Biz ona hep Dikilitaş dedik…
Ancak dünya literatüründe ismi Venedik Sütunu…
Dün haberlerde, tamir edildiğini öğrendiğimde, gözümün önüne bir film şeridi geldi.
Bugünlerde baksak da görmediğimiz Sarayönü’nün eski halini hatırladım. Nereden nereye.
Arkeoloji Dairesi de, Şehircilik Dairesi de Kültür Dairesi de olan, bu konularda yetişmiş insan sayısıyla pek çok ülkeye kafa tutabilecek olan bir ülkeyiz…
Ama aynı zamanda, tarihin ilk çağlarından bu yana, gelen geçen her türlü kültürün izlerini birarada bulunduran bir bölgeyi varoş haline getirmeyi başaran insanlarız da…
Etrafındaki hangi akla hizmet yerleştirilen çirkin demir çerçeveyle, neredeyse yıkılmaya yüz tutmuş tarih sütun nelere tanıklık etmedi ki?
Salamis Roma harabelerinden geldiğini biliyoruz. Yani İsa’yla yaşıt neredeyse, bir kaç yıl sonra iki bin yıllık olacak…

Venedikliler nasıl bir araçla taşımışlarsa taşımışlar, getirmişler Lefkoşa’ya dikmişler. Sene 1550…
Osmanlı almış başka yere taşımış. En sonunda da İngilizler, şimdiki bulunduğu yere dikmişler.
Onca taşımaya rağmen zarar görmemiş de, bizim elimizde neredeyse yıkılacak hale gelmiş. Sadece bu bile, değdiğimiz yeri mamur edeceğimize, yokettiğimizin resmidir bence…
Düşünün, İngiliz Valisi, 1953’de Kraliçe İkinci Elizabeth’in tahta çıkışını, dikilitaşın dibinde ilan etmiş. Yine İngilizler, devlet dairelerini buraya kurmuşlar.
Biz bunlara yetişmedik, görmedik, ama o sütun hepsini biliyor.
Bugünkü gibi yüksek ve modern binaların olmadığı, at arabalarının cirit attığı, bayramlarda cıncırakların kurulduğu, taksicilerin tek mekanı Dikilitaş… Bu tarihi meydana varlıklarıyla hayat veren ve birçok renkli simayla özdeşleşen Dikilitaş….
Çocukluk yıllarımızın önemli buluşma noktalarından birisiydi. Ve buraya hayat veren o isimlerden aklımda kalanlardan bazıları; Dellal Mustafa, Hasan Çoronik, dellal Salim, antikacı Yekta Remzi, yine antikacı Ahmet Aziz, kitapçı Hazım Remzi, siyaset kulislerinin odağı olan kitapçı Hikmet Afif Mapolar, tatlıcı Raşit Bedevi, eczacı Macit, eczacı Münür, bisikletci Kemal Köse, sigaracı Mustafa, Kahveci Mulla Hasan, ciğerci Mustafa, Garanfilli, yemişçi Osman Gezer ve Mahmut dayı, boyacı Rauf, Vedia Barut, eczacı Kamuran Aziz, taksici Bambino ve daha niceleri hepsi de Dikilitaşın oralardaydılar….
Adları bu meydanla anıldı.
Sadece sosyal hayatımızın değil, siyasetin de odak noktası oldu Dikilitaş…
O büyük büyük mitingler…
İktidarların bir türlü el değiştiremediği yıllar…
Mesela, 1981 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, o günlerde Denktaş’ın başlıca muhalifi olan Dr. Küçük’ün omuzlarda Denktaş’ın mitingine taşınması…
Yine 90’da, bu defa da Eroğlu ile arası iyi olmayan Denktaş’a seçimlerde UBP’nin son anda destek vermesiyle düzenlenen o büyük miting… Galiba yaşanan yüzlerce mitingin en büyüğüydü. Yanımda duran Güneri Civaoğlu, “Sen hiç bu kadar büyük bir miting gördün mü” demişti….
Aynı yıl genel seçimlerinde, UBP’ye karşı ittifak kuran DMP’nin, daha sonuçlar açıklanmadan dikilitaşın etrafında attıkları zafer turu ve sonrasındaki hüsran…
Doğan Harman’ın bağımsızlık hareketi başladığında Dikilitaş’ın dibinde kurduğu çadır…
Yürüyüşler, eylemler, grevler…
Hüzünler, seviçler, kutlamalar…
Yine bugün oralarda dolaşıyoruz. Ama artık bir yabancı gibi. Sarayönüyle, Dikilitaş’la birlikte yaşamıyoruz. Anılar paylaşmıyoruz.
Venedikliler Dikilitaş’ı Lefkoşa’ya diktiklerinde, kaidesine Latince şöyle yazmışlar;
“Buranın insanları kendilerini güzellik ve zenginlik içinde değil, bozulmamış inanç içinde görürler.”
