Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Reçete belli…

Ülkenin ekonomik bir darboğazda olduğu herkes tarafından kabul ediliyor. Ada ülkelerinde ekonomik krizden çıkmanın çok fazla alternatifi yok. Hele de bizim gibi tanınmamış, kendi parası olmayan ve bir başka ülkenin verdiği yardımlarla ayakta duran bir ülke için…
Yapabileceklerimiz belli. Birisi turizm, diğeri üniversiteler…
Ancak ne yazık ki, ülkenin ekonomik geleceğinde lokomotif rolü oynayacak bu iki sektör, ya gereği kadar ilgi görmüyor, ya da bazı bürokratik engellemelerle boğuşmak zorunda kalıyor…
Her ne kadar siyasilerimiz sayesinde KTHY devreden çıksa bile, özel şirketler bu boşluğu doldurmakta gecikmedi…
Deniz, kum ve güneşin yanısıra, bir de beğensek de beğenmesek de casinoları nedeniyle Kuzey Kıbrıs artık önemli bir turizm merkezi olma yönünde hızla ilerliyor… Ama dedim ya bindiğimiz dalı kesme konusunda oldukça uzman bir toplumuz…
Neden mi..?
Evet, otellerimiz yeni ve başarılı yatırımlar yaparak kendilerini turizme hazırladılar. Deniz, kum ve hava için ise söylenecek tek bir sözümüz olamaz. Eksik olan tek şey, devletin yeni yatırımcılara kapılarını sonuna kadar açması, bazı lüzumsuz prosedürleri ortadan kaldırması. Yani yatırımın önünü açması… Engel olması değil…
Son dönemde ülkeye yatırım yapmak için gelen ciddi uluslararası şirketler, biraz da bizim yöneticilerin aymazlığından, geldiklerine geleceklerine pişman oluyorlar…
Hüseyin Ekmekçi dün köşesinde de yazdı, “Bafra’da dağıtılan parsellerden kaçı boş? Yatırım için bekleyen var. Yatrırım için parsel alıp, bunu satmaya çalışan çakallar da…Siyaseten torpilini kullanarak, Girne’de  parsel sahibi olanlar var. Devletin malını yatrım yapmak isteyene satmak için sırada bekliyorlar…Hepsinin kaydı kuydu mevcut. Yatırım dediğiniz şeyin bir süresi var. Yapmadı mı ytırımını, başka yatırımcı gelsin. En az 12 otel projesi var…Bekliyor…Geçiştiriliyor…”.
Ülkedeki bu çarpık sistemi bilen bazı“açıkgöz yatırımcılar”,  yıllar önce siyasi manevralarla kapattıkları, sonradan unuttukları ve tek kuruş harcamadıkları bu yerler için astronomik taleplerde bulunuyorlar. Eğer turizm bu ülkenin geleceği diyorsak, o zaman yatırım amaçlı verilen bu arazilerin yatırıma dönüşmesi için zorlanması, gerekçesi ne olursa olsun, aldıkları araziler üzerine yıllarca tek bir taş kondurmayanların elllerinden alınıp, gerçek yatırımcılara verilmesi sağlanmalıdır…
Evet turizm bu ülkenin geleceğidir. Ama bunun için bir vizyonunuz, bu vizyona yönelik planınız,  programınız ve en önemlisi de niyet ve erkinizin olması gerekiyor. Güney Kıbrıs’a göre çok daha bakir ve çok daha kaliteli otellere sahip olan KKTC’de turizm neden ilerlemiyor. Sakın kimse kalkıp da  “onlar tanınmış, biz tanınmamış ve izolasyon altında bir ülkeyiz” bahanesine sığınmasın. Üçüncü ülkelerden buraya gelen onbinlerce turist nasıl geliyor söyler misiniz..?
Casino otellerine para bırakanlar kadar, küçük otellere para bırakanlar da var. Üstelik bunlar, yedikleriyle, içtikleriyle doğrudan çarşıyı besleyen turistler. Sokaklarda, marketlerde, cafelerde  gördükleriniz bunlar. Bunların sayısını arttırmak için, “charter seferlere sübvansiyon vermek”ten başka bir plan var mı? Ben bilmiyorum. Veya uygulamada olan, güncellenen bir master plan?
Ya Üniversiteler…
Hedef 100 bin öğrenci… Bu ulaşılmayacak bir rakam değil. Buranın üniversiteler adası olmaması için hiçbir neden yok. Ama öncelikle üniversitelerin kendi içindeki  kavgaları bir yana bırakıp, kaliteli ve çağdaş bir eğitim için kolları sıvamaları gerekir. Üniversitelerin üst örgütü tarafsız hale getirilmeli, doğru kararlar alması sağlanmalıdır. Öğrenciyi yolunacak kaz, üniversiteleri de ticarethane gibi gördüğümüz sürece, bunu da başarmamız oldukça zor görünüyor. Türkiye’nin devlet üniversiteleri yanında, özel vakıf üniversitelerinin de KKTC’de kampüs açma konusunda talepleri olduğunu biliyoruz. Eğer hedefimiz 100 bin öğrenci ise, bunların burada kampüs açmalarına izin verilmeli. Ancak bu iznleri verirken de, devlet denetim görevini layıkıyla yapmalı ve kendini hissettirmelidir. Hatırlayın ODTÜ’nün burada bir kampüs açacağı dönemlerde ne tepkiler olmuştu. Çünkü pastanın bölünmesi bazılarının işine gelmiyordu. Ama ne oldu, ODTÜ bugün Güzelyurt’un o kıraç tepelerinde binlerce öğrencisiyle modern bir eğitim yuvasına dönüştü…
Başta da söyledim, bu ülkenin kurtuluşu artı değer getirebilecek olan turizm ve üniversitelerdir. Devlet bu iki sektörün önünü açacak tedbirleri almalıdır. Bunu yaparken de müdahaleci değil, sadece denetleyici ve düzenleyici olduğunu unutmamalıdır…

