Hayır, romantik bir yazı yazmayacağım…
Tam tersine, tarihin en hüzünlü gecelerinden birini yazacağım…
Geçtiğimiz günlerde izlediğim bir belgesel, Almanya’da Nazizmin doğuşunu anlatıyordu. 1938 yılında Almanya’da giderek yükselen Naziler, ülkede yaşayan on binlerce Polonyalı Yahudiyi sınırdışı etmişti. Sınırdışı edilen Yahudileri Polonya kabul etmemişti. İki ülke arasında sıkışıp kalan bu insanlar, soğuk, açlık ve hastalıktan yaşamını yitirmişti. Ailesini de olayda yitiren Herschel Grynszpan, Paris’teki Alman Büyükelçiliği’ni basmış ve konsolos yardımcısını vurmuştu…
Propaganda bakanı Goebbels, bunun öcünün alınması gerektiği şeklinde halkı radyo konuşmaları ve basın organları aracılığıyla kışkırtınca 9 Kasım 1938 tarihinde gece yarısı sokağa dökülen Naziler, Yahudilere ait ev, işyeri ve sinagoglara saldırmıştı. Saldırı sabaha kadar sürmüştü. Gecenin karanlığı ortadan kalkınca saldırının dehşeti de ortaya çıkmıştı…
91 Yahudi halk tarafından linç edilerek öldürülmüş, yüzlercesi yaralanmıştı. Binlerce iş yeri yağmalanmış ve yakılmıştı. Sinagog ve mezarlıklar tahrip edilmişti.
İşte bu geceye sokakları kaplayan cam kırıklarından esinlenerek “Kristal Gece” deniliyor ve Alman ile Yahudi halkları arasındaki tarihi kopuşun sembolü olarak anılıyor. Zira, bu geceden sonra artık iki halkın birarada yaşayamayacağı ortaya çıkmıştı…
Neden yazdım Kristal geceyi bugün..?
Salı akşamı televizyon başına oturduğumda ilk kez korktuğumu hissettim.
Korkumun nedeni Türkiye’de bir Kristal Gecenin yaşanmasına ramak kalacak noktaya gelinmesiydi.
1980 öncesi olaylarında bir hukuk öğrencisi olarak her gün terörün her türlüsüne şahit olan, hatta bu terörün bir kurbanı olarak, ayağında bunun izini hayatı boyunca taşımak zorunda kalan biri olarak, o dönemde terör nedeniyle Türkiye’nin bir iç savaş noktasına geleceğine hiç inanmadım…
Nitekim Türkiye’de Kristal Gece benzeri Maraş ve Çorum olayları yaşanmasına karşın, ülke o noktaya hiç gelmedi…
Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, teröristi halktan ayırmasını becerebildi. Olayları bütüne mal etmedi.
80’li yıllardan beridir PKK terörü altındaki Türkiye’de, halklar bir kopuş yaşamadı. Birlikte yaşama kararlılığını hiç kaybetmedi…
Ancak, Salı akşamı şehit haberleri gelmeye başladığında içimde bir sıkıntı oluştu. Sokaklardan, olaylarla hiç ilgisi olmayan Kürtlere karşı yapılan vandallıkların haberleri geliyordu.
Mevsimlik işçiler dövülüyor, yöresel kıyafetler giyen vatandaşlar Atatürk büstü öpmeye zorlanıyor, doğu plakalı araçlar büyük şehirlerde taşlanıyordu…
Terörü protesto etmek amacıyla sokağa dökülenler arasına yerleşen provokatörler, HDP binalarını kundaklıyor, Kürt yurttaşlara ait iş yerlerinin camları kırılıp, ateşe veriliyordu.
Olayların kontrolden çıkıp, bir Kristal Geceye dönüşmesi an meselesiydi…
Tam bu esnada, Hürriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’in Ahmet Hakan’ın programına kan ter içinde katıldığını gördüm. Hürriyet gazetesi iki gün içinde ikinci kez saldırıya uğruyor ve saldırganlar kapıları kırıp birinci kata kadar çıkıyorlardı. Ergin, gazetecilik yaşamı boyunca ilk kez bu kadar korktuğunu canlı yayında anlatıyordu…
Geç saatlere kadar Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen saldırı haberlerini kuşku ve üzüntü ile izledim ve saldırının tümüyle kontrolden çıkmaması için dua ettim…
Salı gecesi yaşanabilecek bir Kristal Gece, Türk ve Kürt halkları için bir kopuş getirebilirdi. Bu kopuş nedeniyle iki halkın artık bir arada yaşama iradesi ortadan kalkabilirdi. Terörün, tam kırk yıldır yapmaya çalıştığı iç savaş başlayabilirdi…
Allaha şükür, aklıselim galip geldi. Korktuğum olmadı…
Ancak, çok çok kritik günlerden geçiyoruz. Sağduyunun en çok hakim olması gerektiği bir süreç bu.
İki halkın er yada geç barış yapmayı başarabileceğine inanıyorum.