Güzellik, zenginlik ya da inanç…
Yıllar içinde neler kaybetmişiz, ne yazık…
YERİN KULAĞI VAR
DAHA NE BEKLİYOR:
YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’un “marifetleri” ortalığa saçıldı resmen. Üniversitelerin değil, sadece bir üniversitenin temsilcisi olarak orada durduğu iddiaları ortalıkta dolaşırken, ısrarla o koltukta oturan Gökçekuş’un, artık yapması gereken tek bir hamlesi kaldı. O da, o görevden derhal istifa etmek. Geçen her gün üniversitelerimize çok şey kaybettireceği aşikar. O nedenle biran önce istifa edip görevi bırakmalı, nasıl olmasa gidecek yeri var…
ÖZGÜRGÜN ERKEN SEÇİM DEDİ:
Hüseyin Özgürgün’ün dün Havadis’te yaralan röportajında söylediği ilginç bir şey var, “Ben bir buçuk yıl sonra erken seçim bekliyorum” diyor. İki parti arasında bir sorun olmadığını, hükümetin gayet uyumlu devam ettiğini de söylemekle birlikte yine de erken seçimden bahsediyor ve bunu da ekonomik duruma bağlıyor. Kullandığı ifade şu; “Üstesinden gelinemeyecek sorunlarla hükümet gitmez. Herşey çözülür, ekonomik konular zordur”. Biz bundan ne anlamalıyız? Hükümet parasal bakımdan zordadır, çaresi kalmayınca, erken seçime gidecek, öyle mi? Peki hükümetler ne içindir? Sıkışınca kaçmak için mi..?
NEYİ PAYLAŞAMIYORLAR:
UBP’de kurultay hesapları tam bir arap saçına döndü. Bırakın uzlaşmayı, her geçen gün daha da karmaşık bir hal alıyor. Paylaşamadıkları nedir ki, 2-3 sene önceki plağı tekrardan çalıyorlar. Öyle görünüyor ki, UBP mahkemelerde biten kurultaydan hala ders almamış. Kimse sorumluluk üstlenmiyor, aksine kavgayı körüklüyor. UBP'de önce ben, sonra partim görüşü hakim çoktandır…
İSTEMEKLE OLMUYOR:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, euro’ya geçiş konusunun da artık gündeme alınarak çalışma başlatılması gerektiğini söylemiş. İlahi Sayın Başkan, bunun olamayacağını en iyi sizin bilmeniz gerekiyor sanırım. Hepsi bir tarafa, kendine bağlı bir Merkez Bankası bile olmayan KKTC’de nasıl euro’ya geçilecek, keşke onu da açıklasaydınız. Kıbrıs Türkü sadece euro değil, çok şeyler istiyor ama, bunlar istemekle olmuyor ne yazık ki…
PARTİLER MEMNUN:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Meclis’te müzakere masasıyla ilgili vekillere verdiği bilgiler, partilerce olumlu karşılandı. Gelinen noktadan memnun olanlar kadar, olmayanların da olduğu kapsamlı bilgilendirme toplantısı sonrası vekillerin, Türk tarafının masadaki pozisyonuyla ilgili bilgilendirilmeleri, en azından bundan sonra, “masada neler oluyor, bilgi alamıyoruz” gibi şikayetleri önlemiş oldu…
KADIN DAMGASI:
Ombudsmanlık görevine atanan Emine Dizdarlı’nın ardından Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri’nin yaş haddinden emekli olması nedeniyle Narin Ferdi Şefik Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na atandı. İlk kadın Başbakan ünvanını alan Sibel Siber’in ardından, kadınlarımızın devletin önemli görevlerine getirilmesi, buralara kadın elinin değmesi, ülke adına oldukça sevindirici…
ZİRVEDEKİLER
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı: Cumhurbaşkanı’na YÖDAK konusunda biraz haksızlık ettiğimizi kabul etmemiz gerek. YÖDAK Başkanı’nın tarafsızlığı tartışıldıkça, biz de Yüksek Mahkeme Başkanları’na uygulanan prosedürle soruşturma başlatılıp, görevden alınabileceğini ya da istifasının istenebileceğini yazmıştık. Cumhurbaşkanı bekledi, bekledi, eline belgeli bir usulsüzlük gelince düğmeye bastı. YÖDAK üyelerinin red kararına rağmen verilen bir onay ve üyelerin buna şerhi gayet açık. Keşke YÖDAK Başkanı bu yola tevessül etmeden kendiliğinden istifa etseydi. Bir bilim adamının geldiği bir önceki kurum leyhine, bu skandala imza atmış olması ne kadar kötüyse, Cumhurbaşkanı’nın titizliği de o kadar takdire değer…
DİPTEKİLER
Gündem Uyuşturucu: Yeni adli yılın başlamasıyla birlikte ülkede en önemli sorunumuzdan birisi olan uyuşturucunun yine ilk sıradaki yerini koruduğunu öğrendik. Gün geçmiyor ki bir uyuşturucu vakası yaşanmasın. Bugüne kadar hep konuştuk, birşeyler yapmaya çalıştık belki ama, kabul edelim ki alınan önlemler gençleri bu illetten kurtarmaya yetmiyor…


































