Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Korkutarak susturmak

Aslında toplum olarak verilere dayalı bir şekilde meseleleri tartışma, sebep-sonuç ilişkileri kurarak analiz yapma alışkanlığımız yoktur.
Toplumun genelinde sorgulamadan yargı oluşturma eğilimi vardır.
İşin kolayına kaçılır ve dedikodular üzerinden günlerce yorum yapılır.
Dedikodu odaklı bilgiler belki de küçük bir toplum olmamız nedeniyle adanın dört bir tarafına çok çabuk yayılır.
Ve nedense hemen doğruymuş gibi kabul görür.
Toplumun yapısı maalesef buna çok müsait.
Bu aslında bir zaaf!
Bazen siyasi eğilimler belirlenirken, toplumu doğrudan ilgilendirecek kararlar alınırken bu zaaf siyasi ya da kişisel nedenlerle kullanılır. Bazen de kişiler toplum içinde linç edilip ötekileştirilirken.
Bu yollarla kamuoyu oluşturulur.
Hele de hassas, toplumda bireysel çıkarları doğrudan etkileyecek konularda.
Örneğin kamu çalışanlarının maaşları ile ilgili ortaya atılacak bir dedikodu ile bir anda Maliye Bakanı ve hükümet zorda bırakılabilir.
13’üncü maaşlarla ilgili kahvenin birinde şaka olsun diye ortaya atılacak bir iddia kısa bir süre sonra gazetelerin manşetlerine bile taşınabilir.
Karpaz’dan Yeşilırmak’a kadar bir anda herkes bunu konuşmaya, tartışmaya başlayabilir.
Ortaya atılacak iddia bir kahvede değil de medya organları aracılığıyla yapılırsa bunun etkileri çok daha çabuk görülür.
Bir anda memleket bu iddiayı tartışmaya başlar.
Hele o konuda ortada bir bulanıklık ya da gizlilik söz konusu ise ortaya atılan iddia çok daha çabuk yayılır.
Kimse bunun nereden nasıl ortaya çıktığını sorgulamaz.
Hele de hassas bir mesele ile ilgiliyse.
Bir de çok sayıda kişiyi doğrudan ilgilendiriyorsa.
Ortaya atılan iddia ile ilgili genelde toplumda korku ve endişeler varsa.
Kıbrıs konusunda son dönemde yaşanmaya başlanan tartışmalara baktığımda aklıma nedense bunları yazmak geldi.
Mülkiyet ve toprak Kıbrıs meselesinin en hassas ve birçok insanımızı doğrudan ilgilendiren konularıdır.
Müzakerelerde gizlilik prensibi nedeni ile müzakere süreci ile ilgili kamuoyunun zamanında ve yeterince bilgilendirilmemiş olması, özellikle mülkiyet ve toprakla ilgili ortaya atılacak bir iddianın kolayca toplumda alıcı bulabileceği bir zemin yarattı.
Sonuçta mülkiyet ve toprak konularında ortaya atılan, yazılıp çizilen her ne varsa toplumun değişik kesimleri içerisinde alıcı buluyor.
Cumhurbaşkanlığı “Yok böyle şeyler” diye çırpınıp dursa da şu anda kamuoyunda üstünlük iddiaları ortaya atanlarda…
Cumhurbaşkanlığının iddiaları çürütmesi ve kamuoyunu rahatlatması için daha çok çaba harcaması gerekecek.
Sonuçta toplumun yapısını da unutmamalı.
Toplum içerisinde önemli bir bölüm mevcut durumu bir çözüm modeli olarak gören, ya da müzakere sürecinin Kıbrıs Türk tarafının aleyhine sonuçlar üreteceği endişesi taşıyan kişilerden oluşuyor. Bunu da unutmamak lazım!
Müzakere sürecinin sağlıklı bir şekilde devamı için bu gerçeği de dikkate alarak Cumhurbaşkanlığının herkesi bir şekilde doğrudan bilgilendirip sürecin içinde tutacağı adımlar atması gereklidir.
Her kesimi kucaklayarak bu başarılabilir.
Gelinen aşamada dedikodunun toplum içinde çok çabuk kabul gördüğü gerçeği dikkate alınırsa Cumhurbaşkanlığının işinin hiç de kolay olmadığını söyleyebiliriz.
Ancak tabular ve korkuların olduğu yerde meselelerin akılcı bir şekilde tartışılamayacağı bir gerçektir.
Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı tüm tabuları yıkacak, korkuları da dikkate alacak şekilde Kıbrıs Türk halkını bilgilendirmelidir. Ve bunu hemen yapmaya başlamalıdır.
Aksi takdirde her geçen gün işi daha da zor olacaktır.