Ama bunun için, barış yapmayı imkansızlaştıracak bir Kristal Gece’nin hiç yaşanmaması gerek.
Aman dikkat..!!
YERİN KULAĞI VAR
GÜNEY’DEKİ MALLARIN DURUMU NE:
Sürekli olarak Kuzey’deki Rum mallarını tartışıyoruz. Şu anda zarar görme olasılığımız olduğu için… Peki ya Güney’deki Türk malları? Onlar için bir envanter var mı? Vatandaşın feragat ettiği malların toplamı ne? 40 yılda kazandıkları değer ne? Bunların içinde, açıktan söylenmese de Güney’de el altından satılanlar olduğunu biliyoruz, bunun envanteri var mı? Bu konuda, belki de Rum Tapu Daireleri’nin verilerini de içerecek bir data çalışması yapmak akla geliyor mu? Kıbrıs’ta mülkiyet meselesi sadece Kuzey’deki mallar meselesi değil ki..?
SIRASI DEĞİLDİ:
BKP ve AKEL’in, şehit mezarlarına yapmak istedikleri ziyaretler bölge halkının tepkisine neden oldu ve kısa süreli kargaşa yaşandı. Özellikle de mülkiyet konusunun tartışıldığı ve bazı Rum’ların ellerindeki tapularla Kuzey’e gelip rahatsızlık yarattıkları hassas dönemde böyle bir etkinlik yanlış oldu. Hele de 41 yıldır şehitleri anma törenlerinin hiçbirine katılmayan İzcan’ın bu ziyareti, haklı tepkilere neden oldu…
MESELE O VİZYONU ALABİLMEK:
Belediyelerimizin herhalde tümünün, Türkiye’de en azından bir kardeş belediyeleri var. Zaman zaman da karşılıklı ziyaretler yapıyorlar. Türkiye’de en küçük belediyelerdeki gelişmeler bile insanda hayranlık uyandırıyor. Üstelik de bunu kendileri kaynak yaratarak yapıyorlar, devletin önemli bir kaynak aktardığı yok. Gelişmeleri, vizyonla ilgili. Türkiye’deki yerel basından, bizim başkanlar ve heyetlerinin gittikleri yerlerde hayranlıklarını dile getirdiklerini okuyoruz. Keşke o vizyonları buralara taşımayı da başarabilseler. Ben bir de Türkiye’den gelen başkanların burada gördükleri manzara karşısında ne düşündüklerini merak ediyorum…
DİNİ LİDERLİK Mİ VAR:
Kıbrıs’taki siyasi liderler, “dini liderlerle” buluşuyormuş. Şu dini lider tanımı can sıkıyor. Hristiyanlıkta böyle bir mevki var, halk üzerinde etkisi de tartışmasız. Ama Müslümanlıkta yok. Bizde “din görevlisi” var. Belki Güney Kıbrıs’ta halkı etkilemek için dini liderliğe başvurulabilir, bizde böyle bir durum var mı? Yani Talip Atalay’ın ikna olup olmaması neyi değiştirir ki..?
NASIL OLACAK:
Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst’ün, “bu yıl okullar sorunsuz açılacak” demesine rağmen, bazı okullardaki müdür, müdür muavini ve öğretmen eksikliğinin, okullardaki altyapı sorunlarının da hala daha çözülmediğini görüyoruz. Okulların açılmasına az bir zaman kala eğitimdeki karmaşa ortadayken, Sayın Bakan’ın okulların sorunsuz açılacağı sözünü nasıl yerine getireceği merak ediliyor…
GÜNDEM TOZ:
Ne hükümet, ne kurultaylar, ne de Kıbrıs sorunu…Bugünlerde adanın tek sorunu var, o da ülkeyi etkisi altına alan toz bulutu. Beyazı gidiyor ama, bu kez de kırmızısı geliyormuş. Ahali sokağa çıkmaktan korkar oldu. Görünen o ki, ülke gündemini birkaç gün daha, Ortadoğu’dan gelen ‘mülteci’ toz belirleyecek….
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: Enerjide tek çözümün Türkiye’deki enterkonnekte sisteme bağlanmakta olduğunu söyleyen CTP milletvekili Özgür, “düğümü çözecek olan Başbakan’ın Türkiye ile enerji anlaşmasına imza atmasıdır. Yapısal dönüşüme bağlı olarak fazlasını harcarsak, el açmak zorunda kalıyoruz…” diyor.
DİPTEKİLER
Kıb-Tek: Gün geçmiyor ki şu veya bu nedenle elektrik sorunu yaşamayalım. Ya sıcaktan, ya soğuktan, ya aşırı yüklenmeden ve sık sık da yaşanan arızalardan dolayı neredeyse kesintisiz gün yaşanmıyor. Ama onların derdi ne eskiyen kablolar, ne de yaşanan kesintilerin giderilmesi… Anladığım kadarıyla tek dertleri, kurdukları düzenin bozulmaması için, sıkıştıkça halkın cebine dalmaktır…
































