Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mektup ve düşündürdükleri…

UBP’nin 31 Ekim’de yapacağı kurultayda adaylıklarını açıklayan Ersin Tatar, Nazım Çavuşoğlu, Ünal Üstel ile muhtemel adaylar Ersan Saner ve Zorlu Töre, avukat Muhabbet Mevsimler vasıtasıyla, Ulusal Birlik Partisi Genel Yönetim Kurulu Üyeleri’ne bir mektup göndererek, ‘Kurultay üyelikleri’ hakkında uyarılarda bulundular…
Üyelerden herhangi birinin böyle bir harekette bulunmaları doğal karşılanabilir belki, ancak aynı zamanda aday olmaları ve aday sayısının da giderek artıyor olması, mektubun belli bir merkezden organize edildiği izlenimi yaratıyor. Kurultay’da birbirleri ile de yarışacak olan adayların ortak hareket etmeleri bana biraz düşündürücü geldi. 
Zaten Özgürgüne’e karşı adaylıklarını açıklayanların, birbirlerine yönelik bir eleştirilerini görmedik, duymadık. Doğru olan, Hüseyin Özgürgün’ü eleştirdikleri kadar, diğer adayları da eleştirmeleridir. Yok eğer hedef sadece Özgürgün ise, o zaman 3-5 aday aralarında anlaşıp, bir isim belirleyip onu destekleyebilirlerdi. Ama öyle yapmak yerine çoklu bir kurultay seçimi yapmak, işlerine geldi. Yapılan hesaplar, kamuoyunun gözü önünde gerçekleşenler değildir. UBP çevrelerinde konuşulan, bir senaryonun hayata geçirilmesi ve Derviş beyin parti içerisinde kaybettiği gücünü yeniden sağlamasıdır. Söz konusu adaylar bilerek veya bilmeyerek bu senaryonun bir parçası olmuşlardır. Bakanlık hayallerinin sönmesi, işin boyutunu “intikam” noktasına getirmiş ve “madem beni bakan yapmadın, seni o koltuktan indireceğim” mantığıyla hareket etmeye başlamışlardır…
Benim gördüğüm, bu üç veya beş adayın çoğu, kurultayda kazanma şanslarının olmadığını çok iyi biliyorlar. Ancak yapılan “ittifak” birisinin kazanması değil, Özgürgün’ün ilk turda kaybetmesi üzerine kurulmuştur. Siz bakmayın, “bizim itirazımız yazılan yeni üyeleredir” dediklerine. Üye yazılanların birçoğu partilidir ve yıllardır onlara oy veren isimlerdir. Bunların ille de Özgürgün’e oy vereceğini nereden biliyorsunuz. Eğer sizin niyetiniz UBP’yi düzeltmekse daha kurultay sonucu belli olmadan, bu kurultayı mahkemeye taşıyabileceğinizin sinyallerini vermezdiniz…
Burada niyet açık, kimsenin UBP’yi daha ileriye taşıma gibi bir derdi yok. Hepsinin de niyeti, partiyi değil kendilerini ileriye taşımaktır…
Daha 3 yıl önce yaşananlar belleklerden silinmedi. Koca parti aylarca mahkeme koridorlarında oyalandı. Sonuçta kaybeden, çareyi partiyi terk etmekte buldu. Onun için kimse çıkıp da, “parti kötü yönetiliyor, ben gelip abilik yapacağım, partiyi toparlayacağım, iktidar yapacağım” bahanelerine sığınmasın. Eğer sorun varsa, şartları zorlar, parti içi mücadele verir ve yanlışları düzeltmek için mücadele ederler…
Şu anda görünen, partinin ne olduğu veya ne olacağı gailesinden çok, bakan olmamalarının hesabını sormak. Ve bakan yapılmamalarının hesabını şimdiki başkana kesmek…
Yok eğer söyledikleri gibi partilerini çok sevdiklerinden aday olmak istiyorlarsa ve Özgürgün’den memnun değillerse, otururlar aralarında kazanma şansı en yüksek olan isim etrafında birleşirler ve onun kazanması için birlikte mücadele ederler. Kimse yanlış anlamasın, Hüseyin Özgürgün çok başarılı, iyi şeyler yaptı gibi bir iddiam yok. Ama bu süreci iyi tahlil etmek, adayları yakından takip etmek gerek.
Sonuçta benim gördüğüm “partiyi kurtarmaya hevesli” bu çoklu aday grubunun tek ortak noktası, kurultayı ikinci tura taşımak ve ikinci turda da, Özgürgün’e karşı güç birliğine gidip, başkanlığı almak. Aslında, kurultay ikinci tura kalsa bile, normalde bu isimlerin bir araya gelmeleri oldukça zordur. Tek istisna, ikinci turada yarışacak adayın, diğerlerine vereceği sözler olabilir. Örneğin, hükümetin bozulacağı ve yeni kabinede adayların hepsine bakanlık verileceği gibi…
Sonuç olarak, UBP kurultayla birlikte yeni bir çalkalanma, hatta bir bölünme yaşayabilir. Çünkü partilerine bağlılıkları ideolojik değil, menfaate dayalı bir bağlılıktır. Özgürgün’den farklı ne yapacaklar, partide ne gibi bir reformlar yapmayı düşünüyorlar? Tek söyledikleri kazanmalarını zorlaştıracağına inandıkları yeni üye yazımıyla ilgili…
Başta da söyledim, 5 vekilin ortaklaşa yazdıkları mektup, kurultay sonucunda Özgürgün’ün tekrar  kazanması halinde, yeniden mahkemeye koridorlarına düşeceklerinin habercisidir. Bir de tabii o koltuğa kimin oturacağı…

