Rum lider Anastasiadis yine nabza göre şerbet vermiş.
ABD’ye giderken İngiltere’ye uğrayan Anastasiadis burada yaşayan Rumlara bir konferans verdi.
Bizim basına yansıyan tercümede, kimseleri rahatsız etmeyecek bölümleri vardı.
Oysa Cyprus Mail, konuşmanın geniş bir özetini yayınladı.
Buna göre Anastasiadis’in, kendi halkına başka, masada başka konuştuğu kuşkusuna(!) düştük…
Anastasiadis konuşmasınada, önce EOKA’nın “mücadelesini” selamlamış ve “Bu mücadele başlangıçtaki hedefine ulaşamamış olsa da, bize bağımsızlığımızı kazandırdı” demiş.
Ardından, Akıncı’nın yeniden birleşmeye inandığını ancak bunun, Türkiye 40 bin askerini ve “yerleşik”leri çekme, gerekli toprak düzenlemelerini yapma niyetini göstermesiyle mümkün olacağını ifade etmiş…
Anlaşmayla herkesin istediği yerde yaşama, çalışma hakkı olacağı vaadi vermiş.
Konuşmasının sonunda da, hata yapmaları halinde, “Türkleştirme tehlikesinin” devam etme riski olduğunu söylemiş…
Tamam, hepimiz bir anlaşma istiyoruz. Daha fazla bu belirsizliğin devam etmemesini istiyoruz.
Barış, dostluk, falan filan tamam da; bir anlaşma sadece Kıbrıs Rumlarının, onun deyimiyle “Helen Kıbrıslıların” hak ve çıkarları için mi yapılacak..?
Ya da şöyle söyleyim, Anastasiadis masada da bunları mı söylüyor..?
Müzakerelerin temelini oluşturan iki bölgeliliği tanımadığını veya sulandırmak istediğini mi anlamalıyız..?
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu’nun önceki gün bu konuda bir açıklaması vardı.
Burcu, 11 Şubat Ortak Açıklama metnine göre hareket ettiklerini ve bulunacak çözümle Kıbrıs Türkü’nün kendi bölgesinde nüfus ve mülkiyette sarih çoğunluğa sahip olacağını söylüyordu. Yani “iki bölgeliliğe vurgu yapıyordu…
Bu ifadeyle, Anastasiades’in “herkes istediği yerde yaşayacak, istediği bölgede çalışacak” sözleri nasıl bağdaşacak..?
Barış Burcu’nun açıklamaları üzerine, Rum kesimindeki muhalefet, tam da tahmin ettiğimiz gibi, “Akıncı’nın Sözcüsü’nün söyledikleri doğruysa, Anastasiadis müzakereler başladığından beri Akıncı’yla neyi görüşüyor?” sorusunu sordu… Onlar da tuhaflığın farkındalar…
Ya da, bizim heyet tüm KKTC vatandaşları yeni devletin vatandaşı olacak derken, Rum liderin “yerleşikler gidecek” sözlerini nereye koyalım..?
Yoksa yine iyi niyetmizi muhafaza edip, Anastasiades’in iç siyasetteki baskılar nedeniyle, Dış Rumlara şirin görünmeye çalıştığını mı düşünelim…
Ne de olmasa Mayıs’da seçim var değil mi..?
Peki ama, kendi halkına doğruları söyleyemezse, nereye varılacak ki..?
Üstelik bu kez, Annan Planı’nda olduğu gibi, boşlukları dolduran biri de olmayacak…
Yani geçen defa Papadopoulos’un yaptığı gibi, ekranlara çıkıp “hayır” deyin diye ağlaması da mümkün değil…
Çünkü, referanduma sunulacak metnin tümüne liderler karar verecek, altına imzalarını atacaklar.
