemeyeceğini söylüyor. Aksine, diplomasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan tavırlara, el kol hareketlerine, hakaretamiz ifadelere tahammül edememiş.
İyi de yapmış.
Karşılarında, eşit haklara sahip bir siyasi parti temsilcisi olduğunu hatırlatmış kendilerine.
Bilmem farkında mısınız, öyle bir duruma geldik ki, konu Kıbrıs konusuysa eğer, dik durmak, hakları savunmak kabahatmiş gibi lanse ediliyor.
Bunu yapan da, derhal “çözüm karşıtı” diyerek yaftalanıyor.
Sanki muhatabımız tek egemen, hakim taraf, bizler de yamanmaya ya da yaranmaya çalışan köleler…
Nitekim, dün bu olaydan sonra da, sayıları yüzü bulmayan o malum grup, hemen ellerindeki kara boyalarla sosyal medya üzerinden faaliyete başladılar. Çıkışı yapan CTP ya, kıyamet bir o kadar daha büyük koparıldı.
Dün bir arkadaşım, “Sayıları yüz bile değil, yüz olsa, parti kurarlardı” dedi. Gerçekten öyle. Ancak öyle bir algı yaratıyorlar ki, “Kıbrıs Türkü’nün hakları” demeye çekinir hale getiriyorlar insanları.
Olaya bir de şu taraftan bakalım. Eğer Tolga Özsağlam, böyle bir durumda Türkiye’den bir yetkiliye aynı çıkışı yapmasaydı ne olurdu?
Bu kez de “Niye dik durmadın” diye, yine aynı o küçük grubun saldırısına uğramayacak mıydı?
Yani kısaca Rum’dan ne gelirse gelsin, ister hakaret, ister aşağılama gelsin, isterse haklarımız çiğnensin, varlığımız inkar edilsin, sesini çıkartmayacaksın!
Yok öyle yağma.
Bizim temsilcilerimiz de hangi siyasi partiden olurlarsa olsunlar, Kıbrıs Türkü’nün kendi içinden çıkan, demokratik iradesinin temsilcileridir.
En az karşılarındakiler kadar eğitimli, donanımlı insanlardır. Göz göre göre saygınlığımızı ve de kendimize saygıyı kaybetmenin alemi yok…
Eğer diplomatik olduğu söylenen bir toplantıda bile tahammülsüzlükleri varsa, o kendilerinin sorunudur…
Akla, mantığa, Kıbrıs’ın gerçeklerine, Kıbrıs Türkü’nün varlığına aykırı tavırlara da bizim tahammülümüz yok. Hem de kimden gelirse gelsin yok….
Öğrenmiş oldular…
YERİN KULAĞI VAR
ERKEN DEĞİL, BASKIN SEÇİM GALİBA:
Özgürgün’ün erken seçim sözlerini dün de yazmıştık, bu paramparça haliyle UBP bir erken seçimde dibe vurur diye. Bu söylemlerinin toplumda nasıl algılandığını da biliyor mu acaba? “2016’da erken seçim” sözleri, vatandaşlar arasında, Kudret Özersay’ın parti kurup güçlenmesine fırsat vermeden bir “baskın seçim” niyeti olarak yorumlandı. Hem de sadece UBP’nin değil, diğerlerinin de. Öyle mi acaba..?
YAPILIR DA, KORUNUR MU ACABA:
Turizm Bakanı Kutlu Evren, Geçitköy Barajı’nın etrafına, Doğal Koruma Alanı, Yaban Hayatı Yaşam Alanı ve Yeni Ağaçlandırma alanlarından oluşan bir "Mesire Alanı Projesi"nin yapımına başlandığını açıkladı. Hayali bile güzel de; sadece yol kenarlarında oluşan çöp dağlarını düşününce, insan, “böyle bir yer nasıl korunacak” diye düşünmeden edemiyor. Bu arada oraya öncelikle bir güvenlik sistemi oluşturmakta yarar var. Hem geçtiğimiz hafta basına düşen görüntülerin tekrar etmemesi için, hem de stratejik açıdan tesisin güvenliği için… Öncelikle bunun duyurulmasını beklerdim.
DEVLETİN KAYNAKLARI ÇAR ÇUR EDİLMESEYDİ:
Hekimler haklı. “Herkes sigortalı, sigortalar özele de açılsın, hastanın doktor seçme hakkı olsun”… Öyle de, devletin sigorta sistemi tamam değil ki… Her yıl milyonlarca Lira akması gereken Kurum, borç içinde. Üstelik de Türkiye tarafından defalarca kurtarıldığı halde… Devletin bunca zamandır nasıl yönetildiğinin en bariz örnek bu… Sağlık sistemini düzeltemiyoruz. Neden? Devletin kaynakları kırk yıldır çar çur edildiği için…
HUKUK DEĞİL, ETİK OLARAK:
Başsavcılık, elde edilen bilgi ve belgeler ışığında YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’un görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle görevden alınmasının hukuken mümkün olmadığı görüşünü vermiş. Gökçekuş’un görevden alınması hukuken mümkün olmayabilir ancak, hakkında bu kadar iddia ortada duruken, insan hukuku bir yana bırakır ve istenmediği bir yerde zorla oturmak yerine etik olarak istifasını sunar…
YAKIŞTIRAMADIM:
SDP Genel Başkanı Tözün Tunalı, “Birikim Özgür’ü mecburiyetten Maliye Bakanı yaptılar bunun nedeni ise Talat’tan intikam almaktır, çünkü Özker Özgür’ü bu partiden Mehmet Ali Talat ihraç etmişti. Özgür, bu mevkiye geldikten sonra partiden atılan babasının intikamını alacak ve bunu yapanların altını oyacaktır” demiş. Bu sözler, bir parti başkanının ağzına pek yakışmadı Tunalı kardeşim. “İntikam” gibi sözlerle, bir başka partinin içişlerine bu kadar müdahil olmanı, siyasete yeni başlamış birine şahsen ben yakıştıramadım..
5 YIL GEÇTİ:
Kapatılmasının üzerinden 5 yıl geçti ama, KTHY tartışmaları hala sürüyor. Siyasiler ilk günkü gibi hala birbirlerini suçlamayı sürdürürken, kamuoyu, KTHY’nin kapatılmasının ardındaki gerçeği ve sorumluların kimler olduğunu bilmek istiyor. Yılda bir kez akıllara gelen KTHY’nin kapatılma gerekçesi ortaya çıkarılmadığı sürece, bu toplumda hak, adalet, iyi yönetim laflarını kimse ağzına alamaz. Alırsa da inandırıcı olmaz…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Kanan: Sadece Büyük Hanın değil, tüm Lefkoşa’nın Ahmet dayısı idi o. Sadece Türkler değil, Rumlar da hafta sonları onu görmek, bir kahvesini içmek için orayı dolduruyordu. Ama o artık yok. Büyük Han ve “Ustanın Yeri” öksüz kaldı. Dün yüzlerce seveni onu uğurladı. Rahat uyu Ahmet dayı, bu dönemde böyle bir sevgi herkese nasip olmaz…
DİPTEKİLER
Yannakis Omiru: Rum Meclis Başkanı Omiru; “Türkiye Avrupa Konseyi’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanır, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs uçak ve gemilerine açması öngörülen kararlarına uyarsa ve Kıbrıs sorununun çözümünde işbirliği yaparsa, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dondurulmuş müzakere başlıklarındaki vetosunu kaldırması ancak o zaman mümkün olabilir”dedi. Allah akıl fikir ve izan versin…
