YERİN KULAĞI VAR:
BÖYLELERİ DE VAR:

Önceki gün radyo Havadis’te bakanlık-sendika kavgası yorumlarımızı dinleyen bir veli aradı dün. İddia ettikleri oldukça ilginçti. Velilerin tepkileri malum. Esas ilginç olan öğretmenlerden gelen ihbarlardı. Sendikaların çıkışlarına tepki gösteren öğretmenler, töhmet altında kalmaktan, karalanmaktan bıktıklarını söylediler. Eğri gemi, doğru sefer diyelim….

HESAPLAŞMA İLÇELERDE BAŞLAYACAK:
Ekim sonu yapılması beklenen ve şimdilik yedi adayın yarışacağı UBP kurultayında rakipler ilk sınavlarını İlçelerde vermeye hazırlanıyor. Kurultay öncesi yapılması planlanan İlçe Başkanı seçimleri için adaylar da belli olmaya başladı. İlçe başkanlığı seçimleri tam anlamıyla bir ön seçim olacak ve sonuçları, kurultayda kazanması muhtemel aday veya adayları belirleyecek. Yani rakipler, kurultay öncesi kozlarını İlçelerde paylaşacaklar…

SAFLAR BELİRLENİYOR:
CTP Genel Başkanı ve İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın ilçelerde başlattığı bilgilendirme toplantılarında söylediği, “Referandumda Kıbrıslı Türklerin ‘hayır’ demesi bizleri derin bir izolasyona iter” sözlerine önce Üçüncü Cumhurbaşkanı Eroğlu’ndan eleştiri gelmişti. Şimdi de UBP milletvekili ve başkan adayı Tatar, benzer cümlelerle bir açıklama yaptı. Saflar yavaş yavaş belirleniyor gibi… 

OLACAĞI BUYDU:
Hasan Sertoğlu, Kıbrıs Türk fotbolunu dünyaya açmayı aklına koydu. Sağ ideolojiden gelen biri olmasına karşın, artık tabuların yıkılması gerektiğini savundu. Başlangıçta, toplumun büyük bir kısmından gelen tepkiler vardı. Zaman içinde onun gösterdiği kararlılıkla bu tepkiler azaldı. Sonra, ansızın yumurta kapıya gelince, Rumlar her zaman olduğu gibi yan çizdiler. Şimdi de “KTFF’nun 1955’de kurulduğunun belgesi yok” diyorlarmış. Ahmet Sami Topcan rahmetli oldu. Ama onun kitaplar dolusu yazdıkları var… Öncelikle, KOP’un 1955’de Kıbrıs Türk takımlarını  federasyondan kovma kararı var. Bıraktım 55’i. 1962’de, Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde FIFA’ya müracaat mektubu var. Cumhuriyet kurulmuş da niye Kıbrıslı Türkler KOP’un içinde değilmiş? Önce bunu izah etmeliler. Ne yalan söyleyim, ta başından beri bunların olacağını tahmin etmiştim…

MOBESE ŞART OLDU:
Tonla para çalınıyor. Bankalardan, şahıslardan… Dinamitler, kalaşnikoflar geziyor ortalıkta… Kara ve deniz sınırlarında olmadık işler… Organize suç örgütleri ve çeşit çeşit asayiş sorunları. Tüm dünya bu sorunları sokak kameraları ve takip yöntemiyle en aza indirmeye çalışıyor. Özellikle Türkiye’de büyük ölçüde başarılı oluyor. Şu anda öncelikli sorunumuz güvenlik olduğuna göre, neden şu MOBESE denilen kameralar için bir girişim yapılmaz, ben de onu merak ederim. Telefon takibi, görüntü takibi… Teknolojiye ayak uydurmazsak, işimiz zor…

PARA YOK DİYORUZ AMA:
Maaşlar yetmiyor, döviz aldı başını gidiyor diye şikayet ediyoruz ama, dövizdeki artışa rağmen,  dövizle çalışan özel okullar bu yıl da rağbette. 10 bine yakın öğrenci özel okullara kayıt yaptırmış. İnsanlar herşeye rağmen bütçelerini zorlayarak çocuklarını, devlet değil de özel okula gönderiyorsa,  eğitim siteminde bir yanlışlık var demektir…

ZİRVEDEKİLER:
Barış Mamalı: “1977 de İTEM diye bir yasa çıkardılar. Puan sistemi getirdiler, insanlar güvendi, müracaat etti. Kuzey’deki Rum malına karşılık, Güney’deki malından feragat etti insanlar. Hemen hemen tüm vatandaşlar bunu yaptı. Eşdeğer mağduru bine yakın insan var. Hiçbir şey almadı, Güneydeki malını devlete verdi, Kuzeyde de bir şey almadı…”.

DİPTEKİLER:
Çıkar İttifakları: Teşbihte hata olmaz. Hani bir laf var, “Hacı hacıyı Mekke’de, hırsız da uğursuzu dakkada bulur” diye. Etrafta böyle ittifaklar var. Mesele çıkarların kesişmesi… Sanmayın ki bunlar toplumsal çıkarlardır, toplumun lafı bile geçmez. Geçerli olan, kişisel çıkarlardır.  Birinin koltuk derdi var, başka birinin görülecek hesabı, ya da menfaat beklentisi. Bakın etrafınıza hemen bir kaç tane sayacaksınız…