Onun için liderlerin, süreçle ilgili gelişmeleri halklarına doğru bir şekilde anlatması şart…
Hedef Mayıs’ta referandumsa, gerçeklere dönmek için de çok bir zaman yok…
YERİN KULAĞI VAR
BÖYLESİ KALDI MI:
Partisini kurmaya hazırlanan Kudret Özersay; “ şahsi veya ailesinin, veya belirli bir zümrenin menfaati için bize gelecek veya yanımıza sokulacak olanlar varsa, hiç boşuna uğraşmasınlar. Çünkü geldikleri gibi geri gidecekler” demiş. Desenize Özersay’ın işi oldukça zor. Bu zamanda böyle bir kitle oluşturmak hiç kolay değil…
EHVENİ ŞER:
CTP Genel Başkanı Talat, “Hayır dersek izolasyon ağırlaşacak” derken, Anastasiades de kendi halkına,”Hayır dersek, KKTC tanınacak” diyor. Anlaşılan bu kez referandumun özü “ehveni şer” olacak. Yani kötünün iyisi. Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek gibi bir şey… Baksanıza, her iki tarafta da korku senaryoları havada uçuşuyor… Ne kötü; keşke önyargılardan kurtulup, ortak gelecekle elde edeceğimiz faydaları tartışıyor olsak…
SOFTA ŞAŞIRTMASI:
Kıb-Tek Basın Sözcüsü Tuluy Kalyoncu, Kıb-Tek çalışanlarının elektrik ücreti ödemediği açıklamalarına da açıklık getirerek “1998 yılından beri tüm çalışanlar elektrik faturalarını ödüyorlar” dedi. O zaman soralım, çalışanların maaşlarına ek olarak aldıkları 715 TL neyin parasıdır bunu da açıklasın Sayın Kalyoncu. Kusura bakmasın ama, bu söyledikleri softa şaşırtmasından başka birşey değil…
FATURA VATANDAŞA:
Lefkoşa Belediyesi ile sendika arasında imzalanacak yeni toplu sözleşme ile, çalışanlara yeni avantajlar sağlandı. Çalışanlara sağlanan bu avantajların Lefkoşa Belediyesi’ne yıllık maliyeti 1 milyon lira… Başkan’ın gerekçesi “sosyal demokrat” olması…. Kararının arkasında durduğunu söylüyor. Bu durumda, Lefkoşa halkı bu 1 milyonluk faturayı da ödeyecek ve Belediye’nin toparlanıp, yatrım yapmasını beklemekten de vazgeçecek… BU arada, çalışanlar açısından, sosyal yatırımları hala yapılmazken, maaş artışı talep etmeleri nasıl bir mantık ki?
DOĞRU MU:
Silahla adam öldürmeye teşebbüs suçlaması ile gözaltında olan 8 zanlıdan birisi olan İsmail Mavideniz, polisle ilgili tüyler ürperten iddialar ortaya attı. "Kaldığım hücrede polis bana cep telefonu temin etti. 12 gün boyunca kullandım. Bana cep telefonu temin eden polisi de içeri atın" diyen Mavideniz’in bu iddiası ile ilgili Güzelyurt polisi soruşturma başlatmış. Aynen Cezaevindeki durum gibi. Polis örgütünün ciddi bir silkelenmeye ihtiyacı var gibi…
NİYE KALSIN Kİ:
İngiltere Kıbrıs’ta bundan böyle garantör ülke olarak kalmak istemiyormuş. Niye istesin ki, o alacağını çoktan aldı. Yıllarca sefasını sürdü, şimdi cefasını çekmek için enayi olması lazım. Yarım asırdır sorunlarla boğuşan bir ada İngilize dertten başka ne verebilir ki… Hele de çözümün finansmanı tartışılırken…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: Müzakereler konusunda, bizler de okuduklarımızı, dinlediklerimizi kendi kapasitemizle yorumluyor, halkı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Ancak daha ortada fol yok, yumurta yokken, halkların nihai kararlara varması da en büyük yanlış olacak. Zaten böyle bir tutum, insanların kendi aklıyla muhasebe yapma yetkisinden vazgeçmesi anlamına da gelir… Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, sivil toplum örgütlerini bilgilendirme toplantısında bunu güzel vurgulamış; “Şimdiden evet-hayır kamplarına bölünmeyin” diyor.
DİPTEKİLER
KKTC Sivil Toplum Örgütleri İnsiyatifi: Cumhurbaşkanı Akıncı tarafından “Sivil Toplumla Diyalog ve İşbirliği Toplantısı”na davet edilmemelerini protesto eden bazı örgütler, “40 yıldır burada yaşayan, KKTC yasalarına göre vatandaş olan, mülk sahibi olan ve buraya yatırım yapan insanlarımız hiç kimseye mülklerini iade etmeyecektir.Bu çerçevede önümüze gelen emrivaki bir anlaşma aşağıda adı bulunan 18 sivil toplum örgütü tarafından reddedilecektir”açıklamasını yaptılar…
