 

YERİN KULAĞI VAR
SÜREÇ İYİ YÖNETİLMEDİ:

Kıbrıs konusunda her dönem bir müzakere süreci yürütüldü. Ama hiç birinde bugünkü kadar endişe, kuşku yaratılmadı. Geçmişte Talat-Hristofyas döneminde de ortam bulandırılmaya çalışıldı, ancak kaosa dönüşmedi. Neden bu kez bu tartışmalar? Bence tek bir nedeni var, sürecin halkla ilişkiler kısmının iyi yönetilmemesi.. Masada konuştuklarınız ne kadar önemliyse, bunun halklara yansıması  da o kadar önemlidir.  İyi yönetemezseniz, muhaliflerin gayretiyle paniğe dönüşür. Her Allah’ın günü savunma amaçlı bir yalanlama var. Bu bile, sürecin iyi yönetilmediğinin işaretidir. Oysa halka ilişkiler uzmanlarının işi, güven duygusu korumak olmalıydı…
İŞ BAŞA DÜŞTÜ: 
CTP MYK’sı önümüzdeki aydan itibaren, müzakere süreciyle ilgili bölgelere ziyaretler başlatacak ve vatandaşı bilgilendirecek. Demek ki durum iyi değil, CTP, Akıncı ve kadrosunun söylediklerinin vatandaşı tatmin etmediğini görmüş olacak ki, yola düşmeye karar vermişler…
AYIP OLUYOR: 
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Akıncı’nın yakın çalışma arkadaşlarından ve seçim sonrası sarayda istihdam edilen birisi, sosyal medya üzerinden Akıncı’ya yönelik eleştirilere cevap vermeyi kendine vazife edinmiş. Kullandığı dil ise oldukça rahtsız edici. Belli ki, hala seçim havasından çıkamamış ki, herkesi çözüm düşmanı ilan etmekten çekinmiyor. Eleştirenlere saygısı olmayabilir ama, bari oturduğu o makama saygısı olsun… 
YÜZDE KAÇ ALIR:
İkinci turda oyumu Sayın Akıncı’ya vermiş ve %60 kusur oyla kazanmasına katkı koymuş birisi olarak, bu günlerde neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Yarın bir seçim olsa Sayın Akıncı yüzde kaç oy alır acaba..? Eminim sizler de en az benim kadar merak ediyorsunuz…
YANLIŞ NEREDE:
Son günlerde aratarak devam eden polisiye olaylarla ilgili olarak tutuklanan zanlılar hakkında google’dan bir arama yapın, karşınız bu kişilerle ilgili olarak hayli kabarık suç dosyaları çıkacak. Durum böyle iken, bu insanların sokaklarda değil, içeride olması gerekmez miydi? Yargı süresinde bir şeyleri yanlış veya eksik yapıyoruz sanırım… 

 

ZİRVEDEKİLER
Malumun İlanı: İş çevreleri ve üreticilerden oluşan 8 örgüt açıklama yaptı; “Elektrikte uygun maliyetli ve arz güvenliği sağlayan sürdürülebilir bir yapının oluşturulması için yeni bir tekelleşme yaratmayacak ve rekabetçi serbest piyasa ortamı sağlayacak şekilde elektrik piyasasının şartlarını oluşturarak özelleştirilmesi gerektiğine inanmaktayız…”.
GEVEZEYİZ: Telefonda konuşma konusunda, Avrupa’da üst sıralarda yer almamız konusunda şöyle bir düşündüm ve karar verdim ki, en iyi yaptığımız konuşmak. Başka ülkelerde düşük olmasının sebebi bence, vakitlerinin çoğunu üretime harcamaları. Biz ise her konuda gevezelikle gün geçiriyoruz.
DİPTEKİLER
“Oto park var da biz mi park etmedik”: Kent içi trafiği en çok karıştıran,  şüphesiz gelişigüzel parklar. Uyardığınızda, başınıza ne geleceğini bilemiyorsunuz. Hatta insanlar o kadar pişkinleşmiş ki, daha geçenlerde biri bana aramam için polisin numarasını bile verdi. Görev öncelikle belediyelere düşüyor; park yeri sayısını arttırmak. Ya kendileri, yapacak, ya da şahısları yatırım için teşvik edecekler. İş bununla da bitmeyecek, sürekli denetim yapılacak ve yanlış parkın bu ülkede suç olduğunu direksiyon başına geçen herkes öğrenecek. Modern dünyanın gereği bu…